Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Bilge Gökçen

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Özdemir Paşa

--------------------------------------------------------------------------------




Mısır Çerkez Memlüklerinden olan Özdemir Paşa, ünlü bir Türk kumandanıydı. Osmanlı Devleti hizmetine girdikten sonra, 1538 yılında Hadım Süleyman Paşa'nın Hint seferine katıldı. Bu sefer sonunda Yemen'de kaldı ve Sancakbeyi oldu, Sana'yı aldı. Daha sonra Yemen Beylerbeyi olan Özdemir Paşa, Osmanlı Devletine isyan eden ve Üveys Paşa'yı öldüren Pehlivan Hasan'ın isyanını bastırdı. Habeş Beylerbeyliği de yapan Özdemir Paşa, 1561 yılında Sana'da öldü.
 
Bilge Gökçen

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Gedik Ahmed Paşa

--------------------------------------------------------------------------------



Gedik Ahmed Paşa Sırbistan'da doğdu. Sultan İkinci Murad döneminde, iç oğlanı olarak saraya girdi ve Fatih Sultan Mehmed zamanında askeri rütbe ile saraydan çıkıp, kısa bir süre Rum beylerbeyliği yaptı. 1462'de İshak Paşa'nın yerine Anadolu beylerbeyliğine getirildi. İlk büyük askeri başarısını, 1461'de Koyulhisar'ı fethederek sağladı. 1469 yılında Karaman Ereğlisi ve Akhisar'ı fethedip, Fatih Sultan Mehmed'in oğlu Şehzade Mustafa'yı Karaman valisi olarak Konya'ya yerleştirdi. Ertesi yıl Eğriboz'un fethi ile sonuçlanan sefere katıldı.

Aynı yıl Anadolu Beylerbeyliğinden ayrıldı ve vezirlik rütbesini aldı. 1471'de Alaiye'yi, ertesi yıl İçel ve Karaman'da Silifke, Mokan, Gorigos, Gülek ve Lülye'yi ele geçirdi. Karamanoğlu Pir Ahmed ve kardeşi Kasım Bey'i yenilgiye uğrattı. Otlukbeli Meydan Savaşı'nın, Osmanlı zaferi ile sonuçlanmasında önemli rol oynadı. Gedik Ahmed Paşa, 1474'te idam edilen Mahmud Paşa'nın yerine vezir-i azam oldu. Karaman ve İçel'deki askeri faaliyetlerini, düşman eline geçen Ermenek, Manyan ve Silifke hisarlarını geri alarak sürdürdü. 1475'te Kefe, ardından Sulak ve Azap'ı zaptedip, Menkup'u kuşattı. 1477'de Arnavutluk'taki İşkodra seferine çıkmayı kabul etmeyen Gedik Ahmed Paşa, görevinden alınarak Rumelihisarı'nda hapsedildi.

Hersekzade Ahmed'in arabuluculuğu ile serbest bırakılıp, Kaptan-ı Deryalığa ve aynı zamanda Avlonya sancakbeyliğine getirildi. 1479'da Ege'de Kefelonya, Zanta ve Ayamavra'yı zaptetti. Fatih Sultan Mehmed, bir donanma ile 1480 yılında Gedik Ahmed Paşa'yı Otranto'ya gönderdi. Otranto'yu Ağustos 1480'de fetheden Gedik Ahmed Paşa, İtalya'da yeni fetihler için hazırlanırken Fatih Sultan Mehmed'in ölüm haberini aldı.

Yeni padişah olan Sultan İkinci Bayezid'den destek istediyse de kendisi geri çağrıldı. 1481 yılında Sultan İkinci Bayezid ile Cem Sultan arasındaki savaşa son anda yetişerek, Sultan İkinci Bayezid'ın savaşı kazanmasında önemli rol oynadı. Buna rağmen, Sultan İkinci Bayezid, Cem Sultan taraftarı olduğunu düşündüğü Gedik Ahmed Paşa'yı hapse attırdı. Kapıkullarının ayaklanmasından sonra serbest kaldı.
Cem olayından ötürü uzun süredir hareketlerinden endişe edilen Gedik Ahmed Paşa, Sultan İkinci Bayezid'in emriyle 18 Kasım 1482'de Edirne'de, boğdurularak öldürüldü.
 
Bilge Gökçen

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Lala Şahin Paşa

--------------------------------------------------------------------------------



Orhan Gazi zamanında yaşayan Lala Şahin Paşa, Şehzade Murad'a (Sultan Murad Hüdavendigar) lalalık ederek onu yetişmesinde büyük pay sahibi oldu.!Rumeli'de büyük askeri başarılar kazandı. Orhan Gazi'nin büyük oğlu Süleyman Paşa ölünce, onun yerine beylerbeyi oldu. Rumeli'deki tüm kuvvetlere Lala Şahin Paşa komuta etti. Osmanlı tarihinde beylerbeyi ünvanını taşıyan ikinci kişidir.


Sultan Murad Hüdavendigar zamanında Edirne, Filibe ve Zara'yı fethetti. 1363'de Edirne'yi geri almak için gelen 60.000 kişilik haçlı kuvveti, Edirne yakınına ulaştı. Osmanlı kuvvetleri bu orduya karşı koymak için yetersizdi. Lala Şahin Paşa düşmanı oyalamak için 10.000 kişilik kuvvetle, Hacı İlbey'i gönderdi. Kendisi de Edirne'yi savunmak için hazırlıklar yaptı. Hacı İlbey haçlı kuvvetlerine ani bir baskın yaparak Sırp Sındığı Savaşı'nı kazandı. Lala Şahin Paşa'nın Hacı İlbey'i bu başarısından dolayı kıskanarak zehirletip öldürttüğü söylenir. Bursa'da bir medrese, Mustafakemalpaşa'da bir cami yaptırmış olan Lala Şahin Paşa, 1376 yılında vefat etti.
 
Bilge Gökçen

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Andrea Doria, İtalya'nın soylu ailelerinden Doria'lara mensuptur. Amcası Nicola Doria'nın kayırmasıyla, Papa İnnocentius VIII'in has alayında görev almış, gösterdiği yararlıklardan ötürü Napoli krallığının hizmetine verilmiş ve rütbesi amiralliğe kadar yükselmiştir. Andrea Dorya'nın başarılarından ilki, baş kaldıran Korsika'yı yenilgiye uğratmasıdır (1503-1506). Daha sonra Cenova deniz kuvvetlerinin başına geçmiş, Berberistan kıyılarını ellerinde tutan Türk korsanlarıyla mücadeleye girişmiş, 1522'de Fransa Kralı Birinci François'in hizmetine girmiştir.

