BEYİN ve Beynin Evrimi

(Stephen Jay Gould, Darwin ve Sonrasi, “Insani Insan Yapan Durusudur” baslikli bölümden alinmistir. TÜBITAK Yay., çev: Ceyhan Temürcü, 1998)

Insan aklinin evrimi
Steven Mithen

4.5 milyon yil önceden sonra fosil kayitlari gelistiginde, australopithecinelerin Dogu Afrika’da ve muhtemelen bu kitanin baska herhangi bir yerinde yerlesmis olduklarini görürüz. A. aferensis, hem agaçlar üzerinde hem de karada sürdürülen yasam biçimine saglanan uyumu sergiler. 3.5 ile 2.5 milyon yil önceye ait fosiller, beyin boyutlari açisindan bu dönemin bir denge dönemi oldugunu gösterir. Devamli gelisen bir sosyal zekanin ve bunun sonucu büyüyen beyin yönündeki spiral baskinin sona ermesi, ya da en azindan bir duraklama geçirmesi niçin gereklidir? Bu sorunun muhtemel yaniti, evrimin simdi iki güçlü sinirlama ile karsi karsiya oldugudur: Daha büyük beyinlerin daha çok yakita gereksinimi vardir ve serin tutulmalari gerekir. Yakit açisindan beyinler son derece aç gözlüdürler. Dinlenme halindeyken, kas dokusunun gereksinim duydugunun 22 kati enerjiye gerek duyarlar. Isi açisindan ise, yalnizca 2 derecelek bir artis bile beynin çalismasinin zayiflamasina yol açar.

Australopithecineler daha çok vejetaryen olmaliydilar ve muhtemelen agaçlikli ekvatoral savanalarda yasiyorlardi. Bu yasam biçimi beyne sunulabilecek enerji miktarini kisitliyor ve australopithecineleri sürekli olarak fazla isinma riskiyle karsi karsiya birakiyordu, Bu yüzden seçilime yönelik baskilar mevcut olsa bile beyin genislemesi gerçeklesmiyordu.

Eger kosullar sasirtici sekilde bir araya gelmemis olsaydi, australopithecinelerin hâlâ Afrika’da yiyecek ariyor olmalari ve Homo soyunun evrimlesmesinin gerçeklesmemis olmasi mümkündü. Ama yaklasik 2 milyon yil önce çok hizli bir beyin büyüme dönemi baslamis ve bu olay Homo soyunun baslangicini isaretlemisti. Bunun gerçeklesmesi ancak beyin büyümesi ile ilgili kisitlamalar gevsetilirse ve kuskusuz, seçilime yönelik baskilar varsa mümkün olabilirdi. Bunun nasil oldugunu açiklamaya çalisirken, aklin, beyin ve vücudun evrimi arasindaki karsilikli iliskiler son derece önem kazanmisti. Bu dönemde iki çok önemli davranissal gelisme olmustu: Bipedalizm, yani iki ayak üzerinde yürüme ve et tüketimindeki artis.

Iki ayakliligin nedenleri

Ikiayakliligin evrimi 3.5 milyon yil önce baslamistir. Bununla ilgili kanitlar A. aferensisin aratomisinden ve daha etkin olarak da Tanzanya , Laetoli’de günümüze kadar korunabilmis olan australopithecine ayak izlerinden elde edilmistir. Bipedalizme neden olan en muhtemel seçilimci baski Dogu Afrika’nin agaçlikli savanalarinda yiyecek arayan australopithecinelerin sikintisini çektigi termal stres olabilirdi.
Agaçlara tirmanan ve dallar arasinda sallanan atalariyla australopithecineler zaten dik durmaya yatkin bir vücut yapisina sahiptiler. Antropolog Peter Wheeler, australopithecinelerin ikiayakliliga uyum saglamakla, günes tepedeyken karsi karsiya kaldiklari radyasyon miktarini yüzde 60 eksiltmeyi basardiklarina dikkat çekmistir. Üstelik, bu sekilde, hareket için gerekli enerjji maliyetlerini de düsürmüs oluyorlardi. Bipedalizm, australopithecinelerin gida ve suya gereksinim duymadan daha uzun süreler yiyecek arayabilmelerini, daha az dogal gölgelige sahip yerlerde arastirmalarini sürdürebilmelerini, böylece dogal gölge ve su kaynaklarina daha bagimli olan diger yagmacilara açik olmayan yiyecek arama köselerinden yararlanmalarini sagliyordu. Giderek daha etkinlesen ikiayakliliga geçisin bir nedeni de, 2.8 milyon yil önce Afrika’da çevresel kosullarin daha kuru ve açik çevrelere dogru degismesi olabilirdi. Çünkü dik durus pozisyonunun benimsenmesiyle, günes radyasyonunun etkisinin azaltilmis olmasi daha çok deger kazanmis oluyordu.

