ÇOCUĞUNUZDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VARSA!

D

DHK

Yeni Üye
Üye
ÇOCUĞUNUZDA DİKKAT EKSİKLİĞİ VARSA!
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Nedenleri ve Çözümleri; Neurofeedback Terapisi
ÇOCUĞUNUZDA "DİKKAT EKSİKLİĞİ" VARSA...
• Eğer oğlunuz yedi yaşındayken koşarak size gelip "Anne,anne kulağıma patlamamış mısır kaçtı, orada patlar mı, yağı tuzu da yok tadı olur mu?" diye sorarsa paniğe kapılmayın; hastanede, çocuğunuzla yeterince ilgilenmediğiniz fikrine nereden kapıldığı belli olmayan bir doktor onu patlamadan çıkaracaktır.
• Çocuğunuz okul henüz bir ay önce başladığı halde sekiz on kalem, üç beş silgi, bir pantolon, bir ayakkabının öteki teki, bir iki kazak,kışlık mont ve sık sık bütün harçlığını kaybettiyse paniğe kapılmayın; bunların hepsi dükkanlardan alınabilir, nasılsa onun için çalışıyorsunuz harçlık yine verirsiniz ;önemli olan kendini kaybetmeden eve varabilmesiydi.
• Evin köpeği deli gibi koltuğun yastıklarını kazıyorsa köpeğinizin çıldırdığını düşünerek paniğe kapılmayın; yastıkları kaldırırsanız orada iki gün önce oğlunuza eğer yemezse sokağa gidememekle tehdit ettiğiniz kahvaltıyı bulacaksınız.
• On beş günlük yarı yıl tatilinin son gecesi saat 10:00 da eğer çocuğunuz, yirmi sayfalık bir hikaye yazması gerektiğini hatırlarsa paniğe kapılmayın. Onu, ertesi sabah okula vaktinde yetişebilmesi için yatağına yollayın, iki sene önce yazmış olduğu bir yazıyı bulup iki sene sonra nasıl yazacağını düşünerek baştan yazın. Böylece paniğe kapılmadığınız gibi yaratıcılığınızı da canlı tutabilirsiniz.
• Okul yönetimi çocuğunuzun sürekli konuşarak sınıf huzurunu bozduğunu söylerse paniğe kapılmayın. Onlara, canları her çektiğinde çocuğunuzu size şikayet edebileceklerini söyleyin ama bu arada en az iki hocanın ev telefonunu temin etmeyi unutmayın. Cumartesi ve Pazar hocaları, çocuğunuzun evin huzurunu bozduğunu ne yapmanız gerektiğini danışmak istediğinizi söylemek için mutlaka arayın.
• Çocuğunuza dişini neden fırçalaması gerektiğini anlatırken, aniden "Anne, dedem neden haberleri seviyor?" diye sorarsa şaşırmayın çünkü siz onunla konuşurken onun hızla çalışan küçük (!) beyni dedesinin evindeki diş macununu tüpünün de aynı olduğunu, dedenin evine yazın gittiğinde aynı diş macunu tüpünü gördüğünü, aynı tüpü gördüğü geçen yaz gittiği dedesinin evinde haber programları ilgiyle izlendiği için çizgi film kanalını değiştirmek zorunda kaldığını hatırlamıştır. Sakın paniğe kapılmayın; neden dişini fırçalaması gerektiğini dedesinin bardak içindeki takma dişlerine dikkatini yönlendirerek daha doğrudan anlatmanız olasıdır.
• Eğer çocuğunuzda dikkat eksikliği (hiperaktivite) sendromu varsa
Hayatınız diğer anne babalarınkinden değişik olacak
• Diğer anne babalar doktora gitmekten söz ettiklerinde…..
…….siz psikoloğa gitmeyi düşüneceksiniz…

Diğer anne babalar öğretmen veli görüşmesinden söz ettiklerinde…..
…….siz daha erken gidip hocanın gönlünü alsam diye düşüneceksiniz….

Diğer anne babalar çocuklarının karşılık verdiğinden yakındıklarında…..
…….siz haftasonunu müthiş bir olay olmadan geçirebildiğiniz için sevineceksiniz…..

Sağlıklı yaşam sürdürme konusunda böbürlenen anneler organik yiyeceklerden söz ederken….
…….siz hangi ilacı kullansam çocuğuma daha yararlı olur diye düşüneceksiniz……

Diğer babalar çocukları sevimli bir harekette bulundu diye gülümsediklerinde……
…….siz bir komedyenle aynı evde yaşadığınız için gözlerinizden yaş gelene kadar güleceksiniz……

Diğer anne babalar çocukları bir soruyu doğru cevapladı diye sevinirken……
……..siz kendi çocuğunuzun nasıl futboldan başlayıp, serçelerin uçuşunu bilimsel olarak anlattıktan sonra konuşmasını bilgisayar programları ile nasıl bitirdiğini izleyip hayretler içinde kalacaksınız……

Diğer anne babalar çocuklarında gördükleri en ufak yaratıcılığa şaşırıp kalırken……
……..siz fazla tepki göstermeyeceksiniz - çünkü sizin çocuğunuz onu iki yıl önce düşünmüş olacak…..

Diğer anne babalar çocukları "çocukların yapması gereken" şeyleri yaptıklarında hiç heyecanlanmazken……
……..siz gülümseyeceksiniz, çünkü siz çocuğunuzun "çocukların yapması gereken" şeylerden tek birini yapmak için bile ne kadar çaba sarfettiğini hatırlayacaksınız….
• Ama hepiniz bilirsiniz ki bir düşmanla savaşıp onu yenebilmek için önce onu çok iyi tanımak gerekir :peki de Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir?
• Kısaca; Dikkat Eksikliği Sendromu olan bir çocuğun beyninin ön bölümünde kararlar almasını sağlayan bilgileri taşıyacak kadar yeterli sayıda nörotransmitter yoktur. İşte bu yüzden, Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar dürtülerine göre hareket ederler ve dikkatleri de kolayca dağılır.
• Dikkat Eksikliği Sendromu olan birey doğru davranışın hangisi olduğunu bilir mi? Evet, tüm bu bilgiler beyninde depolanmıştır ve kullanıma hazırdır.
• Ama doğru davranışı uygular mı? Her zaman değil. Bu sendromun yoğunluğuna ve beynin karar merkezine hangi mesajların gittiğine bağlıdır.
• Davranışlarının çoğu zaman anlaşılmaz ve şaşırtıcı olmasının nedeni; doğru davranışları bir dakika sonra yanlış davranışların izlemesidir. Çünkü nörotransmitterler her zaman aynı mesajları taşımazlar.


ÖRNEKLER
• Anne, oğluna ödevini masanın üzerine koyduktan sonra mutfaktan bir muz alıp, dersine başlamasını söyler. Dersu, (dikkat eksikliği olmayan çocuk) ödevini masaya yerleştirir, mutfaktan muzu alır ve dersini yapmaya başlar. Berdan, (dikkat eksikliği olan çocuk) mutfağa gidip bir elma alır ve söylenenleri unuttuğu için televizyon seyretmeye başlar.
• Öğretmen sınıfa bir soru yöneltir, Dersu, (dikkat eksikliği olmayan çocuk) elini kaldırarak öğretmenin kendisine söz vermesini bekler. Berdan, (dikkat eksikliği olan çocuk) cevabı bağırarak söyler.
• Öğretmen aylık ödev verir. Dersu, (dikkat eksikliği olmayan çocuk) ödevini bir deftere yazar, hergün bir sayfa hazırlayarak ödevi zamanında bitirir. Berdan, (dikkat eksikliği olan çocuk) son akşam son dakikada ödevi bitirmeye çalışır ve ertesi gün okula ödevsiz gider.
• Öğrenciler ödevlerini teslim ederlerken, Dersu çantasından, üzerine ismi yazılmış ödevini çıkarıp öğretmene verir. Berdan (malum cocuk) okul çantasını karıştırmaya başlar, masasını arar, kitapları açıp kapar ve sonunda bulamadığı ödevi teslim edemez.
BU ÇOCUKLAR BAZI ŞEYLERİ YAPAMAZLAR
Yukardaki 4 örnek, Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların başarısız oldukları dört konuyu temsil etmektedir. Olumsuz olarak algıladığımız tüm hareketler bu dört konuyla nasıl başa çıkılacağının öğrenilmemesinden kaynaklanır.
• Dikkat Eksiliği Sendromu olan çocuklar birden fazla şeyi aynı anda yapamazlar. Yeterli nörotransmitter olmaması çoklu mesajların hatırlanmasını olanaksızlaştırır. Çoklu isteklerin genellikle yalnızca bir tanesi (en zevkli olanı) hatırda kalır. Öğretmenler ve ebeveynlerde basit isteklerin yerine getirilmemesi karşısında ne yapacaklarını şaşırırlar.
• Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar aynı zamanda hem düşünüp hem hareket edemezler. Sadece hareket ederler. Bir hareket ve sonuçlarını aynı anda düşünecek kadar yeterli nörotransmitterlerin olmaması sonuçtan sonuca atlamalarına neden olur. Sorunun nedeni kimyasal dengesizlik olduğu için, Dikkat Eksikliği olan bir çocuğa, düşünerek hareket etmeyi öğretmek fiziksel olarak imkansızdır.
• Dikkat Eksikliği Sendromu olan bir çocuk, uzun ve detaylı işleri küçük parçalara bölemez. Bir düşünür şöyle demiş; "Zaman her şeyin bir arada olmasını engelleyen şeye denir." Zaman dakikaları küçük kısımlara ayırarak, her bölümde tek bir şey yapmamızı sağlar. Dikkat Eksikliği Sendromunda işler böyle değildir, zaman çöker.Beyin, çoklu direktifleri algılayamadığı için, her işi tek parça olarak algılar. Bu yüzden de sınavlarda başarısızlık ve ev ödevlerinde eksiklik ortaya çıkar.
• Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar organize olamazlar. Çoğunlukla önceden planlayıp başlamak yerine bir işten bir işe atladıkları gibi yarı bitmiş ya da bitmiş işleri de yerine ulaştıramazlar. Peki de bu nörotransmitter de neyin nesidir?
• Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda beyin görüntüleme çalışmalarıyla, beynin hacim ve işlevselliğindeki değişiklikler incelenmiş, beyinden salgılanan Noradrenalin, Dopamin, Serotonin gibi nörokimyasal maddelerin düzeyleriyle ilgili çalışmalar yapılmış ayrıca bu bozukluğa sahip çocuklar nöropsikolojik testlerle değerlendirilmiş, elektrofizyolojik ve genetik çalışmalar yapılmıştır.