Birçok savaşlardan sonra Şerşel'e (Cicelli) karşı saldırıya geçmiş ve Karaman Ali REİS 'in üstün savunması karşısında bir şey yapmadan çekilmek zorunda kalmıştır. Bu yenilginin verdiği aşağılık duygusunu gidermek için Yunan denizindeki savunması yetersiz Türk kıyılarındaki bazı limanları topa tutmuş, Coron ile Patrus'u ele geçirmiştir. Bunun üzerine Kanuni Sultan Süleyman, Türk donanmasını Barbaros'un komutasına vermiştir. Barbaros Hayreddin Paşa, 18 gemilik bir düşman filosunu Messina boğazında yakmış (1533), Doria, gemileriyle birlikte Preveze'ye sığınmak zorunda kalmıştır. Barbaros'un Reggio, Santa Lucca, Citraro, Spina Langa şehirlerine yaptığı akınlar ve Tunus'u ele geçirmesi, Alman İmparatoru Şarlken'i yeni bir sefer düzenlemeye yöneltmiştir.

Tunus üzerine hazırlanan sefere Andrea Doria da katılmış ancak, Barbaros'un karşı saldırılara geçmesi ve Minorca ile Majorca adalarını hedef olarak seçmesi ve buradaki Palma ile Maroj kalelerini yıkması üzerine, bu sefer de yine başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bundan sonra Papalığın teşviki ile Venedik, Papalık, Ceneviz, Malta, İspanya ve Portekiz donanmaları Andrea Dorya'nın emrine verilmiş; fakat Barbaros, bu güçlü donanmayı Preveze açıklarında büyük bir yenilgiye uğratmış ve denizcilik tarihinin en büyük zaferlerinden birini kazanmıştır. Zaten Doria'nın en büyük talihsizliği hiç şüphesiz, Barbaros gibi büyük ve güçlü bir denizci ile karşı karşıya gelmiş olmasıdır.
 
Bilge Gökçen

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Horatio Herbert Kitchener (Lord Kitchener)

--------------------------------------------------------------------------------







(1850 - 1916)



Protestan bir ailenin çocuğuydu. Özel öğrenim gördü. Wowlwich Krallık Askeri Akademisi'ni bitirdi. Fransız Alman savaşlarında, Fransızlar safında gönüllü olarak savaştı. Ocak 1871'de devlet memuru olarak çalışmağa başladı. 1874-1882 arasında Filistin, Anadolu ve Kıbrıs'ta gizli serviste çalıştı. 1883 başlarında Kahire'de bir Mısır süvari birliğinde görevlendirildi. Nil'de general C. G. Gordon'u kurtarmak için yapılan operasyona katıldı. Harekatın başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Zanzibar'a gitti. Kızıldeniz kıyısındaki Suakin'de genel vali olarak bulundu. Başbakan Lord Salisbury'in tavsiyesi üzerine Mısır ordusu başkumandanı oldu.

Kitchener hiç evlenmedi, sadece görevini düşündü. Kitchener ve arkadaşları 1896 da savaşı başlattılar; 2 Eylül 1898'de Omdurman'dan Araplara karşı geniş bir katliam düzenlediler. Vahşetin zaferi İngiltere'yi heyecana boğdu. Kitchener'e 1898 kasımında soyluluk unvanı, 1899 haziranında parlamentonun teşekkürleriyle büyük bir para verildi. Kitchener'in bir başka başarısı da, Faşoda'da (Kodok) bulunan bir Fransız birliğinin Sudan'ın bazı kısımları üstünde hak iddia etmesiyle ortaya çıkan durumu ustalıkla çözümlemesi oldu. Kitchener Sudan'da bir yıl genel vali olarak kaldı. Bu arada Güney Afrika'da savaş çıkmıştı. Kitchener kötüye giden durumu düzeltmek üzere 1899 aralığında Lord Roberts ile Güney Afrika'ya gönderildi, orada Roberts'in yerine başkumandan oldu, aşağı yukarı iki yıl süren gerilla direnişini vahşi metotlarla kırdı. Tarlalar ateşe verildi, kadınlar ve çocuklar salgın hastalıkların kol gezdiği toplama kamplarına kapatıldı. Sonunda Boerler dize geldi.

Kitchener, 1902 temmuzunda İngiltere'ye dönünce şeref madalyaları aldı, ayrıca vikontluğa yükseltildi. Savaş bakanlığında çalışmayı kabul etmeyince başkumandan olarak Hindistan'a gönderildi. Burada orduyu bir içi isyanı bastıracak şekilde değil de dışarıdan gelecek bir saldırıyı karşılayacak şekilde yeniden teşkilatlandırdı. Fakat Hindistan ordusunda böylece ortaya çıkan çift kumandan düzeni yüzünden genel vali ile arası açıldı. Kitchener askeri konularda genel valinin değil başkumandanın daha yüksek yetkiye sahip olması gerektiği görüşünü savundu. İngiliz kabinesinin Kitchener'i tutması üzerine genel vali istifa etti. 1909 eylülüne kadar orada kalan Kitchener aynı yıl savunma siyaseti konusunda tavsiyelerde bulunmak üzere Avustralya ve Yeni Zelanda'ya gitti.










Hayatının en büyük hayal kırıklığı belki de Asquith'in liberal hükümetinin kendisini Hindistan genel valisi yapmaya yanaşmaması oldu, fakat mısır valiliği teklif edilince teselli buldu. 1911-1914 arasında Kahire'de bulundu, Mısır ve Sudan'ı yönetti. Kitchener 1914 Temmuzunda başbakan Asquith'in verdiği bir görevi hiç istemeyerek kabul etti. Buna göre mareşal olarak kabineye girecek ve tarafsız bir savaş bakanı olacaktı. Kitchener İngiliz ordusunu küçük buluyor, savaşın üç haftada biteceğine inanan meslektaşlarına 'savaş en az üç yıl sürecek' diyordu. Kitchener'a göre İngiltere'nin savaşı kazanabilmesi için daha bir milyon kişilik bir ordu gerekirdi. Kitchener savaşın ilk aylarında tam bir önderdi, halkın zafer tutkusunu temsil ediyordu. Yeni birlikler kurdu bu birliklere bazı ayrıcalıklar tanıdı ve ülke sanayiinin savaş sanayisine dönüşmesini sağladı.