Ellerin özgürlesmesi, beynin büyümesi

Denge ve hareket için gerekli kas kontrolünü saglayabilmek açisindan ikiayaklilik daha büyük bir beyin gerektiriyordu. Ama ikiayaklilik ve kara yasaminin, beyin büyümesiyle ilgili birçok baska sonuçlari da vardi. Bunlardan bazilari antropolog Dean Falk tarafindan incelenmistir. Falk, ikiayaklilikla birlikte, beyin için bir sogutma sistemi -ya da kendi deyisiyle bir radyatör- olusturmak üzere, beyni kaplayacak bir damar aginin da seçilmis olmasi gerektigini ileri sürer. Sogutma sistemi bir kez yerini bulunca, beynin daha fazla büyümesinin neden olacagi fazla isinma konusundaki baski rahatlamisti. Çünkü bu, üzzerinde kolayca degisiklik yapilabilir nitelikte bir radyatördü ve dolayisiyla beynin yeniden büyümesi olasiligi (gereksinimi degil) ortaya çikiyordu.

Dean Falk, bipedalizmin, beyindeki nörolojik baglantilarin da yeniden düzenlenmesine yol açtigini ileri sürer: “Ayaklar bir kez, yürümek için agirlik tasiyicilar haline gelip (ikinci bir çift el gibi) yakalayici durumlarindan kurtulunca, daha önce ayak kontrolü için kullanilan korteks alanlari, korteksi baska fonksiyonlar için özgür birakarak küçülmüstü.” Kuskusuz bu durum, tasima ve alet yapma olanaklarinin zenginlesmesini ve ellerin “özgürlesmesini” de beraberinde getiriyordu. Dogal çevrenin algilanmasi açisindan da önemli degisiklikler yasanmis olabilirdi, çünkü simdiye kadar (beynin) tarama alanina giren uzaklik ve yönler de artmisti; yüz yüze iliskiler çogaldigi için sosyal çevrede de bir degisim yasanmis, yüz ifadeleri yoluyla iletisim kurabilme olanaklari zenginlesmisti.

Bununla birlikte, belki de bipedalizmin en önemli sonucu les yiyicilige uygun köselerden yararlanmayi kolaylastirmis olmasiydi. Etçiller için bir gölgelik bulma gereksinimi duyulan günün belirli saatlerinde, ikiayaklilarin hayvan leslerinden yararlanabilmesini saglayan bir “firsat penceresi” açilmisti. Leslie Aiello ve Peter Wheeler'in ileri sürdükleri gibi, diyetlerde et miktarinin artmasi ile mide boyutlarinin daha da küçülmesi ve böylece beyin için daha fazla metabolik enerjinin özgür kalmasi, bu arada da sabit bir metabolizme hizinin korunmasi mümkündü. Bu sekilde, beynin büyümesiyle ilgili bir baska sinirlama daha ortadan kalkmis oluyordu.

Sosyal çevrenin önemi

Hiç kuskusuz, beyin büyümesi konusunda asil seçilimci baskilar, sosyal çevreden gelmeye devam etmekteydi; yani sosyal açidan akilli bireylerin, çevrelerinde daha da fazla sosyal zeka beklentisiyle yarattiklari seçilimci baskilarin eden oldugu spiral baskilar. Seçilim yönündeki baskinin varlik nedeni ise, açik habitatlarda, kara yasaminin gerektirdigi ve kismen yirticilara karsi bir savunma araci görevini gören büyük sosyal gruplara duyulan gereksinimdi.

