Kayserİ yüzölçümü tarihi önemli yerleri bilgiler burada

M

Misafir

Forum Okuru
KAYSERİ HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 16.917 km²

Nüfus: 943.484 (1990)

İl Trafik No: 38

Kayseri tarih boyunca Anadolu'nun önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Ticaretin yanı sıra, görkemli Erciyes Dağı ve gelişen kış turizmi potansiyeli ve lezzetli yemekleriyle görülmeye değer bir orta Anadolu şehridir.
kayserinin-gece-gorunusu-jpg.71863 Kayserİ yüzölçümü tarihi önemli yerleri bilgiler burada Melekler Mekanı Forum

İLÇELER:

Kayseri (merkez), Akkışla, Bünyan, Develi, Felahiye, Hacılar, İncesu, Kocasinan, Melikgazi, Özvatan, Pınarbaşı, Sarıoğlan, Sarız, Talas, Tomarza, Yahyalı, Yeşilhisar'dır.

Kocasinan: Büyükşehir statüsündeki ilin iki merkez ilçesinden birisidir, ilçe merkezinde; Hacı Kılıç Cami, Mimarsinan (Kurşunlu) Cami, Gıyasiye ve 350ifahiye (Tıp Tarihi Müzesi) Medresesi., Sahabiye Medresesi, İlçe çevresinde ise; Kültepe-Kaniş-Karum ve Hıdırilyaz Köşkü gezilebilecek yerlerdir.

Melikgazi: Kayseri8217;de iki merkez ilçeden biriside Melikgazi ilçesidir. İlçe merkezinde; Kayseri Kalesi ve Surları, Ulu Cami (Cami Kebir), Gülük Cami, Hunat Hatun Külliyesi, Han Cami, Köşk ve Hatuniye Medreseleri, Döner Kümbet, Çifte Kümbet, Sırçalı Kümbet, Seyyid Burhaneddin Türbesi, Hunat, Kadı ve Seladdin Hamamları, Arkeoloji, Etnografya, Atatürk Evi ve Esnaf ve Sanatkarlar Müzeleri, ilçe çevresinde ise; Gesi ve çevresinde Anadolu sivil mimarisinin en güzel örneklerini teşkil eden Kayseri Evleri ve yöreye has Kuş Evleri, Mimar Sinan'ın doğum yeri olan Ağırnas kasabasında bulunan Mimar Sinan'ın doğduğu ev, yer altı şehri ve kiliseler gezilmeye ve görülmeye değer önemli yerlerdir.

Bünyan: İl merkezine 45 km. uzaklıkta bulunan ilçe el dokuma halıları ile ünlüdür. İlçeye bağlı Karadayı köyünde bulunan Karatay ve Kayseri-Sivas karayolu üzerindeki Sultanhanı önemli eserlerdir.

Develi: İl merkezine Erciyes Dağ yolundan 45 km. uzaklıkta bulunan ilçe merkezinde; Sivas Hatun (Ulu) Cami, Dev Ali Türbesi, Seyyid 350erif Türbesi, Hızır İlyas Türbesi ve ilçeye bağlı Gümüşören köyü yakınlarında bulunan Hitit dönemine ait Fraktin Kabartması ile İmamkulu kaya kabartması gezilebilecek yerlerdir.

Talaş: İl merkezine 6 km. uzaklıkta bulunan ilçe özellikle 19. Yüzyılda Türk, Rum ve Ermenilerin birlikte yaşadığı önemli bir merkezdir.

Yeşilhisar: Kayseri'ye 69 km. uzaklıkta ve ilçemize bağlı Erdemli köyünde bulunan, Erdemli Vadi'sinde göz kamaştırıcı bir tabiat içerisinde manastır, kilise ve kaya mekanlar bulunmaktadır. İlçe sınırları içerisinde bulunan ve Kapadokya'nın bağlantısı olan Soğanlı vadisi ilçenin önemli turizm merkezleridir.

NASIL GİDİLİR?

Karayolu : Kayseri günümüzde Karayollarının önemli bir kavşak noktasındadır. Kuzeybatıda Ankara'dan gelen devlet yolu ile güneyden Adana ve Niğde'den gelen yol, Kayseri şehir merkezinin 15 km. kuzeybatısında Boğazköprü mevkiinde birleşir. Buradan doğuya yönelen yol şehir çıkışında ikiye ayrılır ve yollardan biri Samsun-Sivas, diğeri de Malatya eksenine bağlanır. Bu haliyle Kayseri'den Türkiye'nin her tarafına ulaşım imkanı vardır.

Otogar Tel: (+90-352) 336 43 73

Demiryolu : İstanbul ile Ankara'nın doğu ve güneydoğu Anadolu Bölgesindeki illere bağlantısı Kayseri üzerinden gerçekleşmektedir. Afyonkarahisar, Konya, Karaman ile güneyde Mersin, Adana'dan gelen demiryolu hattı il merkezinin kuzey batısındaki Boğazköprü istasyonunda Ankara hattına bağlanmaktadır.

İstasyon Tel: (+90-352) 231 13 13

Havayolu: 350ehir merkezine 6 km. uzaklıkta bulunan Erkilet Havaalanından THY, Kayseri-İstanbul-Kayseri olmak üzere yaz ve kış çerçevesinde her gün karşılıklı seferler düzenlenmektedir.

Erkilet Hava Limanı Tel: (+90-352) 338 33 53 - 337 52 44

THY 350ehir İçi Bürosu Tel: (+90-352) 222 38 58

GEZİLECEK YERLER

Müzeler ve Örenyerleri

Müzeler

Arkeoloji Müzesi

Adres: Gültepe Mah. Kışla Cad.

No:2 - Kayseri

Tel: (352) 222 21 49

Etnografya Müzesi

Adres: Gavremoğlu Mah.