Kitchener'ın hatası grup çalışmasını ve yetkilerini paylaşmayı hiç sevmemesiydi. Sürekli olarak birbirine karşıt baskılar altında kalıyordu ve bu durumda yerinde ve etkili kararlar vermesi güçleşiyordu. Mayıs 1915'te sanayi ile ilgili yetkileri elinden alındı. Kitchener'ın Kasımda tahliye için tavsiyelerde bulunmak üzere Gelibolu'ya gitmek istemesi bütün iş arkadaşlarına rahat bir nefes aldırdı. Yokluğu sırasında strateji konusundaki bütün yetkileri elinden alındı. Kitchener'ı istifa etmekten alıkoyan yalnızca görev aşkı oldu. Halkın kabineye güvenini sarsmamak, kabinenin düşmemesine çalışmak zorundaydı. Halkın hayranlığı ile kabinedeki arkadaşlarının ilgisizliği arasında bocaladı ve bu durum onu bunalıma sürükledi.

1915 sonlarında Kitchener kura ile askere almanın sırası geldiğine inanmıştı, ama Asquith, siyasi açıdan bunun henüz imkansız olduğu görüşünü savunuyordu, Kitchener bu durumda susmak zorunda kaldı. Haziran 1916'da bir görevle Rusya'ya gitti. 5 Haziran 1916'da Hampshire kruvazörü Orkney adası açıklarında bir Alman mayınına çarparak battı. Kitchener boğularak öldü
 
Bilge Gökçen

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Baltacı Mehmed Paşa, Osmancık'ta doğdu. Genç yaşta ilim merakı ile Trablus, Tunus ve Cezayir'e kadar gitti. Daha sonra İstanbul'a döndü ve akrabalarından Hacı Sefer Ağa vasıtası ile saraya girdi. Burada önce baltacı oldu. Güzel sesli olduğundan musikiye heveslendi ve müezzin olup "Mehmed Halife" namını kazandı.

Katipliğe heveslenen Baltacı Mehmed Paşa, yazıcılığa ve 1703 Aralık ayında mirahurluğa tayin edildi. 1704 yılının Kasım ayında kaptan-ı derya, 21 Aralık 1704'te de sadrazam oldu. 3 Mayıs 1706'ta azledilip Sakız'a sürüldü. Daha sonra Erzurum valiliğine ve Sakız muhafızlığına getirildi.1709 yılının Ocak ayında Halep valiliğine atanan Baltacı Mehmed Paşa, 18 Ağustos 1710'da tekrar sadrazam oldu. Serdar-ı Ekrem olarak Rus seferine çıktı.

Prut Savaşı sırasında, Deli Petro'nun etrafını sarmışken, Çariçe Birinci Katarina'nın araya girmesi üzerine barışı kabul etti. Dönüşte azledilerek (Kasım 1711) önce Midilli'ye, daha sonra ise Limni adasına sürüldü. 1712 yılında Limni adasında vefat ettiğinde 50 yaşındaydı.
 
Bilge Gökçen

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Nurettin Paşa

--------------------------------------------------------------------------------








(1873 - 1932)




Kurtuluş Savaşı komutanlarından Nurettin Paşa, 1873 yılında Bursa'da doğdu. 1893'de Harbiye'yi bitirdi. 9. Piyade Alayı komutanı olarak Balkan Savaşı'na katıldı. I.Dünya Savaşı'nda Irak Cephesi komutanıydı. İzmir ve Aydın valiliklerinin yanı sıra 17. ve 25. Kolordu komutanlıklarında bulundu. TBMM'nin ilk İstanbul Hükümeti ile Anadolu'yu uzlaştırmaya çalışan Nurettin Paşa, Kurtuluş Savaşı'na katılmak üzere 1920 Anadolu'ya geçti ve Yunan cephesinin güneyinde, Konya dolaylarına komutan oldu.

1920 yılının sonlarına doğru Orta Anadolu Merkez Ordusu'na komutan olarak atandı. 1922'de 1. Ordu komutanlığına atandı ve bu görevle Büyük Taarruz' a katıldı. Zaferden sonra korgeneralliğe yükselen Nurettin Paşa Mudanya Mütarekesi'nin ardından 1. Ordu'yla İzmit'e gitti. İran Barış Antlaşması imzalandıktan sonra, 1. Ordu'nun lağvedilmesi üzerine Yüksek Askerî Şûra üyeliğine 1924'de atandıysa da, Bursa milletvekili seçilmesiyle üyelikten çekildi. 1925'te askerlikten istifa etti.
 
Bilge Gökçen

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Artuk Bey

--------------------------------------------------------------------------------




Anadolu'nun fethine katılan Türk kumandanlarının en büyüklerinden biri. Eksik Bey'in oğludur. Malazgirt zaferinden (1071) sonra, Kutalmışoğlu Süleyman-Şah'ın emrinde Anadolu fethine katıldı. Yeşilırmak vadisini Bizanslılar'dan Artuk Bey fethetti, ancak kendini Süleyman Şah'a sevdiremedi. Süleyman Şah, Büyük Selçuklu Hakanı Melik Şah'a şikayet ederek, Artuk bey'in fethettiği Anadolu bölgesini, kendi dayısı Danişmend Gazi'ye verdi. Artuk Bey, Süleyman Şah'a büyük kin besledi, öcünü almak için fırsat kolladı. Bir ara Umman'ı (Güney-Doğu Arabistan) fethedip Selçuklu devletine katan Artuk Bey, 1083'te Diyarbakır'ı Bizans'tan alıp buraya yerleşti. Anadolu Fatihi ve ilk Türkiye hükümdarı Sultan Süleyman Şah, Suriye'yi kuzeni Sultan Tutuş'tan (Alp-Arslan'ın küçük oğlu) almak üzere harekete geçti. Haleb yakınlarında iki Selçuklu hükümdarının kardeş meydan muharebesinde Artuk bey, Sultan tutuş'un tarafına geçerek dengeyi bozdu. Anadolu Fatihi, bu meydan muharebesinde öldü (3.6.1086). Sultan Tutuş, bu hizmetine karşılık Artuk bey'e Filistin valiliğini verdi, bu görevde yaşlı olarak öldü. Artuk Bey'in 5 oğlu, devrin tanınmış Türk kumandanlarıdır
 