Tüm bu çalışmalar sonucunda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda çevresel gerekliliklere göre davranışın düzenlenmesi, uygunsuz tepkilerin baskılanması, dikkat işlevleri gibi alanlarda zorluk yaşadıkları, bunun sebebinin bu işlevlerle ilgili alanlarda birtakım işlevsel ve nörokimyasal düzensizlikler olduğu, genetik ve çevresel faktörlerin de rahatsızlığın ortaya çıkmasında rol oynadığı gösterilmiştir.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), bireyin akademik başarısı, aile hayatı, sosyal ilişkileri ve benlik saygısı üzerine çeşitli olumsuz etkileri olan ve oldukça sık görülen psikiyatrik bir bozukluktur. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) çocuk ve ergenlerde görülme sıklığı %5-10, erişkinlikte %4 civarındadır.

• Dikkat eksikliği durumu, sıradan bir dalgınlık ,unutkanlık,boşverme hali,hiperaktivite ise asla yaramazlık ve hatta bazen tanımlandığı üzere azgınlık,şımarıklık hali hiç değildir. Son 20 sene içinde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı konulan çocuk sayısında ciddi artış vardır. Bu artışı bu rahatsızlığın daha fazla ortaya çıkmasına bağlamak doğru olmaz,bu daha ziyade tanı koşullarının ve dikkat ölçüm test sistemlerinin daha gelişmiş olması sebebiyledir.Daha önemlisi de UYARAN miktarının geçen yüzyılla kıyaslanamaz düzeyde artması nedeni ile insanoğlu ve kızının ALGI sistemlerinde gerçekleşen muazzam dönüşümdür.
• Hareketlilik, dikkat eksikliği ve dürtüsellik, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun temel belirtileridir. Bozuklukta her üç belirti birada görülebileceği gibi, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu özellikle dikkatsizliğin ön planda olduğu ve hiperaktivite ve dürtüselliğin ön planda olduğu alt tipler şeklinde kendisini gösterebilir.

Bir kişide Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ( DEHB ) varlığından söz edebilmek için, bu belirtilerin 7 yaştan önce başlamış olması, birden fazla ortamda görülüyor olması, sürekli olması ve kişinin günlük yaşamını etkileyecek boyutta olması gerekir. Kesin tanının konabilmesi için bu belirtilerin 7 yaşından önce başlamış olması ve günlük yaşamı etkileyecek boyutta olması gereklidir.


• Dikkat Eksikliği tedavi edilmediğinde, okul çağında ve sonrasında, ders başarısında, ailevi, sosyal ve mesleki becerilerde sorunlara yol açar. Tedavi edilmeyen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan gençlerin %65’i ve DEHB’li yetişkinlerin %50’si yaşamları boyunca sahip oldukları bozukluğa bağlı sorunlar sebebiyle, yaşam boyu birçok sıkıntıyla karşılaşırlar.( Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların sosyal ve akademik alanda yaşadıkları sıkıntılar olduğu gibi, diğer çocuklarla kıyaslandığında olumlu yanlarının da olduğu göze çarpmaktadır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda en çok göze çarpan özellikler, daha yaratıcı olmaları, enerjik, sıcakkanlı, hiperaktif, cana yakın ve dürüst olmalarıdır. Ancak dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar, sıklıkla insanlara çabuk güvenebilirler ve kolaylıkla risk alabilirler. Arkadaş çevresi ve kötü niyetli insanlar tarafından bu yönleri kötüye kullanılabilir. Bu nedenle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip çocuklar, uygunsuz çetelere ve gruplara karışma, alkol ve madde kötüye kullanımı ve suç işlemeye yönlendirilme riski altındadırlar. Dikkat eksikliği tedavisi bu çocukların bireysel gelişimlerine ve akademik (okul) başarılarına olumlu katkı sağlamaktadır.)
• Dikkat Eksikliği ifadesinden kastedilen aslında dikkatin olmaması değil daha ziyade dikkati belli bir süreyle özellikle zihinsel uğraşı gerektiren ders çalışma, problem çözme veya çocuk için çok da eğlenceli olmayan bir görev esnasında kendisini gösteren bir konsantre olamama durumudur.DHEB’li çocukta dikkat eksik değil değişiktir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocuklar eğlenceli, ilgilerini çeken, renkli ve canlı görüntülerin olduğu televizyon ve bilgisayar oyunları karşısında saatlerce sıkılmadan durabilirler. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip çocukların dikkatlerinin dış uyaranlarca kolayca çelinebilmesi nedeniyle, sıklıkla bizlerin fark etmedikleri ayrıntıları fark edebilir ve bu nedenle yanlışlıkla fazla dikkatli,cin gibi çocuk olarak değerlendirilebilirler.
• Dikkat Eksikliği belirtileri açısından aileleri en çok yanıltan konu şudur: “Çocuğumuz saatlerce televizyon izleyebiliyor ,bıraksan bilgisayarın başından kalkmadan saatlarce oynar !” Televizyon ya da bilgisayar oyunlarıyla saatler geçirebiliyor olunması, dikkatiyle ilgili bir sorun olmadığı anlamına gelmemektedir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar, kendi istekleri doğrultusunda televizyon izlerken ya da bilgisayarda oyun oynarken, bir sorun yoktur. Sorun şudur: bu çocukta dikkat, özel olarak yönlendirilmesi gereken bir durumda dağılmaktadır. Sınıf ortamı, ders dinlenmesi, ev ödevlerinin yapılması, arkadaşlarla yapılan ortak aktivitelerde uyum gibi konularda, dikkat eksikliğine bağlı sorunlar yaşanmaktadır.
Dikkat eksikliği tedavisi almayan çocukların öğretmenleri sıklıkla öğrencinin derste dalgın olduğunu, kendisini dinlemiyormuş göründüğü veya kalemi silgisi veya etrafıyla ilgilendiğinden şikâyetçidirler. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip çocuklar sınav sırasında dikkatsizce hatalar yapma ve soruları okumadan işaretleme eğilimindedirler. Oysa dikkat eksikliği tedavisi alan çocuklarda bu şikâyetlerde kısa sürede düzelme gözlenmektedir.
Hareketlilik
• Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip hiperaktif çocuklarda görülen ve sorun olarak kabul edilen hareketlilik ise genellikle amaca yönelik olmamasıyla normal bir hareketlilikten ayırt edilebilir. DEHB’li çocuk oturduğu yerde kıpır kıpır olabilir veya motor takılmış gibi veya düz duvara tırmanırcasına hareketli olabilir.
Dürtüsellik
• Dürtüsellik, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda sıklıkla: sırasını bekleyememe, konuşurken söz kesme, düşünmeden hareket etme şeklinde gösterir. Dikkat eksikliği tedavisi almayan çocuklar, sıklıkla oyun ve okul kurallarına uymakta güçlük çekerler. Bu davranışları plansız ve istemeden gerçekleştiği için sıklıkla arkasından pişmanlık ve üzüntü duygusu baş gösterir. Yapılan araştırmalar Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ile birlikte başta “ Karşı Gelme Bozukluğu” olmak üzere öğrenme sorunları, duygu-davranım bozuklukları, depresyon ve kaygı bozuklukları,cinsel davranım bozukluklarının oldukça sık görüldüğünü göstermektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tedavisi sırasında bu durumların atlanmaması tedavi başarısını olumlu yönde etkileyecektir.
A- DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA BİREYSEL DESTEK
• Dikkat eksikliği tedavisinde dikkat eğitimi, kendini programlama, zaman yönetimi, sosyal beceri eğitimi, özel eğitim ve terapi desteğinin sağlanması, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların tedavisinde çok değerli destek sağlamaktadırlar.Bu konuyu aşağıda NEUROFEEDBACK adı altında ayrıca inceleyeceğiz.
B- DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA OKULLA İŞBİRLİĞİ
• Çocuğun ön sıraya oturtulması,durumu hakkında tüm kurumun bilgilendirilmesi,öğrenme tipine uygun öğretim stratejilerinin saptanması, uygun disiplin, yönlendirme ve takibin yapılması çok önemlidir. Eğer varsa rehber öğretmen, sınıf öğretmenlerinin konu hakkında bilgilendirilmeleri gerekmektedir. Böylece, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların okul, sınıf ve ders başarılarında ortak hareket edilmesi sağlanacaktır. Özellikle okulların sınıf öğretmenleri, rehberlik öğretmenleri ve okul psikologları ile bilgi paylaşımı sağlanması ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuğun okul uyumu ve okul başarısında artış sağlanmaktadır.
C-DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA EBEVEYNLERİN EĞİTİMİ
• Dikkat eksikliği tedavisinde aile eğitimi destek programları ile, aile içi iletişimde kullanılması gereken teknikler aileye kazandırılmaktadır. Bu konuda bilinçli anne-babanın doğru yönlendirmeleri, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuğun iyileşme sürecindeki adaptasyonunu arttırmaktadır. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocuklar, ebeveynlerinin yüz ifadelerini anlamakta zorlanırlar, ama eğer bu ifadelerin ardındaki manayı anlamak çocuğa öğretilirse; sosyal ilişkilerinde büyük bir gelişme görülür. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukları, istenen davranışları sergilediklerinde hemen övmenin yararını akıldan çıkarmamak gerekir.
Doğru sosyal davranışlar sergileyen çocuklarını anında ve açık bir şekilde öven - göz kırparak, el işaretleriyle ve hatta komik suratlar yaparak - anne babalar bunun yararlarını sosyal ilişkilerin iyileşmesi şeklinde gözlemleyeceklerdir. Çocuğunuzun başarısının sonucunu değil, başarmak için gösterdiği gayreti övmelisiniz.
D- DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA ORTAMIN DÜZENLENMESİ
• Görsel, işitsel ve dokunsal dikkat dağıtıcı uyaranların azaltılması, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda ortam uyumunu arttıracaktır.
• E- KARDEŞLERLE İLİŞKİLERİN DÜZENLENMESİ
• Kardeşlerin, özel ilgi gerektiren çocuklara verilen ekstra zamanı kıskanmaları az görülen birşey değildir. Ayrıca hiperaktif bir kardeş büyük bir olasılıkla diğer kardeşin eve gelen arkadaşlarına, oynamak istediği oyunlara ya da sevdiği eşyalara da rahat vermeyecektir. Dikkat Eksikliği ile Hiperaktivite Sendromu olan çocuklar çevrelerindeki insanların sabırlarını en son noktaya kadar zorlarlar. Duygusal olarak bağımlıdırlar ve yalnız kalmaktan nefret ederler. Bilgisayar ya da nintendo gibi oyunlarla kendilerini oyalamadıkları süre içinde ailenin ilgisinin odak noktası olmayı hedeflerler. Sosyal ilişkilerinin yetersizliği ve az arkadaş sahibi olmaları sürekli olarak anne baba tarafından oyalanmak isteği doğurur. Doyumsuz olmak eğiliminde oldukları içinde "yeter" kavramı tanımazlar.
• Dikkat Eksikliği sendromu olan çocuğunuza ayırdığınız zamana en başından bir sınır koyabilirseniz, örneğin; "saat beş olduğunda sana ayırdığım özel zaman bitecek ve o zaman kardeşinin özel zamanı başlayacak" derseniz, diğer çocuğunuza haksızlık yapmamış olursunuz.