Huani Hatun Medresesi - Kayseri

Tel: (352) 222 21 48

Kayseri Müzesi

Örenyerleri

Kültepe - Karahöyük Köyü Soğanlı - Yeşilhisar

Kültepe Ören Yeri: Kayseri-Sivas karayolunun 20. km.sinden, yolun 2 km. kuzeyinde yer alan yüksekliği 22 m. çapı 500 m.yi bulan bir höyük tepe ile onun etrafını çeviren Karum adı verilen aşağı şehirden ibarettir. Dünyaca tanınan bu açık hava müzesi ilk olarak 1881'de dikkati çekmiştir. Yapılan kazılarda Kültepe'de, Asur, Genç Hitit, Roma-Pers ve Tabal Dönemlerine ait eserler ve bulgular ele geçirilmiştir. Bu eserlerin en önemlileri Asur dilinde yazılmış çivi yazılı tabletlerdir. Bunlar Anadolu'nun en eski yazılı belgeleridir.

350ehir Surları ve Kalesi: Cumhuriyet Meydanında bulunan Kayseri Surları ve Kalesi 3. yy. ortasında inşa edilmiş, 6.yy. ortasında da daraltılmış ve tamir edilmiştir. Kayseri şehrinin tarihi kalesi iki kısımdan ibarettir: dış sur ve burçlardan meydana gelen dış kale ve iç kale.

İnanç Turizmi

350ehir merkezinde bulunan Ulu Cami, Güllük, Han, Hacıkılıç, Kurşunlu ve Kale camileri kentin önemli camileridir. Merkezdeki Avgunlu, Çifte, Sırçalı, 350ah Kutlu Hatun, Ali Cafer, Köşk kümbetleri ile Melik Mehmet Gazi ve Seyyit Burhanettin türbeleri önemli olanlarıdır.

Sahabiye Medresesi, Hunat Medresesi, Seraceddin Medresesi, Köşk Medresesi, Hatuniye Medresesi Kayseri'nin önemli medreseleridir.

Kayseri-Adana yolu istikametinde, Kayseri'ye 70 km. uzaklıktaki Erdemli vadisi içerisinde manastır, kiliseler ve kaya mekanları görülmeye değerdir.

50'ye yakın kaya kilisesi ve mağaranın bulunduğu Soğanlı Vadisi önemli bir turistik merkezdir.

Han ve Kervansaraylar
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

İç Anadolu Bölgesi’nde büyük bir bölümü, Doğu Anadolu ve Akdeniz bölgelerinde de küçük bölümleri olan Kayseri, kuzeyinde Yozgat ve Sivas, doğusunda Sivas ve Kahramanmaraş, güney ve güneydoğusunda Adana, güneybatısında Niğde, batısında da Nevşehir illeri ile çevrilidir. Kayseri, İç Anadolu platosunun güneydoğu ucunda yer almakta olup, sönmüş bir yanardağ, iki dağ sırası ve bunların arasında kalan plato ve çöküntü alanlarından oluşmuştur. İlin en yüksek noktası olan Erciyes Dağı (3.917 m.) sönmüş bir yanardağdır.

Erciyes, III. Zaman ortalarından başlayarak çeşitli dönemlerde etkinlik gösteren, lav ve tüf püskürten eski bir yanardağdır. Bu özelliği ile Erciyes Dağı türlü yaştaki volkanlardan oluşmuştur. Toros orojenez kuşağı ile İç Anadolu’nun volkanik kütlelerinden oluşan, püskürmelerle ortaya çıkan kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu dağların en önemlisi olan Erciyes’tir. Erciyes Dağı’nın çevresindeki tepe ve platolar Kayseri yöresinin bugünkü yapısını belirlemiştir. Erciyes Dağı üzerinde IV. Zaman’da oluşan buzullar ise aşındırma yoluyla dağın yüksek kesiminde geniş ve derin sirkler (buz yalakları) ortaya çıkarmıştır

Kayseri’yi engebelendiren dağlar üç sıra halindedir. Bunlardan ikisi yer kabuğu hareketleriyle kırılma ve kıvrılmalara uğrayarak yükselmiş dağlardır. Diğer grup ise Orta Toroslar’ın Orta Anadolu’ya kıvrılan bölümünün uzantılarıdır. Bu dağlar birbirinden çöküntü havzalarıyla ve yüksek platolarla ayrılmıştır. İl alanını engebelendiren birbirine paralel üç dağ grubundan en kuzeyde olanı Erciyes ile başlayıp, Koramaz Dağı’yla (1.900 m.) süren bu dağ sırası, son kabartısını il sınırlarının kuzeyinde, Hınzır Dağı’nda (2.500 m.) gösterir. Koramaz ve Hınzır dağları kırıklı-kıvrımlı dağlar niteliğindedir. Diğer bir dağ grubu, ilin güneyinde Süveğen dağı ile başlar. Aygörmez (2.094 m.) ve Köşkerli (2.000 m.) dağları ile süren sıra, Kepekli dağı (2.225 m.) ile Uzunyayla’ya doğru uzanır. İlin kuzeydoğu-güneybatı uzantılı üç dağ sırasının en güneyindeki son grubunu oluşturan Tahtalı Dağları; Bakırdağı, Beydağı, Soğanlı Dağı ve Gövdeli Dağı gibi kabartılardan oluşmaktadır. Orta Toroslar’ın uzantıları olan bu sıradağın birçok noktası 2500 metrenin üzerindedir.

Kayseri’nin yüzde 49,1 gibi önemli bir bölümü, plato biçimindeki yüksek düzlüklerle kaplıdır. Bunlar bazı yerlerde akarsularla yarılmış yüksek plato düzlükleri, bazı yerlerde de dağlar arasında uzanan ve yine derin vadilerle parçalanmış havzalar durumundadır. Bu tür düzlüklerin bir bölümü, Kayseri ve Develi ovalarının çevresinde yer almıştır. Kayseri Ovası’nın kuzeyi ile Develi Ovası’nın doğu ve batısında yer alan bu platoların yüzeyi yer yer engebelidir. Ova tabanından 100-300 m. yükseklikteki platolar üzerinde tepelik ve dalgalı alanlar da geniş yer tutar. Bunlardan Kayseri Ovası’nın kuzeyinde, Erkilet ile Kızılırmak vadisinin arasında yüksekliği 1.300-1.400 m. olanı volkanik malzeme ile örtülüdür. Bu platolar kalker, marn ve kil gibi katmanlarla andezit, bazalt, tüf gibi volkanik taşlardan oluşmuştur.