Bilge Gökçen

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Asker bir babanın oğlu olan Ian Standish Monteith Hamilton 16 Ocak 1853’te Yunanistan’a bağlı Korfu Adası'nda doğdu. Gordon İskoç Alayı'nda görev yapan babası Hint birliklerinden oluşan alayın komutanlığına atanınca aile Hindistan'a gitti. Fakat Hamilton çocukluğunun büyük kısmını Argyllshire'da geçirdi. Cheam ve Wellington'da tahsilini tamamladıktan sonra asker olmaya karar verdi. Hamilton, askeri eğitimini tamamladıktan sonra orduya katıldı. Altı ay süreyle Hanoverli sürgün bir generalin Dresden'deki eğitimine katıldıktan sonra, Hindistan'a gitti (1872 - 1879). Güney Afrika (1881), Mısır (1884-1885) ve yeniden Güney Afrika'daki İngiliz birliklerinde (1899-1902) çeşitli görevler aldı. Güney Afrika Savaşı'nda gösterdiği başarılardan dolayı Hamilton'a korgeneral rütbesi verildi. Daha sonra İngiltere'ye dönen Hamilton önce Lord Kitehener'ın Kurmay başkanlığı sonra da Saray Süvarileri Muhafız Alay Karargah komutanlığı görevine getirildi. 1904 Rus-Japon Savaşı sırasında gözlemci olarak Japonya'ya gönderilen Hamilton, savaş sonrasında hatıralarını yayınladı. 1910 yılında ise Akdeniz Orduları başkomutanlığına atandı. 1915'de Çanakkale'de Fransız ve İngiliz Kara Kuvvetleri başkumandanlığına tayin edildi. 13 Mart'ta, Anadolu kıyılarına kara kuvvetleri çıkarma göreviyle Londra'dan hareket etti. 16 Mart'ta Mondros'a geldiğinde emrindeki sefer kuvveti 17.000'i Fransız 75.056 asker, 132'si Fransızlara ait 140 top ve 8 uçaktan oluşuyordu. İan Hamilton'ın emriyle, Boğaz'ı geçmek isteyen Müttefik donanma Çanakkale'de başarısızlığa uğrayınca Gelibolu'ya asker çıkarma kararı alındı. Ancak çıkarma 25 Nisan’da bu karardan bir ay sonra gerçekleştirilebilmişti. Ne varki bu girişim de başarısızlıkla sonuçlanınca ağır eleştirilere hedef olan Hamilton, görevden alınarak İngiltere'ye çağrıldı (Ekim 1915). Bundan sonraki askerlik yaşamında geri hizmetlerde görev yapan İan Hamilton 1947 yılında Londra'da öldü
 
Bilge Gökçen

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Otto Liman Von Sanders

--------------------------------------------------------------------------------









17 Şubat I855’te Stolp’da (bugün Polonya’da Slupsk) doğdu. 1874’te Essen muhafız birliğinde subaylığa başladı.1911 ‘de generalliğe yükseldi. I.Dünya Savaşı yaklaşırken, Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri liderleri ateş hattında sağ kalabilmenin çarelerini arıyorlardı. Ordunun ıslahı düşünülüyordu. Osmanlı ordusunda yenilik yapmak için Almanya’dan istenen kurulun başkanı olarak 14 Aralık 1913’te İstanbul’a geldi. Önce, Osmanlı Ağustos 1914’te I. Kolordu komutanı oldu. 1914’e kadar Osmanlı ordusunda bazı reform çalışmaları yaptı. Almanya ile yapılan anlaşma gereğince mareşallik rütbesine yükseltilen Sanders, Mart 1915’te de Çanakkale’de V. Ordu komutanı oldu. Bu atanma ile Çanakkale’deki tüm idari yetkiyi eline alan von Sanders, düşmanın çıkarma yapacağı noktaları tahminde yanıldı ve yaklaşık dokuz ay süren bu savaşlarda komutanlık görevini sürdürdü.

1917-1918 yıllarında bu kez Filistin Cephesi’nde IV., VII. ve VIII. ordulardan oluşan Yıldırım Orduları Grubu komutanlığına getirilen Liman Von Sanders, İngiliz generali Allenby’nin saldırılarına karşı koyamadı. Eylül 1918’de Filistin Cephesi yarılınca kuvvetlerini Halep’e kadar çekti. Bundan sonra Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’nı Mustafa Kemal yürüttü. Mondros Mütarekesi’nden sonra bir süre İstanbul’da gözaltında tutuldu. Alman askerlerinin geri gönderilmesi çalışmalarını üstlendi ve daha sonra kendisi de Almanya’ya döndü. Son yıllarını anılarını yazarak geçirdi Sanders, Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından (30 Ekim 1918) hemen sonra Türkiye'den ayrıldı. Sanders'in Türkiye ile ilgili iki eseri vardır, Malta’da savaş suçlusu olarak bulunduğu süre içinde yazdığı "Türkiye'de Beş Sene" ve "Milleti Müselleha". 1929 yılında Münih'de öldü
 
Bilge Gökçen

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Dr. Fazıl Küçük 14 Mart 1906 tarihinde Lefkoşa kazasına bağlı Ortaköy'de dünyaya geldi. Dr. Küçük ilkokulu Haydarpaşa'da bulunan ve müdürünün adından ötürü, "Tarakçı Mektebi" olarak bilinen okulda tamamladı. Ardından Rüştiye'ye (ortaokul) diye bilinen ve Lise seviyesinde olan İdadiye devam etti. İdadiyi bitirmesine iki yıl kala öğrenimini yarıda keserek geriye kalan kısmını İstanbul Özel İstiklal Lisesi'nde tamamladı (15 Ağustos 1926).

İstanbul Dar-ül Fünun Tıp Fakültesinin birinci sınıfını başarı ile tamamladı. 12 Haziran 1929 tarihinde okul ile ilişkisini kesip, önce Fransa ve daha sonra İsviçre'ye giderek Lozan Üniversitesi'nde tıp öğrenimini tamamladı. Lozan kliniklerinde ihtisas görerek Dahiliye Mütehassısı oldu.