F-ARKADAŞLARLA İLİŞKİLERİN DÜZENLENMESİ
• Sosyal davranışların öğretilmesinde her yöntemde kullanılan ana unsur; çocuğa örnek olmaktır. Çocuklar, sosyal davranışlarını taklit yoluyla öğrenirler. Konuşurken kötü sözler kullanmamak, istenen davranışları övgüyle karşılamak, selamlaşma sözcüklerini daima ve güleryüzle sarfetmek, çocukların taklit yoluyla öğrendikleri geçerli sosyal davranışlardır.
G-BABALARLA İLİŞKİLERİN DÜZENLENMESİ(!)
• Ebeveyn eğitiminden ayrı olarak babaların ilişkisine ayrı bir başlık ayırmamız gereklidir. Zira babalar da çocuk sahibi olma stresini aynı ölçüde yaşadıkları halde anneler çocuklarının sorunlarını babalardan daha ciddi olarak algılama eğilimindedirler. Anneler tıpkı bir erken uyarı sistemi gibi çocuklarının hayatlarında bir terslik olduğunu daha çabuk anlarlar. Çocukların annelerine mesaj göndermek için uyguladıkları davranışlar vardır, diğer çocuklara vurmak, sınıfta oturmamak ya da kötü notlar almak gibi. Başka zamanlarda anne her nasılsa bunu kendi kendine hisseder. Babalar, annelerin bu rahatsızlığını, kaygılarını görmezden gelme eğilimindedirler.
• Babalara göre çocukların azgın ve yaramaz olması tipik erkek çocuk davranışlarıdır. Bunun bir diğer nedeni de çocukların babalarının yanında annelerinin yanında olduklarından daha edepli davranmalarıdır. Babalar annelerin gözlemlediği yoğunlukta bir huzursuzluğa hiçbir zaman şahit olmazlar. Annelerin anlattığı öfke nöbetleri ve terbiyesizlik eğer babaların yanında cereyan ederse o zaman da bunun üstesinden annelerden daha başarılı bir şekilde gelirler.Tüm bu nedenlerle çocukla babanın ilişkisi kökten yeniden reorganize edilmelidir.
Dikkat eksikliğinde İlaç kullanımı;
İLAÇLAR

DEB ' nda kullanılan birincil psikofarmakolojik ajanların merkezi sinir sistemi uyarıcıları olduğu belirtilmektedir. Bu grubun temsilcileri, metilfenidat, dekstroamfetamin ve pemolindir. Metamfetamin ve dekstroamfetamini de içeren çok sayıda amfetanıin vardır. Ancak dekstroamfetaminler daha çok yeğlenmektedir. Metilfenidat diğer uyarıcıların tümünden daha çok kullanılmaktadır. Çocukların en az %70'i ilk denemelerinde ana uyarıcılardan birine olumlu yanıt vermektedir. Eğer klinisyen dekstroamfetamin, metilfenidat ya da pemolinden birini kullanıyorsa , bu ilaçlardan en az birine yanıt alınma oranı %85 ile %90 arasında değişmektedir.

İlaç vermenin temel amacı sınıf içi davranışlarda, akademik başarıda ve verimlilikte iyileşme sağlamaktır. Karşı Gelme Bozukluğu, Ağır Davranım Bozukluğu ve saldırganlık ile birlikte görülen DEB'nda ilacın bu yakınmalara da iyi geldiğine ilişkin bilgiler vardır. Çocukla yaşıtları, ailesi, öğretmenleri ve diğer önemli kişiler arasındaki ilişkiler de düzelmektedir. Buna ek olarak boş zamanlarını değerlendirme etkinliklerine de katılımın arttığı belirtilmektedir. Uyarıcıların kullanımındaki ana mesajın bunun yalnızca "okul zamanı ilacı "olmadığının vurgulanması olduğu iddia edilmektedir. Uyanık olduğu tüm zamanlarda ve hafta sonlarında da kullanılma gerekliliği önerilmektedir. Bölümümüzde ise genel uygulama çocuklara ilaçları okul zamanları kullandırmak şeklindedir. DEB'nda kullanılan ilaçlar açısından bir tercih yapılmamaktadır. Bazı çocuklar bir ilaca daha iyi, bir diğeri ise daha kötü yanıt verebilecektir ve bu yordanamamaktadır.

Yan etkilerin görünümü çocuktan çocuğa ve ilaçtan ilaca değişiklikler göstermektedir. Yan etkilerin büyük kısmı zamanla ya da değişik yaklaşımlarla ortadan kalkmaktadır. Büyümenin baskılanması eğer ortaya çıkarsa ilacın dozuna bağlanmaktadır. İzleme çalışmaları, çocuğun ulaşması beklenen boyu ve kilosuna gecikmeli de olsa ulaşabilmektedir. Ancak bazı çocukların bu gelişimsel gecikmeye uyum sağlayamadıkları görülmektedir. İlacın puberteden sonra etkinliğini kaybetmemesi ve ilaç kötüye kullanımına yol açmaması rahatlatıcıdır. Ancak, kendinde ve ailesinde madde bağımlılığı öyküsü olanlarda uyarıcı kullanımı tartışmalıdır.

Uyarıcı ilaçların tiklere etkisi çelişkili sonuçlar vermektedir. DEB tanısı alan bazı çocuklar kliniklere vokal ya da davranışsal tiklerle başvurmaktadır. Bazen bu çocukların tikleri uyarıcıların kullanımı ile artmaktadır. Son bulgulara göre ilaçlara devam edilse bile bir süre sonra bu yakınmalar eski durumlarına dönmektedir. Eğer düzelme olmazsa, haloperidol, pimozid ya da klonidin gibi ilaçların eklenmesi yakınmaların ortadan kalkmasına yardımcı olmaktadır.

"Rebound", kısa dönem etkili uyarıcıların kullanımından sonra davranışlarda görülen bozulmadır. Bu bozulma dönemi yarım saat yada daha fazla olabilir. Bu durum çocukların çok azında gözlenir. Rebound etkisi uzun dönem etkili ilaçların kullanımıyla çözümlenebilir

Bazı vakalarda ilacın davranış üzerindeki etkisi için gereken doz ile zihinsel süreçlerdeki iyileşme için gereken doz uyuşamayabilir. Bu gibi durumlarda düşük olan doz tercih edilmelidir.

1994 yılında yüzden fazla yayının gözden geçirildiği bir çalışmada 4500 ilkokul çocuğunun değerlendirildiği görülmüştür. Okul öncesi dönem çocuklarla yapılan çalışmalar çok daha azdır (yaklaşık 130 denek). Ergenlerle (yaklaşık 113 denek) ve yetişkinlerle (yaklaşık 180 denek)yapılan çalışma sayısı da çok azdır. Okul öncesi ve yetişkinlikle ilgili sonuçlar çok değişkinlik göstermektedir.

