Düğünde def ve davul çalmanın hükmü

  • Konbuyu başlatan İslami Yazar
  • Başlangıç tarihi
Düğünde def ve davul çalmanın hükmü
Düğün bir çok kimseleri ilgilendiren umumi bir hadisedir.

Onun içindir ki nikah ve düğünün gizli değil, açık Ve ilan edilerek yapılması uygun olur. Peygamberimiz düğünün gizli yapılmasını tasvip buyurmazdı.



​düğünlerde def.jpg



Hazreti Ömer zamanında bir adam bir kadınla gizlice evlenmişti. Komşusu onları gördü ve zina ile itham ederek Hazreti Ömer'e şikayet etti. Hazreti Ömer, adamdan o kadınla evlendiğine dair şahit getirmesini istedi. Adam Ya Müminlerin emiri bizim işimiz basittir. Ailesi şahit oldu dedi. Hazreti Ömer adamı zina cezasına çarptırmadı. Ancak kadınların namuslarını pay mal etmeyin, evliliğinizi ilan edin buyurdu.


Nikah zina töhmetinin tam manası ile ortadan kaldırılması için ilan edilmelidir. Gaye ilan olduğundan dolayı dır ki, defin zilsiz olması vaciptir. Çünkü çalgının haram olduğunda ulema arasında ihtilaf yoktur. Def, zili olduğu vakit Çalgı olur. Gerek nikahın ilanında olsun, gerekse düğünlerde olsun def ve davul çalınırken haram olan şeylerden uzak olması gerekir. İşte böyle Haramlardan uzak kalındığı vakit düğünlerde ve bayramlarda def ve davul çalmak caiz olur.


Evlenip düğün yapmak isteyen erkek ve kadının İyi giyinmeleri, kadınların ziynet eşyası takınmaları dinen caizdir. Kadınlar kına yakınırlar. Oje gibi Avrupai süslerden kaçınmak icabeder. Çünkü oje ve benzerleri tırnaklarda tabaka teşkil eder. Bunlar Gusle ve abdeste mani oldukları için kınaya kıyas edilmeleri asla doğru değildir.


Yukarıda nikahın def ve davulla ilan edilmesini yazmış, bu husus hakkında varid olan hadisi şerifi zikretmiştik. Burada şunu kaydetmek isteriz ki, bugünkü düğünlerimizde çalınan defler, davullar İslami esaslara uygun değildir. Peygamber aleyhisselam, nikahı zinadan ayıran şeyin def ve ses olduğunu beyan buyurmuştur. Nikahı zinadan ayırt eden şeyin def ve ses olmasının açıklanması def ve davul çalmak da güdülen maksat Ve gayenin ne olduğunu açık seçik olarak ortaya koymaktadır. Gaye etrafa duyurmak için ses yapmaktır.



Peygamberimizin zamanında Rasülü Ekrem (s.a.v.) in asrı saadetinde icra edilen düğünlerde çalınan def ve davulla, zamanımızda yapılan düğünlerde çalınan def ve davulların arasında çok büyük farklar vardır. Bugün çalınan defler, telli, zilli olup yanında nefesli çalgılar bulunmaktadır. Peygamber Efendimiz zamanında bugün olduğu gibi def ve davul şehevi istek ve arzuların tatmini için değil, sırf nikahı ilan etmek için çalınırdı. O zaman çalınan davul ve deflerin yanında zurna ve gırnata gibi nefesli çalgılar yoktu. Nikahı ilan ediniz hadisi şerifinin açıkça ortaya koyduğu hüküm budur. Hatta nikahın ilanına yardımcı olması için nikahın mescitte kıyılması da bunu göstermektedir.


İbni Ömer bir davul sesi duyduda kulaklarını tıkadı ve bunu üç defa tekrarladıktan sonra, Rasülullah da böyle yapardı dedi.

Hz. Aişe den rivayte olunan bi hadiste, Hz. Aişe bir kadını Ensardan bir erkek sahabi ile evlendirmişti. Allhın Peygamberi: Ya Âişe sizin çalgınız yok ya. Ensar çalgıdan hoşlanır buyurdu.
 

Melis ank

Aktif Üye
Üye
Hocam konuyla biraz uzaktan alakalı olucak ama bir şeyi çok merak ediyorum. Müzik dinlemek harammı ? Ben güne başlarken mutlaka müzik dinlerim, arabamda da sürekli müzik açık olur . Bu konu hakkın da bilgi verirseniz sevinirim..
 
İ

İslami Yazar

Forum Okuru
İslâm’da musiki (müzik) ile ilgili iki ana görüş vardır:
Birinci görüştekiler insan hayatında musikinin ayrı bir yeri ve önemi olduğunu belirtirler. Bunlara göre, eğer şiir-musiki Allah’ı ve ahireti hatırlatıyorsa makbul, nefsanî duyguları şehevî arzuları kamçılıyorsa merduttur, reddolunur, kabul edilemez. Haramdır, dinlenmesi caiz değildir.
İkinci görüştekilerin şiire ve musikiye bakış açısı ve değerlendirmeleri ise oldukça farklıdır. Onlar şiirin, musikinin hiçbir türü ile ilgilenmemişler, bunu caiz görmemişlerdir. Mesela İlahi ve Mevlid’le ilgili dahi İmam-ı Rabbani hazretlerinin Şah-ı Nakşibendi hazretlerinden naklen verdiği cevap çok dikkat çekicidir (mealen): ‘Bizim yolumuzun dışındaki büyükler (âlimler ve tasavvuf erbabı kişiler) bu gibi şeylerle meşgul olmuşlardır; bu sebeple red ve inkâr etmeyiz. Ancak bizim yolumuzun büyükleri de bunlarla meşgul olmadıkları için, kabul etmeyiz.
Görüldüğü üzere ilk görüş fetvaya uygun, ikinci görüş ise takvâya, ihtiyat ve azîmete daha yakındır. Ölçü budur.
 
Üst