1937 yılı Mayıs ayında Kıbrıs'a dönerek Lefkoşa'da serbest hekim olarak çalışmaya başladı. Dr. Fazıl Küçük'ün, aktif siyasi hayata atılması, her ne kadar adaya döndüğü 1937 yılında başlarsa da, siyasi faaliyetleri daha gerilere 1931'e kadar uzanıyor. Üç kardeşin en küçüğü olan Mehmet Hüseyin Küçük, 21 Kasım 1961 tarihinde vefat etmiştir.

Dr. Fazıl Küçük, daha bir üniversite öğrencisi iken, Türk Maarifinin İngiliz müdürler tarafından yönetilmesinde ısrar eden Kavanin Meclisi'nin Türk üyelerine karşı çetin bir mücadeleye girmişti. Dr. Fazıl Küçük, bütün siyasi hayatı boyunca, gayretlerini Türk okulları ile Evkaf İdaresi'nin Türk halkına devredilmesi için, Sömürge Hükümeti'ni ikna etme üzerinde topladı ve sırasında onlarla açık mücadeleye girdi.

1931 yılında Rumların isyanı ardından ara verilen belediye seçimleri 21 Mart 1943'te tekrar yapıldığı zaman, Dr. Fazıl Küçük muhaliflerine karşı büyük bir zafer kazandı. Altı yıl Lefkoşa Belediye Meclis Üyesi olarak görev yaptı. Dr. Fazıl Küçük, zamanın tek Türk gazetesi olan "SÖZ"de toplum sorunları hakkında kendi görüşlerini belirten birçok yazı yayınladı. 1941'de "SÖZ" gazetesi yayınını durdurduktan sonra halkının haklarını savunmak, bunlar için mücadele etmek ve halkı bilinçlendirmek amacıyla 14 Mart 1942'de kendi gazetesi olan "HALKIN SESİ"ni yayınlamaya başladı.

18 Nisan 1943'te oluşturulan Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu (KATAK)'nun kurucuları arasındaydı. Daha sonra KATAK'tan ayrılarak, 23 Nisan 1944'te Kıbrıs Milli Türk Halk Partisi'ni (KMTHP) kurdu. Dr. Fazıl Küçük'ün partisi kısa sürede birçok yerleşim yerinde şubeler açtı. Parti programındaki ana hedeflerden biri de adanın Yunanistan'a ilhakını (ENOSİS) önlemekti. Kıbrıs Milli Türk Halk Partisi, 23 Ekim 1949 tarihinde KATAK ile birleşerek Kıbrıs Milli Türk Birliği Partisi adı altında yeniden yapılanmıştır. Dr. Fazıl Küçük, oyçokluğuyla bu yeni oluşumun da başına getirilmişti. Dr. Fazıl Küçük, ayrıca Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri ile Rumlardan ayrı meslek birliklerinin kurulmasını teşvik etti. Dr. Küçük, daha sonra iktisadi kalkınmada önemli bir rol oynayacak olan Evkaf İdaresi'nin Türk halkına devredilmesini sağlamak amacıyla 29 Kasım 1948 tarihinde, bütün kasaba ve köylerden gelen halkın katıldığı büyük bir miting düzenledi. Bu mitingte polislerle küçük bir çatışma oldu ve bunun neticesi olarak İngiliz Sömürge Hükümeti, Türk halkının kendi meselelerine müdahale edilmesine artık izin vermemeye azimli olduğunu anladı. Dr. Küçük'ün gayretleri, işte bu noktadan sonra sonuç vermeye başladı. Şeriye Mahkemeleri kaldırılarak, yerine Türk Aile Mahkemeleri kuruldu. Müftülük makamı tekrar canlandırıldı. İngiliz Sömürge Hükümeti, Türk Tali Okullarını ve Evkaf'ı Türk halkına devretti.

1954 yılından sonra, Kıbrıs'ın uluslararası ilgiyi çeken bir konu haline gelmesiyle, Dr. Küçük İngilizlere ve Rumların "ENOSİS" taleplerine karşı mücadelesini hızlandırmış ve 15 Ağustos 1955 tarihinde, partinin ismi kongre kararı ile "Kıbrıs Türktür Partisi" şeklinde değiştirilmişti. Dr. Fazıl Küçük, 1 Nisan 1955 tarihinde EOKA'nın Kıbrıs'ta kanlı terör eylemlerini başlatmasının ardından, Kıbrıs Türk halkının EOKA'ya karşı direnmek için Kıbrıs Türk Mukavemet Birliği (KITEMB) adlı örgütü kurdu. Bu konuda, Rumlar tarafından tehdit edildi (Halkın Sesi Gazetesi sayı:3744-5 Temmuz 1955). Ardından örgütü sessizce dağıtırken, 1955 yılı Eylül ayında gizlice Volkan teşkilatını kurdu. Dr. Küçük, yine 1955 yılında Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Dışişleri Bakanları arasında yapılan üçlü konferansı izlemek üzere, diğer iki Türk delege ile birlikte Londra'ya gitti. Bu münasebetle Londra'daki Kıbrıslı Türkler tarafından 4 Eylül 1955'te düzenlenen ve 5 bin kişinin katıldığı Trafalgar Meydanı'ndaki büyük mitingte bir de konuşma yaptı.

Dr. Küçük, mücadelenin en zor günleri olan 1958 yılında Türkiye'ye gitti ve Kıbrıs ile ilgili olarak Türkiye'nin her tarafında düzenlenen büyük mitinglerde, Kıbrıs Türklerinin davasını müdafaa eden konuşmalar yaptı. Mücadelenin Türkiye'de benimsenmesine yardımcı oldu. Aynı yılın Kasım ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yapılan Kıbrıs görüşmelerini izlemek üzere New York'ta bulundu. Kıbrıs Türk halkının tezini dünyaya tanıtmak amacıyla "Halkın Sesi" gazetesini ayrıca İngilizce olarak da yayınladı. Dr. Fazıl Küçük, Zürih'te Türk ve Yunan başkanları arasında varılan anlaşma üzerine, 17 Şubat 1959'da Londra'da yapılan konferansta Kıbrıs Türk halkını temsil etti ve iki gün sonra varılan anlaşmayı halkı adına imzaladı.