Kızılırmak’ın kuzey ve güneyinde 16 km. uzunluğunda, 1.500 m. yüksekliğinde Sultan Sekisi ile Amarat düzlükleri bulunmaktadır. Bunlar kalkerler ve lavlarla örtülü yüksek düzlüklerdir. Ayrıca Uzunyayla ve Zamantı teknesi, akarsularla derin biçimde yarılmış, plato görünümlü havzalardır.

Kayseri İli’nde yer yer dar ve derin boğaz görünümü alan vadiler bulunmaktadır. Bunlardan Zamantı vadisi aynı zamanda tektonik çöküntüdür. İl topraklarındaki çöküntü havzalarının tabanlarında oluşmuş geniş ovalar, genellikle dışarı akışı olmayan kapalı havzalardır. İl sınırlarına Ebülhayır Köyü’nün güneydoğusunda giren Kızılırmak vadisi, Küpeli’nin güneyinde dar ve derin bir boğaz oluşturur. Vadi, Obruk Köyü’ne kadar bu durumunu korur. Obruk’un kuzeyinde genişleyen Kızılırmak vadisi, Mollahacı Köyü yakınında yine dar ve derin bir boğaz biçimini alır.

İl topraklarının kuzeybatısında, Erciyes Dağı’nın kuzeyindeki Kayseri Ovası, yaklaşık 890 km2 lik yüzölçümüyle, Kayseri’nin ve Yukarı Kızılırmak bölgesinin en geniş ovalarından birisidir. Kayseri Ovası’nın doğusunda Karahöyük (Kültepe) ve Engir gölü sazlığı, batısında ise Karasazlık gibi geniş bölümleri kurutulmuş bataklıklardan oluşan ovanın batı kesimi, Anbar ovası adıyla anılmaktadır. İlin ve Erciyes Dağı’nın güneybatısında yer alan Develi Ovası yaklaşık 1000 km2’lik yüzölçümüyle, Kayseri’nin olduğu gibi Yukarı Kızılırmak bölgesinin de en geniş ovalarından biri olup, tektonik bir çöküntü alanında yer almaktadır. Ovada, çevredeki dağlardan inen akarsular ve kar sularının oluşturduğu taşkınlar sonucu ortaya çıkan Sultansazlığı, Kurbağa, Deve ve Yay Gölleri gibi bataklık ve gölcükler de vardır. Kayseri’de bu ovaların dışında, Gölova (Palas) ve Sarıoğlan ovaları Kayseri Ovası çöküntü alanından, Şarkışla’ya doğru uzanan tektonik çöküntü kuşağındaki küçük ovalardan başlıcalarıdır. Bu iki ova, birbirinden yüksekliği 1.300-1.350 m. olan tepeler ve dalgalı bir alanla ayrılmıştır. Bunlardan 1.106 m. yükseklikteki, 100 km2 yüzölçümlü Gölova (Palas) kapalı bir çanak durumunda olup, üzerinde Tuzla gölü yer almaktadır.

İl toprakları Kızılırmak ve Seyhan havzaları içinde kalmaktadır. İlin önemli akarsuları Kızılırmak havzasında yer alan Kızılırmak, Sarımsaklı Suyu ve Seyhan havzasında kalan Zamantı Irmağı’dır. Ayrıca Kayseri’de bunların dışında irili ufaklı birçok dere ve çay da bulunmaktadır.

Kızılırmak’ın yaklaşık 128 km.lik bölümü Kayseri İl sınırları içindedir. İl topraklarına kuzeybatıda, Ebülhayır Köyü yakınlarında giren Kızılırmak, bir süre kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda aktıktan sonra, yine kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunu alır ve akışına kuzeye doğru dirsek yaparak devam eder. Kızılırmak bir süre aynı yönde aktıktan sonra kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunu alarak Bahçe Köyü’nün güneybatısında il sınırları dışına çıkar.

Kayseri’nin düğer önemli akarsuyu Zamantı Irmağı’dır. Seyhan Irmağı’nın iki büyük kolundan biri olan ve il topraklarındaki uzunluğu 230 km. olan bu ırmak, Uzunyayla ortalarında, Örenşehir Bucağı yakınlarında Şerefiye Köyü’nde doğar. İlk kaynaklarını Uzunyayla’dan aldıktan sonra kabaca kuzey-güney doğrultusunda akar. Derin vadiler içinde akarken Boran, Çermişek, Kuş, Tahtacık, Bercan, Tahtalımezar, Kuru ve Alagöz gibi çay ve dereleri de ona katılır.

İl sınırları içerisinde yer alan göllerden bazıları sazlık ve bataklıklar durumundadır. Develi Ovası’nın güneyinde yer alan Sultansazlığı çok sayıda dereyle sulanmakta olan geniş bir bataklıktır. Bir bütün halinde olmayıp, adacıklar biçiminde parçalanmış olan sazlıkta birtakım küçük gölcükler de oluşmuştur. Eğrigöl ve Sarp Gölü bunlar arasındadır.
Develi Ovası’nın ortasında, yaklaşık 94 km2 lik bir alan kaplayan suları tuzlu olan Yay Gölü’nün derinliği ancak 2 m.ye ulaşabilmektedir. Yaz aylarında göl sularının bir bölümü çekilince tuz yüzeye çıkar. Sarıoğlan İlçesi’nin güneybatı kesiminde, Palas Ovası’ndaki Tuzla gölü, sazlık ve bataklıktır. Bu gölden de tuz elde edilebilmektedir. İl merkezinin 13 km. kuzeydoğusunda ise Engir Gölü yer almakta olup, 0.4 km2 lik bir alanı kaplar. Yüzölçümü 16.917 km2 olup, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre; toplam nüfusu 1.060.300’dür.
Orta Anadolu ikliminin hakim olduğu Kayseri’de kışlar soğuk ve kar yağışlı, yazlar ise sıcak ve kuraktır. Ancak iklim, yükseltiye göre yer yer farklılıklar göstermektedir. Buna bağlı olarak, çukurda kalan bölgelerde daha yumuşakken, yaylalardan dağlık kesimlere doğru gidildikçe sertleşir. Yağış miktarı ise, ilin yüksek kesimlerinde yer alan bölgelerinde daha fazladır. İli’in birçok yerinde bozkır iklimi özellikleri vardır. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlıdır. Yüksek yerlerde ise yayla iklimi hüküm sürer.