Son yıllarda DEB tedavisinde kullanılan uyarıcı olamayan ilaçlara ilişkin bilgiler taranmıştır. Değerlendirilen ilaçlar antidepresanlar, ct2 adrenerjik reseptör blokörleri (klonidin ve guanfasin), nöroleptikler, fenfluramin, lityum ve antikonvüsanlardır. Bu konudaki en iyi çalışılan ajanın heterosiklik antidepresanlar olduğu ileri sürülmektedir. Bazı araştırmalar DEB olan çocukların %70'inin dezipramine 5 mg/kg dozuna kadar yanıt verdiklerini göstermektedir. Bütün heterosikliklerin hiperaktivite, dikkatsizlik, anksiyete ve depresif duygulanım üzerinde olumlu etki yaptığı gözlenmiştir. Öğrenme üzerindeki etkileri çok açık değildir. Ana yan etkisi kardiyovasküler sistem üzerinedir. Özellikle aritmiye neden olduğu belirtilmektedir. Birkaç küçük çocuğun ani ölümü heterosikliklerin kullanımının yeniden gözden geçirilme gereğini ortaya koymuştur.

Bupropion serotonin geri alım blokörü ve trisiklik olmayan bir antidepresandır. Yan etki profilinin olumlu olduğu belirtilmektedir. Günlük 5-6 mg/kg üç doza bölünerek uygulanması önerilmektedir.

Fluoksetin, sertralin, proksetin ve fluvoksamin gibi seçici serotonin geri alım inhibitörlerine ilişkin bilgilerin sınırlı olduğu ancak az sayıda bazı çocuklardan olumlu sounuçlar alındığı bildirilmektedir. Son yıllarda yapılan bir çalışmada yaşları 9-17 arasında olan DEB tanısı almış 32 deneğin %78'inde distimi gibi mood bozuklukları ve %80'inde majör depresif bozukluk olduğu görülmüştür. Devam eden metilfenidat tedavisine fluosetinin eklenmesi hastaların 30'unda belirgin düzelmeye neden olmuştur.

Monoamin oksidaz inhibitörleri çok az sayıdaki araştırmada ve çok az sayıda çocukla çalışılmıştır. Sonuçların dekstroamfetaminlere eş olduğu belirtilmektedir. Ancak olası ilaç ve diyet tepkileri kullanımı sınırlamaktadır.

Dikkat Eksikliği Bozukluğunda tek başına klonidin ve guanfasin kullanımına ilişkin bilgiler sınırlıdır. Uyarıcı ilaçlarla birlikte kullanımı DEB'na ek saldırgan/hiperaktif davranışlar boyutunda ya da tiklcr üzerinde olumlu etki yapmaktadır. Ancak klonidin/metilfenidat kombinasyonunun üç çocukta ani ölüm yaptığı belirtilmiştir. Bu konuda ilaçların rolü bilinmemektedir. Sentetik bir uyarıcı olan fenfluraminin etkisi DEB üzerinde gösterilememiştir. Zihinsel özürlüler ve yaygın gelişimsel bozukluğu olanlarda olası olumlu etkiden söz edilebileceği klinik izlemelerde belirginleşmeye başlamıştır.

Lityum, karbamazepin ve valproik asid gibi mood düzenleyicilerinDEB 'nin ana belirtileri üzerinde olumlu etkisi gösterilememiştir.

Nöroleptiklerle önceki yıllarda yapılan bazı çalışmalar bazı belirtilerde etkili olduğu yolunda bulgular vermiştir. Günümüzde olası olumsuz yan etkiler nedeniyle kullanılmamaktadır. Ancak, uyarıcılara haloperidol ya da pimozid eklenmesi tiklerde ya da Tourette bozukluğunda yararlı olmaktadır.

(((Hiperaktivite ve dikkat eksikliği (HADE) tedavisinde 40 yıldır kullanılan uyarıcı ilaç Ritalin'in (methylphenidate) bağımlılık başta olmak üzere çeşitli olumsuz etkileri olduğuna dair birçok araştırma ve tartışma olmasına karşın (ref:2,3,4,5,6,7,8,10,11,14,15,16), en tehlikeli ilaçlar kategorisinde yer alan bu "kırmızı reçeteli" ilaç, hâlâ çok yaygın bir şekilde kullanılıyor.

Amerika, dünya nüfusunun %5'ini oluşturmasına karşın, dünyada üretilen Ritalin'in %90'ını tüketiyor ve 1990'ların başından beri bu ilacın kullanımı %700 artmış durumda. Bağımlılıkla ilgili araştırmalar

Bu gelişmeler olurken, Ritalin'in madde bağımlılığına yol açtığıyla ilgili, bugüne kadar, laboratuvar veya klinik koşullarında değil de gerçek yaşam koşullarında yapılan tek gerçek anlamda uzun süreli -boylamsal- araştırma ise, bir yıldan fazla Ritalin kullanan HADE'li çocukların, hiç Ritalin kullanmayan HADE'li çocuklara kıyasla, 20 yıl sonra, yaklaşık İKİ MİSLİ ORANDA KOKAİN ve SİGARA BAĞIMLISI olduklarını göstermiştir.(ref:10,11) Berkeley Kaliforniya Üniversitesi psikologları Lambert ve Hartsough'un yaptığı ve "Dikkat: Ritalin Tıpkı Kokaine Benziyor" (ref:16) başlıklı yazıda da bir cümleyle değinilen bu 1998 tarihli araştırma, çok güvenilir metodolojisiyle ve "bağımsız" yürütülmüş olmasıyla öne çıkmasına, dolayısıyla araştırma bulgularının yadsınamayacak kuvvetliliktedir. New York Brookhaven Ulusal Laboratuvarı'nda çalışan psikiyatrist ve beyin görüntüleme uzmanı Nora Volkow, sıvı olarak enjekte edildiğinde madde bağımlılarının Ritalin'i çok sevdiklerini saptamıştır. Kimyasal maddelerin etkileriyle ilgili beyin görüntüleme konusunda alanında önde gelen bir ekip olan Volkow ve meslekdaşları, yıllardır positron emission tomography (PET) ve diğer ileri teknikleri kullanarak bağımlılık yapan ilaç ve maddelerin beyin üzerindeki etkisini araştırıyorlar. Uzun bir listeden oluşan bulguları arasında, tutkun (compulsive) davranışların, örneğin madde kullanımının ve aşırı yemek yemenin, beyinde dopamin sistemiyle alakalı olduğu da var.

Bir Paradoks Brookhavenda yaşam bilimleri laboratuvarı şefi olan Volkow, bu araştırmaların bir uzantısı olarak, yasal bir uyarıcı ilacın Ritalinin bilinmeyen yanlarını ortaya çıkarmaya soyundu. HADE tedavisinde yaklaşık 40 yıldır kullanılıyor olmasına rağmen, psikiyatristler ve farmakologlar ilacın nasıl ve niçin etki ettiğini hâlâ bilmiyorlar. Kimyasal olarak kokaine ve diğer uyarıcılara benzeyen methylphenidate garip bir paradoks sunuyor: normal koşullarda hareketliliği arttıran bir madde olmasına karşın, HADEli kişilerde, garip bir şekilde hareketliliği azaltıyor ve odaklanmaya yardımcı oluyor. Fakat, araştırmalar gösteriyor ki, HADEli olmayan insanların yüzde ellisi bu maddeyi aldıklarında, çok fazla kahve içmeye benzer nahoş bir durum oluştuğunu söylüyorlar. Bir basın açıklaması sırasında Volkow, metilfenidatın nasıl etki ettiğini beyin görüntüleme tekniği yoluyla ortaya çıkarmak bende neredeyse bir takıntı haline geldi diye konuşuyordu. Bir psikiyatrist olarak ilaç hakkında hiçbir şey bilmiyor olmaktan utanıyorum, çünkü bu ilaç yetişkinlere değil, yoğun bir şekilde çocuklara verdiğimiz bir ilaç.Bunun üzerine Volkow ve ekibi, öğrenme, yemek ve cinsel birliktelik gibi insana haz veren deneyimler sırasında ödül ve motivasyon devrelerini uyaran dopamin sistemini PET taramaları ile incelemeye başladılar. Örneğin haz veren deneyimlerden bir tanesini seçmek gerekirse, çukulatalı dondurmayı tatmak, basal gangliadaki hücreleri, dopamin moleküllerini salıvermek üzere tetikliyor. Bu moleküller, sinaps denen boşluklarda nöronlararası ödül devresi oluşturacak şekilde hareketleniyor. Nöronlar üzerindeki alıcılar, bu deneyim ilgi göstermeye değer şeklinde tercüme edilebilecek sinyalleri aktive ederek dopamini emiyor. Sinyaller çok fazla olursa, deneyim, nahoş ve aşırı uyarıcı yüklü oluyor, çok az olursa, bu kez de esnemeye, sıkıntıya ve odaklanamamaya yol açıyor.

İşte Volkow, metilfenidatın (Ritalinin) bu sinyalleri nasıl etkiliyor olduğunu bulmaya çalışıyor. Fakat Volkow, dopamin alıcılarına odaklanmak yerine, sistemin bir başka kısmında iz sürüyor. Haz sinyalleri yollandıktan sonra, dopamin molekülleri onları üreten nöronlara geri dönüyorlar. O noktada, aynı zamanda auto-receptors da denilen taşıyıcılar devreye giriyor ve bir nevi elektrikli süpürge gibi çalışarak sinapsları yeni bir dolaşım için temizliyor.Önceki araştırmalar, kokainin, bu taşıyıcıların %50sini bloke ettiğini ve böylelikle sinapstaki dopamini aşırı bir şekilde arttırdığını ve haz duygusunun tavana vurmasına sebep olduğunu göstermiştir.