KIBRIS CUMHURİYETİ VE İLK CUMHURBAŞKANI MUAVİNİ

Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş anlaşmalarına göre Cumhurbaşanı Rum olurken, Cumhurbaşkan Yardımcısı ise Türk olacaktı. Kıbrıs Türk halkı O'nu bir kurtarıcı olarak gördüğünden 3 Aralık 1959'da rakipsiz olarak Kıbrıs'ın ilk Cumhurbaşkan Muavini seçti.

1962 yılı Temmuz ayından Aralık ayına kadar kırsal bölgelerin sorunları konusunda uzman bir ekiple birlikte, bütün Türk köyleri ile bazı Rum köylerini ziyaret etti ve bu gezilerini tamamladıktan sonra ayrıntılı bir rapor hazırlayarak, suretlerini sorumlu hükümet makamlarına gönderdi. Rumların 21 Aralık 1963 tarihinde Türklere karşı başlattıkları saldırıların ardından oluşturulan Genel Komite'nin başkanlığını yaptı.

27 Aralık 1967 tarihinde kurulan Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi'nde başkanlığa getirildi. Dr. Fazıl Küçük, 18 Şubat 1973 tarihinde Cumhurbaşkan Muavinliği'nden ayrılarak, yerini Rauf R. Denktaş'a bıraktı.

Ancak gazetesindeki mücadeleyi sürdürerek, Halkın Sesi'ni Kıbrıs Türkü'nün davasına bayrak yapmaya devam etti. Siyaset hayatını sürdürdü. Halkın haklı taleplerini savunmaktan geri kalmadı.

Dr. Küçük, 1980'li yılların başında rahatsızlandı ve iki-üç yıllık hastalık döneminde de Halkın Sesi'nde makaleler yazıp çeşitli sorunlarla ilgili görüşlerini sunuyordu. Dr. Küçük, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurulmasını büyük bir sevinçle yaşadı. Ölümünden önce verdiği son demeçte de, hastalığının geçtiğini söylüyor ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurulmasını görmesi ile hayata yeniden kavuştuğunu vurguluyordu.

Dr. Fazıl Küçük, 15 Ocak 1984 tarihinde tutulduğu hastalıktan kurtulamayarak tedavide bulunduğu Londra'da, 78 yaşında hayata gözlerini yumdu
 
Bilge Gökçen

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Ahmet Piriştina

--------------------------------------------------------------------------------







(1952 - 2004)


İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina, 8 Nisan 1952 tarihinde İzmir’de doğdu. Türkay Koleji mezunu olan Piriştina, 1994 yerel seçimlerinin ardından, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde DSP Grup Başkanı olarak meclis üyeliği yaptıktan sonra 1995 yılında DSP’den İzmir milletvekili seçildi. Kamu İktisadi Teşekkülü Komisyonu’na daimi üyelik görevinde bulundu. TBMM Genel Kurul Salonu’nun yenilenmesi ile ilgili komisyonda başkanlık, Uğur Mumcu suikastının Araştırma Komitesi üyesi olarak görev aldı. 1999 seçimlerinde DSP’den İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Ahmet Piriştina, daha sonra CHP’ye geçmiş ve 5 yıllık görev süresinin dolmasının ardından yapılan 28 Mart 2004 yerel seçimlerinde yeniden belediye başkanı seçilmişti. 15 Haziran 2004 günü geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayata veda etti. Fransızca bilen Piriştina, evli ve iki çocuk babasıydı.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina, hayata geçirdiği projelerle İzmir’e ve hatta Türkiye’ye farklı bir belediyecilik anlayışı getirmiş; bunun sonucunda kentte büyük bir değişim yaşanmaya başlamıştır.

İzmir, birkaç yıl öncesine kadar kent merkezinde Kültürpark dışında geniş dinlenme alanı bulunmayan; kişi başına düşen aktif yeşil alan miktarı, olması gereken minimum 7 m² standartın çok altında bir kentti. Piriştina döneminde, bir körfez kenti olan İzmir’i boydan boya yeşiller kuşatacak, kısa bir zamanda 1 milyon 482 bin m² yeni aktif yeşil alanı İzmirlilerle buluşturacak çalışmalara imza atılmıştır. Peyzaj çalışmaları, viyadük ve refüjlerin yeşillendirilmesi, tarihsel kültürel miras niteliğindeki binaların onarılması çalışmaları ile ülkemizde bir ilk olan İzmir İlan ve Reklam Yönetmeliği uygulamaya konularak kentin görünümüne hem işlevsel hem de estetik yeni bir çehre kazandırılmıştır. Öte yandan; İzmir’in rüyası Büyük Kanal Projesi ve derelerin ıslahı çalışmaları kentin altyapısına önemli bir katkı sağlamıştır. Otobüs, tren ve metroyu bir sistem oluşturacak şekilde bütünleştiren, İzmir’i 24 saat kesintisiz ve konforlu toplu ulaşımın sağlandığı bir kent haline getiren Ulaşım’da Dönüşüm Projesi’yle kentin ulaşım problemleri önemli ölçüde çözülmüştür.

Ahmet Piriştina, hemşehrilerle belediye arasındaki iletişimi sağlamak amacıyla Hemşehri İletişim Merkezi ve Semt Merkezlerini kurarak hizmet üretiminde, toplumsal katılımı ve adaleti sağlamaya özen gösteren bir yaklaşımı benimsemiştir. Çevre temizliği, itfaiye, mezarlık hizmetleri ile engelli yurttaşların kent yaşamına katılımını sağlayacak uygulamalar olması gereken normlara uygun hale getirilmiştir. Toplumsal hizmetler kapsamında yüzlerce okulun onarımı ile kent kültürü ve tarihi, kentlilik bilinci gibi kavramlar çerçevesinde ortak bir İzmirlilik duygusu yaratacak İzmir Kent Kitaplığı ve kent kültürü sergileri, İzmir’in 5000. yıl kutlamaları, İzmir liseli kent tarihi konferansları, İzmir Kent Arşivi ve Müzesi, açık hava film gösterimleri, düzenlenen sempozyum ve kolokyumlar kenti kültürel yönden geliştiren hizmetlerdendir. İlçe belediyelere devrettiği spor salonlarıyla amatör klüplerin spor yapma olanaklarının genişletilmesi, yaya, koşu ve bisiklet yollarının düzenlenmesi gibi çalışmalara imza atan Ahmet Piriştina’nın İzmir’i fuarlar ve kongreler şehri haline getirmek en büyük hayali ve hedefiydi.