İl topraklarında, dağ ve tepelik alanlarda da bozkır bitki örtüsü egemendir. İlin yüksek kesimlerinde yer yer iyi orman örtüsüne de rastlanırsa da topraklar genellikle orman ve çalılıklar ile kaplıdır. İlin güney kesiminde Toros Dağlarının yer aldığı bölümde karaçam, kızılçam, göknar, ladin ve meşe türleri bulunmaktadır. Dağlar arasındaki çöküntü havzalarında ve ovalarında önceleri bozkır örtüsünün egemen olmasına karşılık, bu kesimler daha sonra geniş ölçüde tarım alanı durumuna getirilmiştir. Dağların etek bölümleri ise genellikle bağlık ve bahçeliktir.

İlin ekonomisi, tarım, hayvancılık, halı ve el dokumacılığı, sanayii, turizm, madencilik ve ticarete dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler, arpa, buğday, şeker pancarı, patates, çavdar, mısır, soğan, nohut, kuru fasulye, ay çiçeğidir. Ayrıca sebze ve meyve de üretilmektedir. Kayseri’de meyve suyu fabrikalarının kuruluşu meyveciliğin gelişmesini sağlamıştır. Zerdali, kayısı, armut, erik, elma ve ceviz yetiştirilir. Hayvancılıkta ise koyun, kıl keçisi, manda, at, sığır, tavuk, hindi ve yetiştirilip, arıcılık yapılmaktadır. Hayvancılığa bağlı et ve et ürünlerinden sucuk ve pastırması ile ünlüdür. Kayseri ve çevresinde el dokuması, döşeme yaygıları, halıları yapılmaktadır. Bunların desenleri, renkleri ve kaliteleri çeşitli olup, havları kısa atkı ve çözgüleri pamuktan, düğümleri yündendir. Son yıllarda düğümlerde yapay ipek de kullanılmaktadır.

Kayseri, elverişli ulaşım ve enerji olanakları ve zengin yeraltı kaynaklarının yanı sıra sanayisi de gelişmiş illerdendir. Cumhuriyetin ilanından sonra sanayi yönünden Kayseri’ye ağırlık verilmiştir. 1926 yılında Bünyan Halı İpliği Fabrikası, Kayseri Tayyare Fabrikası ve Tank Tamir Fabrikası, 1927 yılında açılan Ankara-Kayseri demiryolu, 1929’da yöreye elektrik sağlamaya başlayan Bünyan Hidroelektrik Santralı, 1930’da yapılan Kayseri-Sivas-Samsun karayolu, 1933 yılında yapılan ve İli Akdeniz’e bağlayan Kayseri-Ulukışla demiryolu ve 1935 yılında kurulan Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası İlde sanayiinin gelişmesine katkısı olan önemli kamu yatırımlarıdır. Orta Anadolu Krom İşletmesi, Kayseri Pamuklu Sanayii Müessesesi, Çinko, Kurşun, l Sanayii, Şeker Fabrikası, Yem Fabrikası belli başlı sanayi kuruluşlarıdır.

Kayseri’de kış ve doğa sporlarının rolü ekonomide önemlidir. Erciyes Dağı Kayak tesisleri ile Tekirbeli’ndeki tesisler kış sporları merkezidir. Ayrıca çeşitli kuşların yaşama, konaklama ve üreme alanı olan Sultansazlığı da önemli turizm merkezidir. Bayramhacı Köyü yakınındaki Bayramhacı Kaplıcası, Yeşilhisar İlçesi güneyindeki Dutluk İçmesi de turizm açısından önemli yerleridir.

Kayseri yer altı kaynakları bakımından da zengin olup, il topraklarında tuğla ve kiremit hammaddesi, krom, alimünyum, bakır, kurşun, çinko, prit, demir, kaolin, ponza taşı, jips, diatomit, sanayi kili ve linyit yatakları bulunmaktadır.

Kapadokya Bölgesi’nde önemli bir yerleşim alanı olan Kayseri (Kaisareia), M.Ö. 4000 ile M.S. 2000 olmak üzere 6000 yıllık bir tarihe sahiptir. M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu’ya gelen Hititler, Kayseri’ye 22 km. uzaklıkta bulunan Kayseri Ovasının en büyük şehri ve Anadolu’nun en büyük höyüklerinden biri olan Kültepe (Kaniş) şehrini kurmuşlardır. Kültepe’nin hemen yanında yer alan Karum’da (Pazarşehir) yapılan kazılarda bu döneme ait çivi yazısı ile çeşitli yazılı tabletler bulunmuş ve bu tabletlerden Asurlu tüccarlarla Hititli yerliler arasındaki ticari ilişkilere ait bilgiler elde edilmiştir. Kültepe, M.Ö. 4000 yılından Roma devri sonuna kadar devamlı bir yerleşim yeri idi. Ayrıca Kayseri’nin 68 km. kuzeydoğusunda, dağlık bir bölgede Helenistik ve Roma dönemlerinde uzun süre önemli bir kale olarak kullanılan Kululu adlı bir yerleşim yeri daha kurulmuştur. Kültepe ve Kululu, Tabal Krallığının da önemli şehirlerindendir. M.Ö.XI. ve VII.yüzyıllarda ise bu krallığın merkezi, Erciyes’in eteğinde yer alan Kaisareia (Mazaka)’dır. Bu bölge, M.Ö. VI. ve V.yüzyıllarda Med ve Perslerin egemenliği altında kalmıştır.


