Howard Hawks ben hecht kimdir

howard hawks ben hecht kimdir hayatı hakkında kısa bilgiler filmleri
Evvela „inceleme“ kelimesiyle işe başlayalım. Böcek mi inceliyoruz, mikroskoptan mikrop mu gözlüyoruz? İnceleme kelimesi akla daha yakından bakmak ile ilgili şeyler getiriyor, fakat akademik bir motivasyon olmadığı müddetçe filmlere böyle bir yaklaşımı anlamıyorum. Kısacası, televizyonda çıkıyor, biz de rastladıkça izliyoruz kardeşim. Bu Howard Hawks üstüne bir inceleme yazısı değil.

İnceleme yazısı değilse nedir? Misal şöyle yazsam:

“Doğanın kucağında farkedilmeksizin çakılmış bir kıvılcımın sudaki izleridir Hawks filmleri, biteviye ve berrak… Sonuna dek ve adam gibi!” Buna şiirsel, duygusal film yazısı diyoruz. Seveni var ama bana pek gelmez. İşe yaramaz.

Yazmak benim bir işime yaramıyor, ama Hawks’un filmlerinden çıkarılabilecek en güzel mesaj “a mans gotta do what a mans gotta do” ise, bu pis işi birileri yapmalı, dün saydım 20ye yakın Hawks filmi izlemişim, çoğunluğunu bir kereden fazla izlemişim, neden ben yapmayayım?
Howard Hawks  Kimdir

Bir erkek üstüne düşen görevi yapmalı. Bu herhalde sadece Hawks’un değil, endüstri devrimiyle itibariyle dünyanın bize verdiği güzel bir mesaj. Şovenizme kayıyor gibi gözüküyor ama bir de şöyle düşünelim: kötü havada uçak kullanan bir pilot, uçağı indirirken iniş kulesindeki herkesin görevini tam anlamıyla yapmasını beklemez mi? Yaptığı en ufak bir hareketin, yardımcı pilotun bir sakarlığının felaketle sonuçlanabileceğini bilen bir insan ne yapar? Sadece kendisi için değil, diğer insanlara karşı sorumluluğu için de yaptığı işi en iyi şekilde yapar. Ayrıyetten beraber çalıştığı ama yaptıklarını kontrol edemediği iniş kulesi görevlilerinin de işlerini iyi yaptıklarına güvenmek zorundadır. Bu karşılıklı güven yapılan işin çeşitli bölümlere ayrılmasıyla, yani endüstri devriminin uzmanlığı hayatımıza sokmasıyla oluşmuş bir kavram. Profesyonellik olarak adlandırabiliriz. Ugandalı bir doktor ile Türk bir doktor, Türk bir doktor ve Türk bir marangozdan daha rahat iletişim kurabilir, aynı dili konuşmasalar bile.

Hawks’un dünyası böyle profesyonellerle dolu. Yarış arabası sürücüleri, Posta uçağı pilotları, Kovboylar, gazeteciler, kasaba şerifleri vesair vesair… Kim demiş hatırlamıyorum, ama „tüm Amerikan yönetmenleri arasında en tipik Amerikan olanı“ denmesi boşa değil. Uğraştıkları meslek Hawks karakterlerinin hayatlarının merkezi. Bunun üzerinden filmden filme akıl yürütülüyor. İşini iyi yapmadığı için ölenlerin arkasından ağlanmıyor, profesyonelliğe olan inanç yapılan işe duygusal tepki vermeyi engelliyor. Karakterleri hayatta tutan şey bu inanç. Dünya karışık bir yer olabilir, bu karışık yerde aniden yükselen duygular, misal öfke, insanı yanlış yönlendirebilir; sizi yanlış yönlendirmeyecek tek şey uzmanlığınızdır; bilgi ve sezgileriniz. Bunu defalarca görüyoruz Hawks’da. Only Angels Have Wings’in Cary Grant’i en yakın arkadaşının ölümünü böyle atlatıyor. Red River’da kendini öfkesine kaptıran John Wayne gruptan dışlanırken, sezgi ve bilgisine güvenen Monty Clift sığır sürüsünün rotasını değiştirip yolculuğu beklenen de büyük bir başarıyla bitiriyor.