Sosyal çevrenin beyin büyümesi açisindan önemi büyüktür. Ilk Homolarin kullandigi Oldowan tarzi tas aletlerin yapimi için gereken bilginin, günümüz sempanzelerinin ve dolayisiyla australopithecinelerin kullandigi aletler için gerekenden daha çok oldugu açikça anlasilmaktadir. Ama belki de bu bilgi, bir teknik zeka alani olusturma yönündeki seçilimin bir sonucu olmaktan çok, daha büyük gruplarda sosyal ögrenmeyle ilgili firsatlarin çogalmasindan ötürü ortaya çikmaktadir. Benzer seklide, ilk homolarin yararlandigi kisitli çevre kosullari, digerlerinden ayri bir dogal tarih zekasi alaninin henüz evrimlesmedigini ve les yiyicilik konusunda gereken bilgilerin de daha büyük gruplarda yasamanin bir yan ürünü olarak karsilandigini göstermektedir.

Dogal tarih zekâsi ile teknik zekânin farkli alanlara sahip olduklarini gösteren ilk kanita ancak, 1.8-1.4 milyon yil öncesinde, H. erectusun teknik açidan bilgi gerektiren elbaltalarinin ortaya çikisiyla ilgili olarak rastlanir. Bu yeni zeka alanlarini doguran nedenler, kosullar ve sonuçlar nelerdi?

Bu özellesmis yeni zekalarin temel varolus nedeni bireyler arasinda süregelen rekabet, yani beyin büyümesi üzerindeki baskinin gevsemesiyle serbest kalan bilissel silahlanma yarisiydi. Ama bu özel entelektüel alanlarin evrimi, sosyal zekanin kendisinin herhangi bir sekilde daha fazla genislemesine karsi ortaya çikan bir kisitlamanin yansimasi da olabilir. Nicholas Humphrey'in dikkatimizi çektigi gibi, “bir sosyal sorunun çözülmesi için gerek duyulan zamanin dayanilmazlastigi bir noktaya mutlaka gelinecektir.” O halde, genel zekayi yalnizca dogal seçilim yoluyla gelistirerek üreme basarisini artirma olasiliginin 35 milyon yil önce tüketilmis olmasi gibi, 2 milyon yil öncesinin kosullarinda aklin daha fazla evrimlesmesi için “en az karsi koyma yolu”nun gelismis bir sosyal zekadan degil, dogal tarih zekasi ve teknik zeka gibi yeni bilissel alanlarin evrimlesmesinden geçtigi sonucuna varabiliriz.

Diger bir deyisle, en fazla üreme basarisini elde etmis bireyler, avlanmis hayvan gövdelerini (ve diger gida kaynaklarini) bulmakta ve onlari parçalamakta en basarili olanlardi. Bu bireyler daha kaliteli bir diyete sahip oluyor ve savanalarda yirtici hayvanlarla karsi karsiya daha az vakit geçirmek zorunda kaliyorlardi. Sonuç olarak, saglik durumlari daha iyi oluyor, es için rekabette daha sansli oluyor ve daha güçlü yavrular üretiyorlardi. Alet yapma açisindan davranissal avantajlar, et çikarmak ve hayvan leslerinin kemiklerini kirip açmak için kullanilabilecek hammaddeye daha kolay ulasabilen bireyler tarafindan elde ediliyordu. Elbaltasi türünden ürünlerin üstünlügü, hem yonga çikarmak için hammadde olarak kullanilabilmeleri hem de bir parçalama aleti yerine geçebilmesiydi. Tekrar tekrar yapilan deneysel çalismalar bunlarin çok etkin genel amaçli aletler oldugunu ortaya koymustur.

Bipedalizm, les yeme köseleri, hammaddelerin varligi, diger et yiyicilerle rekabet gibi kosullarin hepsi alet yapiminda ve dogal tarih zekasinda zenginlesen entelektüel yeteneklerin dogal seçilimini saglayan unsurlardi. Bu kosullardan biri eksik olsaydi, hâlâ savanalar ortasinda yasiyor olabilirdik.
 
Geri
Üst