Kapadokya Kırallığı, MÖ. 332 tarihinde Gaziura (Turhal) da I. Ariarathes tarafından kurulmuştur. Kral IV.Ariarathes zamanında Mazaka başkent yapılmış ve bu tarihten itibaren şehirde sikke darp edilmeye başlanmıştır.
M.S. 17 yılında Romanın bir eyaleti olan bu bölgenin yönetimi için Roma’dan vali gönderilmiştir. Bugünkü Kayseri de, ismini Kaisareia’dan almıştır. 395 yılında Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu içerisinde kalan Kaisareia, politik alanda olmasa bile ticaret alanındaki önemini günümüze kadar koruyabilmiştir. Kaisareia, nüfusu 400 bin olan ve saray, kitaplık, misafirhaneler, cüzzam hastanesi, kilise gibi yapıların bulunduğu büyük bir şehir konumundadır.

691 ve 721 yıllarında Kaisareia, kısa sürelerle Arapların akınına uğramış ve Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Anadolu Selçuklularının egemenliğine girmiştir. Bundan sonra şehir süratle gelişmiş, cami, medrese, han, hamam ve çeşmeler yapılmıştır. Bir süre Danişmentlilerin merkezi olan Kayseri, Sultan I.Alaaddin Keykubat zamanında Anadolu Selçuklularının Konya ve Sivas’la birlikte üç önemli başkentinden biri olmuştur. Selçukluların Kösedağ Meydan Savaşı’nda (1243) Moğollara yenilmesinden sonra Anadolu’nun büyük bir bölümünde olduğu gibi Kayseri’yi de Moğol Valileri yönetmiştir.

Kayseri, Eretna Devletinin hakimiyetine girmiş (1341-1381), onları Kadı Burhaneddin Ahmet dönemi izlemiştir. Osmanlılar 1398 yılında burayı ele geçirmiş ancak Yıldırım Beyazıt’ın Ankara Savaşı’nda (1402) yenilmesinden sonra Karamanoğulları ve Dulkadiroğulları yöreye hakim olmuştur. Yavuz Sultan Selim’in 1515’te, İran seferi dönüşünde Kayseri, Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Osmanlı Döneminde önce Karaman, ardından Ankara Eyaletine bağlı bir sancak olmuştur. 1839 tarihinde Bozok Eyaletinde, 1867 tarihinde de bağımsız sancak merkezi olarak Osmanlı idari taksimatında yerini aldı.
I.Dünya Savaşı'ndan sonra Develi yöresi bir süre Fransız işgali altında kalmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlıların Haymana'ya kadar ilerlemesi üzerine TBMM 24 Temmuz 1921'de hükümet merkezinin Kayseri'ye taşınmasına ve Ankara halkının da buraya göç etmesine karar vermişti. Bunun için Kayseri lise binası TBMM toplantıları için hazır duruma getirilmiştir. Ankaralıların bir bölümü Kırşehir üzerinden buraya göç ettirilmiştir. Ancak, Sakarya Savaşı'nın (1921) kazanalıması üzerine bu karardan vazgeçilmiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra, 1924’te il konumuna getirilmiştir.

Kayseri’den, Kültepe (Kaniş) Örenyeri, I.Iustinianus’un yaptırdığı, Selçukluların, Karamanoğullarının ve Osmanlıların onardığı Kayseri Kalesi antik çağlardan günümüze gelen eserler arasındadır. Selçuklu Döneminden; Kayseri Ulu Camisi (1281), Karatay Kervansarayı (1227), Hasbek Kümbeti (1184-1185), Han Camisi (XIII.yüzyıl), Han Kümbeti (1235), Seracettin Medresesi (1238), Battal Camisi (XII.yüzyıl), Eski Bedesten (XIII.yüzyıl), Hunat Hatun Camisi (1237), Hunat Hatun Kümbeti (1237), Hunat Hatun Medresesi (1237), Hunat Hatun Hamamı (1240), Karatay Hanı (1240), Sahabiye Medresesi (1267-1268), Hacı Kılıç Camisi (1249-1250), Hacı Kılıç Medresesi; Eretna Döneminden; Emir Sahap Türbesi (1327), Kadı Mescidi (1338), Köşk Medrese (1339), Zengioğlu Emirzade Mehmet Türbesi (1345), Emir Erdoğmuş Türbesi (1348), Emir Ali Türbesi (1350), Şah Kutlu Hatun Türbesi (1350), Haydar Bey Köşkü, Ali Cafer Türbesi, Sırçalı Kümbet (1350), Sezgeldi Türbesi (Dede Kümbeti) (1364), Yeşilhisar Ulu Camisi (1346),; Osmanlı Döneminden; Kara Mustafa Paşa Kervansarayı (1660), İsa Kümbet Camisi (1554-1555), Kubaroğlu Mescidi (1560-1561), Kurşunlu Camisi (1585), Büyük Bürüngüz Daniş Ali Bey Camisi (XVI.yüzyıl), Yanıkoğlu Camisi (1748), Cıncıklı Cami (1664), Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Külliyesi (1670), Molu Köyü Camisi, Gürpınar Köyü Camisi, Şeyh Tacettin Türbesi (1513), Şeyh Seyfullah Türbesi (1545), Esma Hatun Türbesi, Gavremoğlu Çeşmesi (1508), Göllü Çeşme (1551), Oduncu Çeşmesi (1582), Bedesten (1437), Kapalı Çarşı (1853) , Pirinççiler çarşısı (1552), Hacı Efendi Çarşısı (1884), Kazancılar çarşısı (1935), Şahruh Köprüsü (1538), Saat Kulesi (1919), Kadı Hamamı (1542), Güpgüpoğlu Konağı (1419-1497), Gavremoğlu Konağı (1774), Raşit Efendi Kütüphanesi (1796), Vezirhanı (1727); ayrıca Endürlük Kilisesi, Yanartaş Rum Kilisesi, Tomarza Kilisesi bulunmakta olup, Kayseri evleri Türk sivil mimarisinin önemli yapılarındandır.