Türkiye'de durum;

Sağlıkta Dönüşüm Projesinin uygulanmaya başladığı 2003 yılından günümüze ne yazıkki toplam sağlık harcamaları önemli bir artış eğilimi içinde olmuştur. Koruyucu ve önleyici sağlık hizmeti anlayışı yerine büyük ölçüde dışa bağımlı olduğumuz ilaç ve tıbbi teknoloji tüketimine odaklı tedavi edici sağlık hizmeti anlayışıı günümüzde hakim haldedir. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak ilaç pazarımız dünyanın en hızlı büyüyen pazarlarından biri haline gelmiştir.

Türkiye ise %17,2 oranındaki büyüme oranı ile dünyada ilaç pazarının en fazla büyüme gösterdiği ilk 5 ülkeden biridir. Örneğin 2003 yılında 2.491 milyar dolarlık ilaç ithalatı gerçekleştirirken, bu miktar 2008 yılında 4.360 milyar dolara ulaşmıştır. Aynı yıllardaki ihracat miktarları değerlendirildiğinde ise Türkiye?nin 2003 yılındaki ilaç ihracatı 246 milyon dolar iken, 2008 yılında 421 milyon dolara artmıştır. Oransal açıdan değerlendirildiğinde çok önemli bir fark olmadığı izlenimi yaratsa da, fiyat artışı açısından değerlendirildiğinde ithalat ve ihracat arasındaki fark katlanarak büyümektedir. Gelişmiş ülkelerdeki ithalat ve ihracat oranları değerlendirildiğinde Türkiye?nin ilaç konusundaki dışa bağımlılığı çok daha çarpıcı şekilde ortaya çıkmaktadır. Örneğin 2005 yılında Türkiye?de ilaç ihracatının ithalatını karşılama oranı %10?iken; Almanya?da bu oran %122, İsviçre?de %207, Fransa?da %133, İngiltere?de %141, İtalya?da %95 , İsveç?te %263 ve Danimarka?da %268?dir.

Dünya genelinde en çok kar edilen ilk 10 ilaçtan üçü antipsikotiktir. 2009 yılında ise dünyadaki toplam ilaç pazarının 820 milyar doları bulması öngörülmektedir.

Türkiye ilaç pazarının hızla büyümesinde SSK hastalarının eczanelerden ilaç alımının serbestleştirilmesinin ve SSK ilaç fabrikasının üretiminin durdurulmasının önemli bir payı olduğu belirtilmektedir. Bu uygulama sonrası 2005 yılında Türkiye ilaç pazarı dünyanın en büyük 10. ilaç pazarına sahip ülkesi konumuna gelmiştir ve bu pazar payını 2009 yılında da koruyacağı öngörülmektedir.

Türkiye tüm gelişmiş ülkeleri geride bırakmaktadır. Türkiye'de 2006 yılında ilaç tüketiminin ulusal gelire oranı % 1.75?dir, bu oran ilaç tüketimde açık ara dünya lideri olan ABD' den (% 1.5) bile yüksektir. İngiltere?de ise bu oran % 0.65?tir.

Türkiye açısından da düşünüldüğünde sinir sitemi ilaçları ilaç pazarında önemli yer işgal etmektedir. Sinir sistemi ilaçları Türkiye ilaç pazarında antibiyotik, kalp-damar sistemi ve romatizmal ilaç grubundan sonra 4. sırada yer almaktadır. Ayrıca 2003-2008 yılları arasında Türkiye?deki ilaç gruplarının pazar payı değerlendirildiğinde; antibiyotik, kalp-damar sistemi ve romatizmal ilaç grubunun pazar payı azalırken, sinir sistemi ilaçlarının pazar payında ılımlı bir artış gözlenmektedir.

Örneğin IMS-Türkiye verilerine göre 2003 yılında 14 milyon 138 bin kutu antidepresan tüketilirken, bu rakam 2006 yılı verilerine göre 22 milyon 651 bine, 2007 yılında ise 26 milyon 246 bine çıkmıştır. Benzer artış eğilimi antipsikotik ilaçlarda da görülmektedir; 2007 yılında toplam 2 milyon 616 bin 136 kutu antipsikotik tüketilirken, bu sayı 2008?de 4 milyon 11 bin 901 kutuya yükselmiştir. Psikiyatrik ilaç tüketimindeki bu önemli artışta ilaç endüstrisinin tutundurma çalışmalarının yanı sıra, Türkiye?deki psikiyatrist sayısının yetersiz olması ve bu nedenle psikiyatrist dışındaki hekimler tarafından uygun olmayan tanılara uygun olmayan ilaçların reçetelenmesinin de çok önemli bir payı vardır.



NEUROFEEDBACK TERAPİSİ;

BEYİN NASIL ÇALIŞIR,NEUROFEEDBACK NEDİR,DİKKAT EKSİKLİĞİ- HİPERAKTİVİTE’DE NEUROFEEDBACK NASIL ETKİ EDER ?

• Beynimiz 1 Kg’dan biraz daha ağır(Einstein gibi bir dehaysanız belki 1-2 Gr fazlanız olabilir),küflenmiş lor peyniri gibi kötü kokulu(gençseniz koku biraz daha dayanılır haldedir,ruhunuz öldüyse dayanılmazdır),pelte kıvam ve tadında( Kuzuların Sessizliği filmindeki gibi tatmanızı tavsiye etmeyiz) bir maddeden oluşur dediğimiz zaman yüzünüzü buruşturmayınız lütfen;zira yapacak bir şey yok,işte tüm malzeme bu;ancak beyniniz olmasaydı siz siz olamazdınız,yüzünüzü bile buruşturamazdınız;akıllı olun!
• Beyniniz Tokat cevizine benzer,kafatasınız da ceviz kabuğu gibi onu korur.Ceviz gibi de 2 bölümden oluşur. Cevizin bölümleri birbirinden farksızdır ama beyniniz biraz farklıdır; beynin sol yanı vücudun sağ,sağ yanı ise sol yanının kontrolünü sağlar. Yani sağı solu belli olmaz.Sol kısım genel olarak konuşma,matematik,belirli düzende yapılan işler ; (ayakkabınızı bağlamak gibi),sağ yan ise resim,görsel hafızadan sorumludur.İkisi arasındaki cevizin arasındaki zara benzeyen nasırsı madde(corpus callosum) ise iki yarı küre arasındaki ilişkiyi sağlar.Yani oda arkadaşınızın masanızın yanına fırlattığı korkunç görünüm ve kokulu çorabı sol yarı küre algılar,sağ yarı küre ile gözünüzde canlandırırsınız,koku mesajı yerine ulaştığı zaman burnunuzu direği sızlar;ama köprü bir süre sonra mesaj yollamayı kesince kokuya alışırsınız.(Size tavsiyemiz beyninizi değil oda arkadaşınızı değiştirin)
Şimdi biraz daha derinlemesine bakalım:varsayımsal cevizimizi sağ/sol diye değil de yukardan aşağı doğru dilimlersek ne görürüz;en üstte beyin kabuğu(CORTEX) vardır. Beynin doğal olarak gelişimini en son tamamlamış bölgesi,VÜCUDUN KONTROL MERKEZİ işte burasıdır.Bu bölgeyi ise gözlerimizin az üzerinden başlayarak ensemizin dibine dek uzanan yine varsayımsal bir çizgi ile bölümlersek şu bölgeleri görürüz;
• Frontal Bölge; Gözün üstünden başlayarak tepede genelde erkeklerde saçın dökülmeye başladığı kısma dek uzanır.Bunun alnımıza denk düşen kısmına biz BEYİN ÖN BÖLGESİ deriz.Tepedeki kısım ise vücudun istemli hareketlerini kontrol eden Motor Cortex’dir.
• Paryetal Bölge;Tepe noktasında başlar ve yine erkeklerde ensenin katmerlendiği kısımda biter.Bunun ucunda ise duyuların işlendiği Sensoriel Cotex bulunur.
• Temporal Bölge;Şakaklarımız arasında görünmez bir kulaklık hayal edin…
• Oxipital Bölge:paryetal bölgenin dibi,beynin dibi,yakışıklı,güzel bir abimizdir.Genelde
görme işine bakar.
Tüm bu bölgelerin toplamı BİLİNÇ dediğimiz şeyi oluşturur.
Ceviz sert olduğu için örneğimizi portakala dönüştürüp devam edersek cortexi yani kabuğu soyarsak ulaşacağımız kısma Orta Beyin deriz.