Görevi Süresince Gerçekleştirdiği Projeler

Ahmet Piriştina, İzmir Belediye Başkanlığı görevi süresince pek çok proje gerçekleştirerek alt yapı sorunlarını çözmede önemli adımlar attı. Bu dönemde İzmir'in doğal kaynaklarını, tarihi eserlerini korumaya yönelik gerçekleştirilen projelerle tarihi eserler sırayla hayata döndürüldü.



İzmir Liman Bölgesi Kentsel Tasarım Uluslararası Fikir Yarışması

İzmir Liman bölgesindeki kentsel mekan ve mimari karakterin geliştirilmesinde yararlanılacak fikirler elde etmek, kente daha çağdaş bir imaj kazandırmak...



Kanal Projesi



İzmir genelindeki tüm evsel ve endüstriyel atık suları toplayarak arıttıktan sonra körfeze deşarj etmek, böylece giderek kirlenmeye maruz kalan ...



Park ve Bahçeler

İzmir'in değişik semtlerinde toplam 1 milyon 337 bin 495 metrekarelik yeşil alan kazandırıldı. Ayrıca 363 bin 800 metrekarelik viyadük altları ile yol refüjlerinde...



Metro Projesi



22 Mayıs 2000 tarihinde hizmete başlayan ve açılışından bu yana her geçen gün daha da yoğun talep gören İzmir Metrosu, vatandaşlar tarafından da sahip çıkılan bir işletme ve sistem haline geldi.



Otopark Projesi

İzmir Büyükşehir Belediyesi büyük kentlerin en önemli sorunlarından olan araç park gereksinimini karşılamaya yönelik yeni otopark alanları oluşturdu.



Su Kaynaklarını Koruma Projesi



İzmir'e 24 saat kesintisiz su verilirken, mevcut kaynakların korunması için de çalışmalar yürütülerek, kente kaliteli ve sağlıklı su temin edildi.



Kanalizasyon Alt Yapı Çalışmaları



Büyük Kanal Projesi çalışmaları yürütürken, kanalizasyon alt yapısı da ihmal edilmedi. Kanalizasyon altyapısına yönelik çalışmalarla bazı semtlerde...



İzmir Kent Merkezi ve Arşivi

İzmir, binlerce yıllık geçmişinin ışığıyla geleceğe hazırlanıyor. İzmir'in Cumhuriyet dönemi binaları arasında ayrıcalıklı bir konuma sahip olan eski itfaiye binası, İzmir Kent Müzesi ve Arşivi'ne (İKEMA) ev sahipliği yapıyor.




İzmir'de Sanat Merkezleri

İzmir resim, heykel ve sanat müzeleri kazandı.



İzmir'de Sanat Merkezleri

İzmir'de çeşitli sanat merkezinin tarihi binaları onarıldı. Yeni sanat evleri açıldı.



Agora'nın İzmir'le Buluşması



İzmir'in tarihsel ve kültürel kimliğini ön plana çıkarmayı amaçlayan İzmir Büyükşehir Belediyesi; "Agora ve Çevresi Koruma, Geliştirme ve Yaşatma Projesi" ile Agora'yı kültür sanat, turizm ve ticaret merkezi...



Evlere Şenlik Projesi

"Evlere Şenlik" Projesi sanatsal ve mimari değerlerinin yanı sıra tarihi belge olarak da önem taşıyan ve kent kimliğinde önemli bir yere sahip olan konutların yaşatılarak en iyi şekilde yarınlara ulaştırılmasını hedeflemektedir
 
Bilge Gökçen

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Musa Çelebi, dördüncü Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid'in oğullarından biridir. Babasının sağlığında Rumeli'de akıncı beyi oldu. Ankara Savaşı'na kardeşleri ile birlikte katıldı ancak babası Yıldırım Bayezid ile beraber Timur'a esir düştü. Timur bir süre sonra Musa'ya, Bursa ve bölgesi emirliğini verdi. Musa Çelebi, Akşehir'de ölen babasının cenazesini Bursa'ya götürdükten sonra, İsa Çelebi ile savaştı. Yapılan ikinci savaşta İsa Çelebiye karşı yenilen Musa Celebi, önce Germiyanoğlu Yakup Bey'in, bir süre sonra da Karamanoğullarının yanına çekildi.



Buradayken kardeşi Mehmed Çelebi ile Süleyman Çelebiye karşı anlaştı. Candaroğlu İsfendiyar Bey'in yardımı ile Eflak'a geçti. Eflak, Sırp ve Bulgar kuvvetlerinin yardımlarını alarak Rumeli Beylerbeyini Yanbolu'da yendi. Bu olay üzerine kardeşi Musa Çelebi'nin üzerine yürüyen Süleyman Çelebi, onu Haliç'te Hasköy yakınlarında yendi. Musa Çelebi Eflak'a çekildi. Bir süre burada kalan Musa Çelebi, Sırp Kralı Lazar'ı yenerek Edirne'ye girdi ve İstanbul'a kaçmaya çalışan kardeşi Süleyman Çelebi'yi öldürttü.



Rumeli'deki Osmanlı eyaletlerinin tek hakimi olarak Edirne'de tahta geçti. Kendi adına para bastıran Musa Çelebi, Çandarlızade İbrahim Paşa'yı vezir, Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedreddin Mahmud'u kazasker, Mihail oğlu Mehmed Bey'i beylerbeyi yaparak, Rumeli'nin yönetimini eline aldı. Venedik ile yapılan eski bir antlaşmayı yeniledi. Sırp Despotu Stefan Lazaroeviç'in üstüne yürüyerek Nova Brado'yu aldı. Vidin'de isyan eden Bulgar prensini yendi ve Selanik'i kuşattı.