Ayrıca, Hasanarpa İçmecesi, Yeşilhisar İçmecesi, Bayramhacı kaplıcası, Tekgöz Kaplıcası, Sarımsaklı Barajı, Sultansazlığı, Derebağı Şelalesi, Kapuzbaşı Şelaleleri, Pınarınbaşı, Gesi Bağları, Erkilet Bağları ve Erciyes Dağı ilin doğal güzellikleri arasındadır.
__________________
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Gezgin Gözüyle

Kültepe Ören Yeri: Kayseri-Sivas karayolunun 20. km.sinden, yolun 2 km. kuzeyinde yer alan yüksekliği 22 m. çapı 500 m.yi bulan bir höyük tepe ile onun etrafını çeviren Karum adı verilen aşağı şehirden ibarettir. Dünyaca tanınan bu açık hava müzesi ilk olarak 1881'de dikkati çekmiştir. Yapılan kazılarda Kültepe'de, Asur, Genç Hitit, Roma-Pers ve Tabal Dönemlerine ait eserler ve bulgular ele geçirilmiştir. Bu eserlerin en önemlileri Asur dilinde yazılmış çivi yazılı tabletlerdir. Bunlar Anadolu'nun en eski yazılı belgeleridir.
Şehir Surları ve Kalesi: Cumhuriyet Meydanında bulunan Kayseri Surları ve Kalesi 3. yy. ortasında inşa edilmiş, 6.yy. ortasında da daraltılmış ve tamir edilmiştir. Kayseri şehrinin tarihi kalesi iki kısımdan ibarettir: dış sur ve burçlardan meydana gelen dış kale ve iç kale.
Sultanhanı Kervansarayı: Kayseri-Sivas karayolunun 50.km.sinde bulunmaktadır. Selçuklu Sultanı 1. Alaattin Keykubat zamanında (1232-1236) yapılmıştır. Kervansaray kapı süslemesi ve iç mimarisi ile ön plana çıkmıştır.
Karatay Kervansarayı: Bünyan İlçesi, Karadayı köyünde bulunan Kervansarayı 1255 yılında Selçuklu vezirlerinden Celalettin Karatay yaptırmıştır.Türbe ve sütunlarındaki kabartmalar Selçuklu taş işlemeciliğinin güzel örneklerindendir.
Kara Mustafa Paşa Kervansarayı: İncesu ilçesinde bulunan ve camisi, medresesi otuz dükkanlık alışveriş yeri ile bir külliye olan bu eseri, 1660 yılında Osmanlı vezirlerinden Merzifonlu Kara Mustafa Paşa yaptırmıştır.
Vezir Han: Şehir içi Kapalı Çarşının yanında bulunan bu iki katlı han, Damat İbrahim Paşa tarafından 1727 yılında yaptırılmıştır. İlginç mimarisi ile dikkati çeken hanın ortasında bir çeşme vardır.
Bedesten: Kapalı çarşının içinde bulunan bedestenin, üç büyük kubbe ve kubbeciklerden meydana gelen tavan örtüsü mevcuttur. 1497 yılında yaptırılmıştır.
Kapalı Çarşı: Türkiye'nin dört büyük kapalı çarşısından biri olan ve dört giriş kapısı bulunan Kayseri Kapalı Çarşısı, 1859 yılında halk tarafından yaptırılmıştır.

Yaklaşık 6 bin yıllık tarihi olan Kayseri, hemen hemen her dönem önemli bir yerleşim yeri olmuş, özellikle ticaret ve alış veriş merkezi olmasıyla yerli ve yabancı seyyahların dikkatini çekmiştir.

Bu bölümde çeşitli tarihlerde şehre gelen yerli ve yabancı seyyahların Kayseri hakkında verdikleri bilgilere, gözlemlere ve tespitlere yer verilmektedir.
__________________
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Sözlü Tarih

Abdi Dede söylencisi

Abdi dede dünyadan elini eteğini çekmiş tek başına yaşayan yaşlı bir kişidir.Tüm zamanını hücresinde Kur’an okuyarak geçirir.Çevresinde sevilip sayılmasını çekemeyen yedi kişi "Şeriattan taş kopardı" (Şeriata aykırı davranışta bulundu) diye onu taşa tutar,daha sonrada kadı önüne çıkartırlar.Kadı da dedeyi çekemeyenlerdendir.Asılmasını buyurur.müftünün onayıyla Dede’yi Arastabaşı’na götürüp asarlar.Hücresinde kalan eşyasını almak için döndüklerinde Abdi Dedeyi Kur’an okurken görürler."Darağacından kurtulmuş diye Abdi Dede’yi yaka paça yine kadıya getirirler.Oradan Arastabaşı’na varırlar ki ne görsünler,Dede asılı duruyor.Yanlarında götürdükleri Dede darağacındaki cansız bedene "Sana selam olsun ey Hak’ın kulu diye yanıtlar adamlar olanlara cevap veremezler,ikinci Dede yi de asar ve malına el koymak için hücreye dönerler Bu kez de Abdi Dede’yi Kur’an okurken bulurlar.Yeniden darağacına götürürler dede cesetlere :"size selam olsun ey Peygamber’in ümmeti iki Abdi" diye seslenir.Cesetler: "Ve aleykümselam Ya Hu"diye yanıtlar.

Adamlar aman vermeyip üçüncü Dedeyi de asarlar.Durumu öğrenen Kayserililer ayaklanarak dede’nin asılmasına karar veren kadı’yı,müftüyü ve yedi adamı öldürürler.üç Abdi’yi darağacından indirirler,yıkayıp üçünü bir araya gömerler.
Ani’nin yıkılışına ilişkin söylence

Ani Nuşirevan’dan sonra Müslümanlar’ın bir süre sonra da Kıllı Orhan adlı bir Ermeni Kralı’nın eline geçer.Kıllı Orhan çok zalim bir kraldır.En Ufak bir nedenle ortalığı yakıp yıkar,insanları öldürür.Böylece zamanında bayındır bir kent olan Ani yıkıntıya döner.Söylenceye göre:

Söyle Ani nettin Nuşirevan’ı
Yerine oturttun Kıllı Orhan’ı

Kıllı Orhan’ın koyduğu kurala göre kentte evlenen gelini önce krala getirecek Kral onunla bir gece geçirdikten sonra eşine verilecektir.Bu yasa Müslümanlara çok ağır geldiğinden ne oğlan evlendirir ,ne de kız götürürler.

Günün birinde kentin ileri gelenlerinden Odabaşıoğlu,ölmeden oğlunu evlendirmek ister.Nasılsa bir çaresini bulurum düşüncesiyle toy düğün kurar,oğluna güzel bir gelin alır.Kayın valide gerdek odasını hazırlamıştır.Ocak yakılmış rafa mayalı hamur konmuş yeni doğan kuzuyla anasıda odaya alınarak önlerine su ile taze ot konmuştur.