Bu noktada bir dönüş yapıp Hawks’un filmografisine hükmeden bu tavra eklemlenen sinemasının ikinci önemli unsuruna değineyim: bastırılmış eşcinsellik. Uzun süre abartılı bulduğum bu yoruma, Hatari veya The Big Sky gibi filmleri izledikten sonra gayet açık bir hale bürünüyor. Hatta öyle ki, bu bastırılmış eşcinsellik, karakterlerin duygusallıktan uzak, duyguları durmadan bastırır halini daha iyi açıklar hale geliyor. Hawks’un filmlerinde iki erkek arkadaşın arasına giren kadın öğesine sıklıkla rastlıyoruz. Başroldeki oyuncunun (misal Hatari’deki Wayne veya Only Angels Have Wings’deki Grant) zamanında bir kadından kazık yemiş, o yüzden kadınlardan uzak durmaktadır. Bu tavırlardan bezen kadın karakter, başrol karakterinin en yakın arkadaşı, yancısı olana gidip dert yanıp durur „neden bana ilgi göstermiyor, yoksa beni sevmiyor mu?“ gibisine. Yancı da durmadan kadına tavsiye verir. Rio Bravo, Hatari, OAHW, The Big Sky, bir nebze de Red River’da görüyoruz bu izleği. Erkekler arasında bir akrabalığın olduğu (The Crowd Roars), iki erkek oyuncunun da star olduğu (El Dorado) veya başrolde Humphrey Bogart’ın olduğu (To Have and Have Not) filmlerde bu eşcinsel tema fazla rahatsız etmiyor. (Sonuncusu daha ziyade Bogart’ın kadınları terslerken inandırıcı olması, sanki beraber yatağa girmemek için bir bahane arıyormuş gibi olmaması, tam tersi yatağa girmek için tersliyormuş intibağı yaratabilmesinden kaynaklanıyor). Ama birçok Hawks filminde bu öğe gözden kaçacak gibi değil. Bunun olası bir sebebi erkeklerin paylaşacak daha çok şeye sahip olmaları: meslekleri. Kadınlar, yani konsantrasyonu meslekten ayıran mahluklar, Hawks’un erkek karakterlerini rahatsız ediyorlar; dostluk ve duygusallık gibi ihtiyaçlar aynı mesleği paylaşan iki arkadaş arasında daha rahat karşılanıyor. Cinsellik ise bastırılıyor. Kadınlardan korkuluyor. Buna karşılık Hawks kadın düşmanı olmamayı beceriyor. Zira bu erkeklerin hoşuna gidebilmek için kadınlar zayıf ve korunmaya muhtaç varlıklar olamazlar: tam tersi aktif, zeki ve çekiciler. Sinema tarihinin en unutulmaz kadın karakterlerinden, His Girl Friday’deki Rosalind Russel gibi mesela.

Bu garip evren bu garip yönlere rağmen seyrine doyum olmaz bir evren. Macera ruhu, keşfetme ruhu, işini iyi yapan ve beraber çalışmayı seven insanların ütopik değil ama harmonik dünyası izleyenleri Hawks’un çok çok derine inen ve Capra’nın abartılı coşkusundan uzak bir optimizmle, hayatın da bir macera olduğu ve opsiyonlarımızın sınırsız olduğu hissiyle dolduruyor. Yeter ki işimize gösterdiğimiz özeni hayatımızın her anında gösterebilelim.

Biraz da Hawks’un görselliğinden filan bahsetmek lazım. Sinema yazısı konsepti itibariyle, etraflıca „inceliyoruz“ nihayetinde Hawks sinemasını. Görsellik güzel. İyi manada basit. Süssüz, temiz. Tabii ki profesyonelce.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Üst