Bu ise 6 bölümden oluşur:
• Talamus;Vücuttan gelen bilgilerin beyne dağıldığı trafo merkezi gibidir.Milivolt düzeydeki elektrik akımı burada doğar.
• Hipotalamus;Beynin bölümlerinden topladığı emirleri uygulayarak vücudun normal ve uyumlu çalışmasını sağlayan komutana benzer.
• Hipofiz;Hipotalamusun emireri gibidir.
• Amigdala;Duygusal tepkilerin bellek deposudur.’’..sen evlendiğimizde sene 1917 ayağıma basıp nasırımı sızlattıydın..’’dedirten kısımdır.
• Hipokampus;Uzun süreli bellek bilgisi deposudur.’’..ben o gün aslında dejavu yaşıyordum senin değil Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın ayağına basıyordum..’’ dedirterek mahfımıza sebep olan kısımdır.
• Bazal Ganglion;Vücut hareketleri,uyanıklık,öğrenme gibi konularda yardımcı görevlidir.
Bu altı sistemin toplamına LİMBİK SİSTEM denir.Limbik sistem BİLİNÇALTI denen şeyi şekillendirir. Portakalın merkezi ise beyin sapıdır.Burası en ilkel beyin bölümüdür.Nefes alma,kalp atışı gibi metabolik istem dışı özellikleri düzenler.
Sınav sırasında bir gün önce derse çalışmamışsak genellikle cortex devreden çıkar beyin sapı devreye girer,nefesimiz kesilir,kalbimiz deli gibi atmaya başlar ve cevapları limbik sistemden sallamaya başlarız’’..ya şundadır ya bunda!’’
Beynin yapılarını az çok inceledik ama hala temele inemedik;biraz daha derinlemesine bakalım;beyin NÖRON denen sinir hücrelerinden oluşur. (Beynin 1 cm3 lük bir bölgesinde bir trilyon bağlantıya sahip, 100 milyar sinir hücresi bulunmaktadır. Bu 100 milyar sinir hücresi arasında saniyede 10 milyon x milyar kere uyarı iletimi olmaktadır. Sadece bu kadar bilgiden bile anlaşılacağı gibi, insan beyni hiç bir bilgisayarla karşılaştırılamayacak kadar karmaşık ve üstün bir sisteme sahiptir.)Bunlar ise akson,dendrit ve aralarındaki sinaps denen bağlantı noktalarından.Beynin çalışması hücrelerin kendi içindeki elektriksel ve kendi aralarındaki kimyasal iletimle olur.Hücrelerin iç kısmı negatif,dışı pozitif,hücre zarı ise tarafsızdır.Bilgi akson üzerinden elektrik sinyali halinde ilerler,hücreler arası boşlukta kimyasal sinyallere dönüşerek haber kaynağı halini alır.Bu dönüşümü ise NÖROTRANSMİTTER denen maddeler sağlar.İki hücre arasındaki bu maddeler yolu ile bir yüklenme olunca nötr hücre zarında bir değişim olur;hücre pasif halden aktif hale geçer; yani bir aksiyon potansiyeli olur.terimler gözünüzü korkutmasın; adı üstünde EKŞİN! Aksiyon potansiyeli olmaksızın sinir sistemi harekete geçemez. Uyarım gücü olarak bu ekşin şiddeti değişmez ama kimyasal yolda belirli bir birikim ve eşik değeri aşılınca(amino asit depolarizasyonu EPSP)bilgi aktarımı gerçekleşir. Stadlardaki Meksika dalgası gibi ya da kulaktan kulağa oyunu gibi yani…Orta beyindeki Talamusun yaydığı mikrovolt düzeyindeki elektrik akımı böylece bilgilerin dağıtımını sağlar.EEG işte bu saniyedeki ortaya çıkan dalgaların sıklıklarını saptayan bir yöntemdir. Bu dalgaların her birinin sıklıkları ve etki mekanizmaları birbirinden farklıdır;

• GAMMA 30 Hz’den büyük, BETA (13-30 Hz) , ALPHA (8-12 Hz), THETA (4-8 Hz) VE DELTA (4 Hz’DEN küçük)
Bu dalgaların tamamı vücudumuzda farklı fonksiyonel işlevlere yol açar Örneğin Beynimiz “etkin” zeka için 13 Hz (yüksek alpha ve düşük beta )kullanır. Sıklıkla, öğrenme güçlüğü ve dikkat problemleri gösteren bireylerde beynin belli bölgelerinde, birbirini izleyen işleri ve matematik hesaplarını yapmaktaki beceriyi etkileyen 13 Hz aktivitede eksiklik görülür
• Delta (0.1 –3 Hz)
En düşük frekanslar deltadır. 4 Hz’den düşüktür ve derin uykuda görülür ve bazı anormal süreçlerde aynı zamanda “empati hali” hissedildiğinde delta dalgaları bilinçaltı düşünceyi yansıtır. 1 yaşa kadar olan bebeklerde dominant ritimdir ve uykunun 3. ve 4. evresinde bulunur.Amplitude’i en yüksek ve en yavaş dalgadır. Fiziksel dünyadaki farkındalığımızı azaltmak için delta dalgalarını arttırırız. Aynı zamanda bilinçaltı düşüncelerimize delta dalgaları vasıtasıyla ulaşırız.
Performans arttırmak isteyenler delta dalgalarını azaltır ve yüksek odaklanma ve peak performans (yüksek performans)elde edilir.
Ancak, Dikkat Eksikliği teşhisi konmuş bireyler odaklanmaya çalıştıklarında delta dalgalarını düşüreceklerine arttırırlar. Uygun olmayan delta dalgaları odaklanmayı ve dikkati ciddi bir şekilde kısıtlar..
• Delta (0.1-3 Hz) : Dağılım : Genellikle geniş ya da bilateral yayılmış olabilir, yaygın.
Subjektif duygu durumları : derin, rüyasız uyku, non-rem uyku, trans hali, bilinçsiz.
İlişkili iş ve davranışlar : uyuşukluk, hareketsizlik, dikkatsiz Fizyolojik birliktelik : hareketsiz, hemen harekete geçememe. Arttırılırsa uykuya, trans haline, derin gevşeme durumuna neden olur..
• Theta (4-8 Hz)
Theta 3.5 – 7.5 Hz arasında faaliyet gösterir ve “yavaş” aktivite olarak sınıflanır. Yaratıcılık, sezgi, hayal kurma, fantezi kurma ve hatıralar, duygular, heyecan uyandıran olaylar için bir çeşit mahzen gibidir.
Theta dalgaları odaklanma, meditasyon, dua ve ruhani farkındalık sırasında kuvvetlidir. Uyku ile uyanıklık arası durumu yansıtır. Bilinçaltıyla ilgilidir.


Uyanık haldeki yetişkinler için anormal ama uyku sırasında olması normaldir. Theta hippocampal ve limbik sistem bölgesindeki aktiviteyi yansıtır. Theta endişe, kuruntu, huzursuzluk ve çekingenlik sırasında gözlemlenir.
Theta dalgası normal fonksiyon ediyor göründüğü zaman, öğrenme ve hafıza gibi kompleks davranışları ilerletir. Olağandışı duygusal durumlarda, stres veya hastalık gibi, üç büyük vericide (transmitter) dengesizlik olabilir ve bu da normal dışı davranışlara neden olur.
Dağılım : genellikle bölgesel, birçok lobu içerebilir, yanal ya da yayılmış olabilir.
• Alpha (8-12 Hz)
Alpha dalgaları 7.5 ve 13 Hz arasındadır. Alpha dalgalarının can alıcı noktası 10 Hz civarındadır. Sağlıklı alpha üretimi, zihinsel beceriyi arttırır, zihinsel ahenge yardımcı olur, rahatlama duygusunu arttırır. Gevşemiş, rahatlamış normal insanlarda görülen başlıca ritimdir. Hayatımızın büyük bir kısmında, özellikle 13 yaştan sonra mevcuttur.
Occipital bölgede (kafanın arka tarafı) ve frontal kortekste yoğunluktadır. Alpha dışadönüklük (içe dönüklerde daha az), yaratıcılık ( yaratıcı kişilerde dinlerken ve yaratıcı bir problemin sonucuna ulaşırken alpha gözlemlenir) ve zihinsel aktivite sağlar.

• Beta (12 Hz üstünde)
Beta aktivitesi hızlı bir aktivitedir. 14 ve üstü frekanstadır. Eş zamanlı olmayan aktif beyin dokusunu yansıtır. Simetrik dağılımda genellikle her iki tarafta görülür, önde daha fazladır. (frontal) Kortikal hasarda kaybolabilir ya da azalabilir.
Gözlerimiz açıkken, dinlerken, düşünürken, analitik bir problem çözerken, karar verme veya yargıya varma durumunda, etrafımızda olan biten bilgiyi işleme sırasında aktiftir.
Düşük beta (12-15 Hz), “SMR”
Dağılım : yan tarafta ve lobda lokalizedir ( frontal, occipital vb)Subjektif duygu durumları : odaklanmış ama rahat, entegre düşük smr “Dikkat Eksikliği Hastalığına” yol açabilir, odaklanmış dikkatte eksiklik.
Eğitimin Etkileri : SMR’yi arttırmak rahat odaklanma sağlar, dikkat gerektiren yetenekler düzeltilebilir.