Kardeşi Mehmed Çelebi ile ilişki kuran Çandarlı İbrahim Paşa, Bizans imparatoru Manuel'i Musa Çelebi aleyhine kışkırttı. İstanbul'u karadan ve denizden kuşatan Musa Çelebi, Çatalca ve İstanbul önlerinde kardeşi Mehmed Çelebi ile yaptığı savaşı kaybetti. Meriç Irmağı boyunca geri çekilmeye başladı. Sofya'nın güneyinde yapılan savaşı da kaybeden Musa Çelebi, yakalanarak Mehmed Çelebi'ye götürüldü ve 5 Temmuz 1413'te öldürüldü.
 
Bilge Gökçen

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Mustafa Muğlalı Paşa

--------------------------------------------------------------------------------








Balkan Savaşı'nda, Birinci Cihan Savaşı'nda, Ve Kurtuluş Savaşı'nın hemen her cephesinde savaşmış,Mustafa Kemal Atatürk'ün silah arkadaşıdır.Atatürk'ün ölümünden sonra Üçüncü Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı'na getirilir.1943 yılında Van'ın Özalp İlçesi'nin sınır bölgesinde İran'a kaçmaya çalışan bir grup kaçakçı, güvenlik güçleri tarafından sıkıştırılır. Çatışma çıkar ve dur emrine uymayan eşkıyalardan 33 tanesi öldürülür.Bu olaydan 3 sene sonra Meclise giren Dp milletvekilleri Paşa hakkında 33 ''Masum'' köylüyü öldürttüğü için şikayetçi olur,Olay tam bir siyaset şovuna dönüşür,1947 yılında emekli olan Mustafa Muğlalı Paşa yargı önüne çıkartılır,kendisine ve askerlerine yöneltilen suç 33 kişiyi kurşuna dizmektir,askerlerininde suçlandığını öğrenen Muğlalı Paşa mahkemede "Tüm kurşunları ben sıktım, çocukların bir suçu yok" der.Mahkeme sırasında Muğlalı Paşa'nın silah arkadaşı olan İsmet İnönü belki siyasi nedenlerle Mahkemeye müdahil olmaz.Mahkeme sonucu Muğlalı Paşa 20 yıl hapse mahkum olur.11 Aralık 1951 tarihinde, 70 yaşında Cezaevinde kahrından Şehit olur.

1997 yılında Tsk Muğlalı Paşanın itibarını iade eder.Naaşını şehitliğe naklettirilir ve kahraman Türk komutanlarının heykellerinin yer aldığı Genelkurmay bahçesindeki Ölmezler Yolu'na O'nun heykelini diktirilir.
 
Bilge Gökçen

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Recep Peker 5 Şubat 1889 İstanbul'da doğdu. Orta öğrenimini Kocamustafa Paşa Askeri Rüştiyesi İdadisi'nde yaptıktan sonra 1907 yılında Harbiye Mektebi'ni bitirdi. 1911-1912 yıllarında Yemen'de Trablusgarp ve 1912- 1913 yıllarında da Balkan savaşlarında çarpıştı.

I. Dünya Savaşında Rumeli ve Kafkas Cephelerinde görev aldı. 1919'da Erkanı Harbiye mektebini bitirdi. Kurtuluş savaşına katılmak üzere Şubat 1920'de Anadolu'ya geçti. Binbaşı rütbesi ile 20. Kolordu'da görevlendirildi. 23 Nisan 1920'de açılan TBMM'nin Genel Sekreterliğine getirildi. 1923'te Kütahya Mebusu seçilerek 2 dönem TBMM'ye girdi. Aynı yıl Halk Fıkrası Katibi Umumisi seçildi. Bir süre Hakimiyeti Milliye gazetesinin baş yazarlığı yaptı.

1924 - 1925 yıllarında dahiliye vekilliğine getirildi. Ayrıca mübadele imar ve İskan bakanlıklarına vekalet etti. 3. ve 4. İsmet Paşa (İnönü) hükümetlerinde 1925-1927 yılları arasında Müdafaayi Milliye vekilliği ve 1928-1930 yıllarında Nafiya Vekilliği yaptı . 1927'de ikinci kez Cumhuriyet Halk Fırkası genel sekreterliğine seçildi.

1928'de Cumhuriyet Halk Fırkası Meclis grubu başkan vekilliğine getirildi. Ağustos 1946'da çok partili dönemin ilk hükümetini kurdu. Recep Peker'in Halk Evlerinin yayın organı Ülkü Dergisinde çıkan İnkılâp Tarihi ders notları, 1935'de İnkılâp dersleri adı ile kitap olarak yayınlandı. Recep Peker 1 Nisan 1950'de İstanbul'da öldü.
 
Bilge Gökçen

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Asker ve Siyasetçi Biyografileri

Jan Sobieski, 1629 yılında Lwow-Olesko'da doğdu. Babası Teofila Danilowicz'dir. Eğitim ve öğretimini Krakow'da tamamladı. Tatarlar ve Kazaklara karşı Ukrayna'da giriştiği saldırılara karşılık başkumandan oldu. Askeri alanda çok üstün yeteneklere sahipti. Lehistan'daki iç karışıklıktan faydalanan Osmanlılar, Lehistan'ı istila etti. Sobieski, bütün birliklerini toplayarak Osmanlılara karşı savaştı. Ancak başarılı olamadı ve Osmanlılarla Bucaş antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Sobieski, çok geçmeden bu antlaşmayı bozdu ve 11 Kasım 1673'te Osmanlıları Hotin'de yendi.

Osmanlılar bir süre sonra Hotin'i geri aldılar. Sobieski, 1674 Seçici Meclisi'ne 6000 kıdemli asker ile birlikte katıldı ve muhaliflerini korkutarak 21 Mayıs 1674'te "Üçüncü Jan" adı ile Lehistan Kralı seçildi. 31 Mart 1683'te kutsal Roma İmparatoru Birinci Leopold ile antlaşarak, hayatının en parlak dönemini başlatmış oldu. İkinci Viyana Kuşatması, 12 Eylül 1683'te kaldırılmış, Macaristan bağımsızlığına kavuşmuştu. Tarihte bir dönüm noktası olan bu zaferi, Jan Sobieski'nin bizzat yönettiği Lehistan süvarisi kazanmıştı. Ancak Jan Sobieski'nin bu başarısı Lehistan'a bir şey kazandırmadı. Krallığının son on iki yılı oldukça talihsiz ve hayal kırıklıkları ile geçti. 1696'da Wilanow'da öldü.
 

Benzer Konular


Üst