Bu sırada düğünü duyan Kıllı Orhan hazırlanmış kızı beklemektedir.Gece olduğu halde gelinin gelmediğini görünce öfkelenir.Adam gönderip Odabaşıoğlu’nu çağırtır.Odabaşıoğlu geline karşılık tüm servetini ortaya koyarsa da Kıllı Orhan’ı razı edemez.Odabaşıoğlu nun direndiğini gören kral meydanda asılmasını buyurur.Odabaşıoğlu İdam sehpasının yanında ayağını yere vurarak haykırır "Ey Ani bu zulüm ile yaşayacaksan bat,yıkıl" daha sözü biterken kentin altı üstüne karışır.

Aradan yıllar geçer lV.Murat döneminde Baş Kaptan olan Murat Reis son çıktığı seferden dönmüş Padişah’ın sofrasına konuk olmuştur.Başından geçen ilginç olayları anlatırken Serendip Denizi’nde gördüğü bir ejderhadan söz eder.Ejderha günde üç kez denizden çıkıp ormandaki filleri yutmaktadır.lV.Murat buna inanmaz ve öfkelenir.Murat Reis üzülmüştür.Şehzade ve Sır Katibi’yle aynı yere gidip onlarında olanları gözleriyle görmesini önerir.lV.Murat kabul eder.

Maceralı bir yolculuktan sonra Serendip’e varıp Murad Reis’in anlattıklarının gerçek olduğunu görür.Gördüklerini seyir defterine yazar,mühürler.Oradan ayrılacakları sırada çapayı bir türlü attıkları yerden kurtaramazlar.Murat Reis dalıp ne olduğunu anlamak ister.Biraz derine indiğinde kuru bir düzlük görür.Düzlükte üç katlı bir ev vardır.Çapa evin pencerelerinden birine takılmıştır.Çapayı kurtarırken genç bir adam onu içeri buyur eder.Oda da ocak yanmaktadır.Rafta mayalı hamur,yeni doğmuş bir kuzuyla anasının yanında su ve ot bulunmaktadır.Delikanlı karısına seslenerek konuğa yiyecek getirmesini söyler.Bu arada çok meraklanan Murad Reis,delikanlı’dan gördüklerini açıklamasını ister.Delikanlı Odabaşıoğlu’nun oğludur.Ani alt üst olduğunda kendini karısıyla birlikte bu evde bulmuştur.

Delikanlı’nın hala kıllı Orhan’dan korktuğunu gören Murad Reis,artık böyle bir kişinin yaşamadığını söyler.Bu arada karısı gemidekiler için kırk,padişah için yedi ekmek yapmıştır.Murad Reis bunları alarak gemiye döner.Başından geçenleri anlatır.İstanbul’a döndüklerinde lV.Murad başlarından geçenleri ilgiyle dinler.Murad Reis söylediklerinin kanıtı olarak ekmekleri verir.Ekmekler aradan aylar geçmesine karşın taze ve fırından yeni çıkmış gibi sıcaktır.
KAYNAK :http://okuyan_2.tripod.com/efsaneler/efsaneler1.htm
GÜZEL KAYSERİ

Ova üzerinde her yer görünür
Örnek bir şehirdir güzel Kayseri
Baharda yeşile çabuk bürünür
Örnek bir şehirdir güzel Kayseri

Büyük meydanında vardır kalesi
Kalenin önünde saat kulesi
Kümbetleri, hanlar hep kordelesi
Örnek bir şehirdir güzel Kayseri

Seyyid Burhaneddin burayı bulmuş
Lâle, Kurşunlu, Han Camii olmuş
Hunat, Cami Kebir, camiler dolmuş
Örnek bir şehirdir güzel Kayseri

Erces Beğleri'nin Türkmen illeri
Selçuklu, Osmanlı belli yolları
Yerlidir şivesi, sade dilleri
Örnek bir şehirdir güzel Kayseri

Medrese Şifahiye, Sahabiye
Ecdattan kalanlar bize hediye
Bugün yapılanlar kalır atiye
Örnek bir şehirdir güzel Kayseri

Erciyes Dağı'na çıkarsan şöyle
Tekir Yaylası'nda bir durak eyle
Hisarcık üstünden şehri seyreyle
Örnek bir şehirdir güzel Kayseri

Çobanoğlu der ki şehirler sordum
Dünyayı dolaştım çok yerler gördüm
Kayseri şehrinde kaldım da durdum
Örnek bir şehirdir güzel Kayseri

(30.04.2005)

Şevki Çobanoğlu
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Cami ve Mescitleri


Ulu Cami (Cami-i Kebir) (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Camii kebir Mahallesi’nde, Kapalı Çarşı’nın hemen yanında yer alan Ulu Cami, eski kayıtlarda Sultan Camisi olarak geçmektedir. Camiyi Kayseri’yi başkent yapan Danişmendlilerin üçüncü hükümdarı Melik Mehmet Gazi 1134-1143 yıllarında yaptırmıştır. Selçuklu hükümdarı I.Gıyaseddin Keyhüsrev’in emirlerinden Muzafferüddin Mahmud bin Yağıbasan 1205-1206 tarihinde onarmıştır. Bu onarımı belirten bir kitabe caminin kuzey yönündeki duvar üzerine yerleştirilmiştir. Bu kitabe mermer üzerine sülüs yazı ile dört satırlık olup, mealen anlamı şöyledir:

“Bu camiyi, Kılıçaslan oğlu büyük sultan Keyhüsrev devrinde, Allah onun yardımını yüceltsin, h.602 (1205-1206) Yağıbasanoğlu Muzafferüddin Mahmud tarafından onarılmıştır.”