İşte bu temel dalga tipleri beynin özellikle cortex bölümünde ve buradaki bölgelerde farklı duyarlılıklara yol açar.
• Frontal bölge duyarlılıkları; bu bölge dikkat,sabır,moral motivasyon,zaman yönetimi,yargılama,planlama,dürtü kontrolü,düzenli olma,empati,hatalardan ders çıkarma,self kontrol,kısa süreli hafıza kontrolü,limbik sistemin baskılanarak duygusal değil mantıksal kararlar verilmesinin sağlanması,vücudun düzenli çalışmasını hormonal ve sinirsel yollarla sağlayan HPA(Hipotalamus,Pitutier-hipofiz,Adrenal) yolunun kontrolü gibi temel özellikleri kontrol eder.Genetik rahatsızlıklar,annenin kortizol yüksekliği, annenin kötü yaşam tarzı yani ;alkol-uyuşturucu alışkanlığı,zor doğum,1 yaşına dek anne sütü alamama,ensefalit,menenjit gibi hastalıklar,ateşli havale,besin zehirlenmeleri,kişisel kötü yaşam tarzı,stres ve kafa darbeleri,yaşanan bölgeden yüklenilen zararlı ağır metallerin birikimi bu bölgede duyarlılıklara yol açar.
• Temporal bölge duyarlılıkları; Bellek,duygusal denge ve sosyalleşme,deneyimlerin ortak merkezidir.Konuşma,görsel bellek bu bölgede yer alır.Unutkanlık,nedensiz panik,okumada öğrenme zorluğu,kuşkulu düşünce,saygısızlık,duygusal dengesizlik,metafiziğe aşırı ilgi,nedensiz baş,mide ağrıları,görmede anormallikler,disleksi,dispraxi,diskakuli gibi bozukluklara yol açar.
• Paryetal bölge duyarlılıkları; bu bölge duyusal bilgileri işler,dokunma,ağrı,basınç,sıcaklık duyularını şekillendirir,uzaysal konumu,el ve ayakların pozisyonunu,hareket yönlendirilmesini,sağ-sol ayrımını,3 boyutlu kavramayı sağlar.Bozulması halinde pozisyon kaybı,yazma,okuma,sağ-sol ayrımı zorlukları,sayı sayma,problem çözme sıkıntıları baş gösterir.
• Oksipital bölge duyarlılıkları;renk tanıma,disgrafi gibi rahatsızlıklar baş gösterir.
Eğer beynimizin kontrol bölgesi olan cortex işini doğru yapıyorsa vücudumuz HOMEOSTAZ=DENGE halindedir. Sorun varsa ALLOSTAZ halindeyizdir.Sorun sürüyorsa OVERLOAD aşırı yüklenme durumu sözkonusudur,önlem alınmazsa sistem çöker,hapı yuttuğunuzun resmidir bile diyemeyiz,zira,artık hapı yutsanız da fayda etmez.Allostaz halini yolu hastaneye düşmüş herkes az çok bilir;’’kan basıncı-tansiyon artmışsa,kalp hızı artmışsa,solunum hızı,kan şekeri,LDL kolesterol,kortizol,adrenalin,noradrenalin artmışsa,DHEA sülfat azalmışsa,HDL kolesterol azalmışsa,barsak hareketleri azalmışsa...’’ HASTASINIZ; beyniniz HPA yolunu kontrol edemiyor demektir.
• DEHB’de özellikle frontal bölge üzerinde şekillenen bir allostaz halidir.Ancak kimilerince özellikle de ilaç şirketlerince tanımlandığı üzere KLASİK bir HASTALIK durumu değildir.
3-21 yaş aralığında yani beynin temel gelişim döneminde ortaya çıkar ama sağaltımı yoluna gidilmezse yakanızı ömür boyu bırakmaz.Bazen de şekil değiştirir yani biraz ALIEN&PREDETOR ’filmi tadında bir durum sözkonusudur.
• Tıpkı kafa darbeleri,inme,epilepsi,fibromiyalji,kronik yorgunluk gibi sendromlarda olduğu gibi DEHB vakalarının çoğunda TETA ve YAVAŞ ALFA etkinliğinde belirgin artış vardır.
• Güncel ve geleneksel sağaltım metodları ağırlıklı olarak ilaç şirketlerinin manipülasyonu sonucu beynin kimyasal yani transmitter maddeler üzerinden çalışmasına etki etmek üzerine inşa edilmişlerdir.Örneğin depresyon tedavisinde bir nörotransmitter olan SEROTONİN azalması nedeni ile hücrelerarası elektriksel iletim de azalıyor.Serotoninin yeğane kaynağı beynin destek hücreleridir.;besinlerle serotonin alamayız.Proteinli yiyecekler beyin kontrolünde serotonine dönüştürülür.Depresyon tedavisinde(!)kullanılan ilaçlar serotoninin zayıf bölgelerde daha fazla kalmasını ((salınımının gecikmesini) sağlayarak etkinliğini artırmayı amaçlar.İYİ FİKİR! Yani amaç vücuttaki serotoninin miktarına dokunmadan,az olan serotoninin daha etkili olmasını sağlamak; BALLI BÖREK!Ama işte burada o pis kokulu beyin,beyinliğini ortaya koyuyor;normal ve doğal proteinXserotonin üretimini durdurarak az bir serotoninle normal olduğunu fark ediyor ve serotonin yapımını durduruyor.Peki ilaç şirketi bu durumda ne öneriyor?DOZU ARTIRMAK! Çünki işi yanlış bir noktadan ele almış durumdalar;hücre içi iletimi önceleyerek bunun ardından hücrelerarası iletimi düzenlemek gerekirken temeli çürük bırakarak 4-5.katı inşaya çalışmak…ASIL SAĞALTIM YÖNTEMİ ŞU OLMALIDIR;
• HÜCRE İÇİ ELEKTRİK AKIMININ DÜZENLENMESİ; YANİ NEUROFEEDBACK YOLU İLE
BEYİN HÜCRELERİNİN DAHA ÇOK NÖROTRANSMİTTER ÜRETMESİNİ SAĞLAMAK,
DOĞAL BESLENME –YAŞAM TARZI-DESTEK BİTKİSEL TAKVİYELER,GEREKTİĞİ ORANDA İSE VÜCUDA EN AZ ZARAR VERECEK İLAÇLARLA BU SÜRECİN DESTEKLENMESİ
• Peki de neurofeedback nasıl işlemektedir;
İnsanlar makinalarla iletişim kurmak için çeşitli araçlardan faydalanır: Klavyeler, fareler, "joystick"ler, kameralar, mikrofonlar. vs. Tüm bu komut verme araçları kullanıcının beyninin kas sistemini kontrol etmesi sayesinde işlev kazanırlar.Ancak bazı hallerde bu iletişim mümkün olmamaktadır. Örneğin motor nöron hastalıklarından biri olan amiyotrofik lateral sklerozis (ALS) , beyin kökü travması, beyin ya da omurilik yaralanması, serebral palsi, kas distrofileri ve çoklu skleroz gibi nöron hastalıkları insanların istemli hareketlerini engellemektedir .Sadece ALS’den ABD ‘de 30.000 dünyada 2.000.000'a yakın hasta etkilenmektedir. Her yıl ise 5.000 civarı hasta kayda alınmaktadır.(STEPHAN HAWKING,KOÇ HOLDING YÖN.KR.BŞK.VEKİLİ SUNA KIRAÇ,FENERBEHÇELİ FUTBOLCU SEDAT BALKANLI ÜNLÜ HASTALARDANDIR)

• ALS hastalığı sadece motor nöronları etkiler; hastanın bilişsel işlevlerine bir zarar vermez. Hafıza, zekâ ve kişilik korunur. Hastalar görebilir, duyabilir, koklayabilir ve dokunsal uyaranları yorumlayabilirler . Eğer hastanın beynindeki sinirsel etkinliği doğrudan yorumlayabilecek bir teknoloji geliştirilebilirse hastanın çevresindeki araçlarla ve insanlarla iletişim kurması mümkün olabilir. Yani burada asıl amaç doğrudan düşünceleri kullanarak başka bir ara katmana (kas sistemi gibi) gerek kalmaksızın bilgisayarları kontrol edebilmektir.BEYİN BİLGİSAYAR ARAYÜZÜ (BBA) denen bu kontrol mekanizması temelde makine X insan etkileşiminde güçlendirici bir teknoloji olarak düşünülebilir. Normalde insanlar uyanıkken ve belli bir şey yapmıyorken de beyinleri α EEG sinyalleri yayar. Bu dalgalar 8-12 Hz frekans aralığındadır. μ ritmleri aynı aralıkta olup α dalgalarındaki ufak tefek değişiklikler şeklinde kendilerini gösterirler. Buradaki önemli nokta şudur: μ ritmleri, kişi hafifçe somatosensöryel veya motor korteksini hareketlendirecek şekilde bir şeye konsantre olduğunda ortaya çıkan "α dalgalarıdır". β ritmleri ise 18-25 Hz aralığındadır ve bunlar da istemli hareket ve etkin odaklanma ile bağlantılıdır. Yapılan çalışmalarda insanların 8-12 Hz aralığındaki μ ritmlerini ve 18-25 Hz aralığındaki β ritmlerini kontrol edebildikleri ve böylece ekrandaki bir imleci istedikleri gibi hareket ettirebildikleri görülmüştür .Gerçek ve hayal edilen hareketleri kıyaslayarak ve temel bileşen çözümlemesi (PCA - Principle Component Analysis) kullanarak bu ritmler çözümlenmiş ve hem gerçek hareketlerin hem de hayal edilen hareketlerin μ ve β ritm desenkronizasyonları ile bağlantılı olduğu tespit edilmiştir .
• BBA'yı mümkün kılan, beynin ürettiği sinyalleri kaydedip bunları örüntü çözümleme ve sınıflandırmasına tabi tutabilme yeteneğimizdir.

• ALS araştırmacılarını yönlendiren düşüncelerden biri doğrudan düşünceleri kullanarak başka bir ara katmana (kas sistemi gibi) gerek kalmaksızın bilgisayarları kontrol edebilmekse bunu izleyen yeni bir düşünce de yine bu ara katmanları ortadan kaldırarak beyne bilgisayarlar üzerinden güçlendirilerek verilen FEEDBACK uyarı yolu ile beynin SİNİR AGI MODELLERİNİN GÜNCELLENMESİ yani beynin çalışmasının regüle edilmesidir. Buna NEURO-BİO FEEDBACK denir.


• İnsan ve diğer canlılar çevreye uyum için biyolojik olarak bazı temel mekanizmalara sahiptir. Otomatik olarak nefes alıp verir. Kan şekeri düştüğünde otomatik olarak kana şeker salgılanır. Bu otomatik uyum sürecine yukarda da dediğimiz gibi homeostatik mekanizma adı verilir. Bu mekanizmanın işlevi insanda fizyolojik dengeyi sürdürmektedir. Ayrıca insanın doğuştan getirdiği refleksler yaşamı sürdürmeyi yani kalımı sağlamaktadır. Ancak hemostatik mekanizma ve refleksler tüm gereksinimleri karşılamada ve her koşulda çevreye uyum sağlamada yetersiz kalmaktadır.
Öğrenme insan yeteneklerinde büyüme sürecinin bir sonucu olmayan sürekli bir değişmedir. Öğrenme, bir ürün (öğrenilen şey) ortaya koyan süreçtir. İnsanlar hayatlarının başlangıcından itibaren sürekli olarak bir şeyler öğrenir. Bilişsel bilgi dünyası zamanla daha karmaşık hale gelir ve daha dinamik bir görünüm kazanır.
• Organizma yaşamını devam ettirebilmek için çevreye uyum sağlamada etkin olmak ve değişken çevrelerde gereksinimlerini gidermek durumundadır. Çevresindeki hangi öğelerin kalımı için olumlu, hangilerinin yaşamını engelleyici, hangi öğelerin de nötr olduğunu öğrenmek zorundadır. Bu bilişsel öğrenmelerde fizyolojik dengenin korunmasına yardımcı olarak bütüncül bir gelişim için gerekli ortamı sağlar. Bu şekilde öğrenmenin hem fizyolojik hem de sosyal yönlerinin birlikte bütüncül olarak kullanılmasının, öğrenmenin insanın hayatta kalmasında oynadığı gerekli rolü ortaya koyması bakımından önemlidir. Benzer bir durum insanın bilişsel gelişimi içinde geçerlidir. “Bilgiyi İşleme Teorisi”ne göre bireyin belleğinde bir bilginin depolanabilmesi için dikkat, algı ve kodlama gibi bir takım süreçlerden geçmesi gerekmektedir.
• Bu kurama göre insanda üç tür bellek bulunmaktadır. Bunlar (1) Duyusal Kayıt, (2) Kısa Süreli Bellek ve (3) Uzun Süreli Bellektir. Bir bilgisayarın işlem süreci incelendiğinde de RAM (Random Access Memory / Rasgele Erişilebilir Bellek), CPU (Central Processing Unit / Merkezi İşlem Birimi), ve Harddisk (Sabit Disk) gibi donanımların insan bilişsel sitemine benzer bir yapıda organize edildikleri görülmektedir.
Biyologlar zekayı çevreye uyum kabiliyeti olarak görürken, eğitimciler öğrenme, psikologlar ilişkileri anlama, bilgisayarcılar bilgiyi işleme kabiliyeti şeklinde değerlendirmişlerdir. Zekayla ilgili bu farklı tanımlar nedeni ile zeka tıpkı ruh, bilinçaltı, akıl, düşünme gibi soyut ve açık uçlu bir kavram olduğundan evrensel bir tanıma sığdırılamamaktadır.

• Zeka araştırmalarının ana amacı insan bilgi işleme prensiplerinin anlaşılması ve biyolojik sinir sistemlerinin çalışma mekanizmalarının çözülmesidir. Bu mekanizmaların gerek araştırılması gerekse geliştirilmesinde bilgisayarlar önemli bir yer tutmaktadır.
Beyin iki şekilde düşünür ;
1. Hızlı,otomatik, bilinç dışı 2.Yavaş,analitik,irdeleyici,sağduyulu...
Beynin bu iki kompartımanı arasındaki olmazsa olmaz ilintiyi ise ‘’tahmin nöronları’’ üstlenmiştir. Wolfram Schultz’un Dopamin Deneyleri sonucu bulduğu’’Tahmin Nöronları’’ ödüle göre beyindeki dopamin miktarında artışa yol açmaktadır.
• Dopamin nöronları devamlı deneyime dayalı örüntüler üretirler.Beyin, tahminleri gerçeklikle karşılaştırır;beklenti ve tahmin karşılanırsa dopamin miktarı artar ve sonuçta insan mutlu olur.Hatalı tahminlerde ise Anterior Singulat’dan beyine güçlü bir uyarı yayılır. Anterior Singulat hem bilinci uyarır , tetikte tutar hem de bedensel işlevlerin hayati yönlerini düzenleyen Hipototalamus’ a uyarı gönderir. Anterior Singulat’da ki dopamin nöronları yeni gelişen olaylara ait verileri kullanarak eski tahminleri ve beklentileri düzenler,hayat derslerini içselleştirir ve BEYNİN SİNİR AĞI MODELLERİNİ günceller. Bu bölge bir nedenle işlevini yerine getiremez hale gelirse birey öğrenmede olumsuz pekiştirmeyi kullanamaz hatalarından ders almakta zorluk çektiği için aynı hataları sürekli tekrarlar .
• BİO-NEUROFEEDBACK bazı nöronların tahmin nöronlarına dönüşümünün sağlanması yolu ile eski ve yeni beyin kompartımanları arasındaki organizasyonu güçlendirir.
Neurofeedback sistemleri μ ve β ritmleri üzerinden işler. 1961’de deneysel bir psikolog olan Neal Miller otonom sinir sistemi tepkilerinin (örneğin kalp atışı, tansiyon, gastrointestinal faaliyetler, bölgesel kan akışı) istemli olarak kontrol altında tutulabileceğini öne sürmüştür.Miller’ın çalışması diğer araştırmacılar tarafından genişletilmiştir. Bu dönemden sonra, 1970’lerde UCLA’dan bir araştırmacı Dr. Barry Sterman tarafından yapılan bir araştırma deney hayvanlarının beyin dalgalarını kontrol etmek üzere eğitilebildiklerini ortaya koymuştu. Sterman sonraları araştırma tekniklerini epilepsi hastaları üzerinde uygulamış ve biofeedback tekniklerini kullanarak hastaların nöbetlerini yüzde 60 oranında azaltmıştı.
• Sterman’dan roketlerde,uzay mekiklerinde kullanılan hydrazin denen yakıtın epilepsi nöbetlerini neden tetiklediğini araştırması NASA tarafından istendi, o da kediler üzerindeki denemelerinde SMR dalgaları artırılan kedilerde nöbetlerin kesildiğini saptadı...Epilepsi hastalığı olan insanlara bu dalgalarını arttırmaları öğretildi ve bunlarda da nöbetlerin azaldığı görüldü.Yapılan deneylerde şöyle bir gözlem daha elde edildi: Epilepsiyle birlikte aynı zamanda hiperaktivite ve huzursuzluk gösteren vakalarda da , SMR dalgası arttırıldığı takdirde bu semptomlar da azalmaktaydı.
• Bu konuda ilk bilimsel makale 1972 yılında basıldı.Bu makale, 23 yaşında,7 senedir genel tonik-klonik epilepsi nöbeti bir bayana aitti. Ailede epilepsi vakası yoktu ,EEG de ise hiperventilasyona bağlı olarak 5-7 hz yavaşlığında dalga aktivitesi saptadı . Ayrıca bu hastanın her ay iki büyük nöbet geçirdiği tespit edildi.
• Üç ay boyunca haftada iki kere neurofeedback eğitimiyle SMR dalgasının arttırılması sonucu nöbetlerinin kesildiği görüldü. Bu hasta tedavisinin sonunda artık ilaç kullanmıyordu ve nöbetleri kesilmişti.O dönemden beri NEUROFEEDBACK başarı ile bir çok rahatsızlıkta kullanılmaktadır.
• Neurofeedback dünyada beyinde yaşanan birçok problemde modern tıp ve sağaltım metodları ile çelişmeden kullanılınabilinir.. Bunlar :
Her yaştaki Dikkat ve Hafıza sorunları
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu
Genel Öğrenme Bozukluğu ,Okul Başarısızlığı
Tik Hastalığı, Stres,Çocuklarda Diş Gıcırdatması
Epilepsi(Sar’a) özellikle de Tıbbi tedavi ile kontrol edilemeyen epilepside
Migren/ Stres Baş Ağrıları,Kronik yorgunluk hastalığı
Depresyon/Manik Depresyon,Anksiyete (Sıkıntı Hastalığı) ,Panik Atak,Obsesyon (Takıntı)



YAZAN: NÖROFİZ.DR HAKAN DURU KARABACAK
KAYNAKLAR:
NÖROLOG HAKAN ŞİLEK
NÖROLOG GÜÇLÜ ILDIZ
NÖROLOG HUGO CHOI
BİOTEKNOLOG LUIGI BIANCA
PSİKİYATRİST TANJU SÜRMELİ
PSİKOLOG ELLEN SAXBY
NÖROTERAPİST BORA KÜÇÜKYAZICI
Ş.Tutarel Kışlak
Alice Nixon
Ç.Hocaoğlu
N.E.Özgüler
M.Hacıoğlu
A.T.Aker
Doğan Demirkan Özdemir
Hakan Balıbey
J.Bisson
G.Ironson
M.L.Van Ellen
Roger Callahan
Marco Bishof
David Siever
John Downing
W.G. Walter
Francine Shapiro
E.Ören,R.Solomon
Dr Childre
Ö.KAVAKÇI
EMDR TÜRKİYE
Mesut Soydan
Ahmet Koyu SDU TIP FAK FIZYOLOJI A.B.D
Uzm.Psikolog Okan Karka
Prof.Dr Attila Dağdeviren
Şansal Odabaşı ve ark
 
Konuyu Başlatan Benzer Konular Forum Cevaplar Tarih
TİTAN Çocuk Bakımı 0
TİTAN Çocuk Bakımı 0
TİTAN Çocuk Bakımı 0
TİTAN Çocuk Bakımı 0
birtutamanne Çocuk Bakımı 0
mislinay Çocuk Bakımı 0
UzakMavi Çocuk Bakımı 1
UzakMavi Çocuk Bakımı 0

Benzer Konular


Üst