Caminin kuzey kapısı üzerindeki bir kitabeden öğrenildiğine göre; h.1126 ( 1714 ) yılındaki depremden kısmen yıkılmış ve Matbah ve Sur Emini Halil Efendi tarafından 1722-1723 yılında tamir edilmiştir. Bu kitabe sülüs yazılı olup mealen anlamı şöyledir:

“Yalnız matbah emini değil, Sultan suru eminidir de. Malının çoğunu hayra yöneltmek herkesçe malum itiyadı, o temiz müstesna kişi cümle alemin Halili’dir, dostudur. Ser ve azadır. Hayrın gül bahçesi denilse lâyıktır. Arşı asa olan bu ibadet yeri zelzeleden yıkık halde iken en iyi onarımla bu harabe binayı yepyeni yaptı. Güzel kubbesinin üst örtüsü yıkılmıştı. Yine eski şekil üzere binası ortaya çıktı. Yüce Kâbe’nin nuru Mecidi Mevlâ Ona göstermesin imar edilmiş bu eve şöyle bir yeni tarih yazılsın; Halil’in Ulu Camisi’nin binası Kâbe gibi oldu”.

Ulu Cami bunun dışında birkaç onarım daha geçirmiştir. Caminin içerisinde mihrap içindeki kitabeden Salih Paşa tarafından h.1230’da (1814) onarıldığı öğrenilmektedir. Ayrıca caminin mihrap tarafındaki kubbenin doğu kısmında 1856 yılında bir kez daha onarıldığını belirten bir başka kitabe daha bulunmaktadır.

Ulu Cami dikdörtgen planlı olup, 1750 m2’lik bir yer kaplamaktadır. Cami Selçuklu ve Danişmendli Ulu Cami plan tipinin erken örneklerinden birisidir. İbadet mekanı 47.45x27.00 m. ölçüsündedir. Caminin üzeri 12 kemer ayağının taşıdığı düz bir çatı ile örtülüdür. Biri mihrap önünde, diğeri de ortada olmak üzere taş kaplamalı iki kubbesi bulunmaktadır. Yarım yuvarlak olan mihrabı çeşitli motiflerle bezenmiştir. Ayrıca ağaç minberi Anadolu Selçukluları döneminde yaygın olan taklit kündekâri tekniğinde yapılmıştır. İki katlı olan minberin kapısında ortada altı köşeli bir yıldız, geometrik desenler ve Rumiler, kıvrık dallarla bezelidir. Ayrıca Kuran’dan alınma ayetler minber üzerine yazılmıştır. İbadet mekanı mihrap duvarına dik olarak sıralanmış 30 sütunla sekiz sahna ayrılmıştır. Bu sütun ve sütun başlıklarının çoğu Roma ve Bizans yapılarından toplanmıştır.

Caminin batısında sekizgen bir taban üzerinde kalın silindirik gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Bu minare mozaik tuğlalarla yapılmıştır.


Hacı Kılıç Camisi (Kocasinan)

Kayseri İstasyon Caddesi’nde bulunan bu camiyi yanındaki medrese ile birlikte kitabesinden öğrenildiğine göre; II.Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğlu İzeddin Keykavus’un emri ile Selçuklu emirlerinden Ebü’l Kasım Ali et-Tusi tarafından 1249-1250 yılında yaptırmıştır. Camiye Hacı Kılıç isminin neden verildiği bilinmemektedir.

Cami yanındaki medrese ile bir bütün oluşturmaktadır. Her iki yapı da kesme taştan yapılmıştır. Yalnızca güney cephe duvarlarında yer yer devşirme malzeme de kullanılmıştır.

Cami mihrap duvarına dik beş nefe payelerle ayrılmış ve bunlar sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Üzeri tamamen beşik tonozlarla örtülü olup, orta nefin mihrap önüne rastlayan bölümü pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Caminin dışa taşkın ve oldukça yüksek olan giriş kapısı dikdörtgen çerçeve içerisinde yuvarlak kemerli olup, mukarnaslarla sona ermektedir. Ayrıca kapının yüzeyini geometrik geçmeler boş yer kalmamacasına kaplamıştır. Caminin batısında ikinci bir giriş bulunmaktadır. Ancak fazla derin olmayan sivri kemerli bir niş içerisindeki bu kapıda bezeme bulunmamaktadır.

Caminin giriş cephesinde, kapının iki yanında birer dikdörtgen pencere bulunmaktadır. Bunlardan sağ taraftakinin önü sonradan yapılmış minare kaidesi ile kapatılmıştır. İbadet mekanında, mihrap duvarında üç, batı duvarında da iki pencere daha bulunmakta olup, bunlar mazgal pencere niteliğindedir. Mihrap nişi geometrik örgülü yıldız geçmelerden meydana gelmiş bir bordürle çevrilmiştir. Ayrıca köşe dolgularındaki düğümlü geçmeler Konya Alaaddin camisi’ndeki bezemeyi hatırlatmaktadır.

Caminin ve medresenin köşelerinde destek kuleleri bulunmaktadır. Bunlardan medrese ve cami arasındaki alana, dikdörtgen kaide üzerinde, yuvarlak gövdeli tek şerefeli taş minare oturtulmuştur.




Huant Hatun Camisi (Melikgazi)

Kayseri kalesinin doğusunda, şehri çevreleyen surların dışında yer alan külliye; 1237-1246 yılları arasında I. Keykubat'ın karısı, II.Keyhüsrev'in annesi Mahperi Hunat Hatun tarafından yaptırılmıştır. Külliyeyi oluşturan yapı topluluğundan biri olan Cami, kapısı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre; 1238 yılında tamamlanmıştır. Buradaki üç satırlık mermer kitabede mealen şöyle yazılıdır:

“Bu mübarek caminin inşasını Keykubat oğlu, yüce sultan din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi, Keyhüsrev devrinde, Şevval 635 (Mayıs 1238) yılında büyük alim, kanaatkâr, dünya ve dinin yüz akı, hayırlar fatihi, Melike, oğluna emretti.
Allah Onun varlığını devamlı kılsın, gücünü arttırsın”.

Klasik Selçuklu planında, 52.30x43.70 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı bir yapı olup, kuzey-güney yönünde uzanan geniş bir orta sahın ile onun yanındaki üçer sahından meydana gelmiştir. İbadet mekanının üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe dışındaki bölümlerin üzerleri tonozlarla örtülüdür. Bunlardan doğuda 10, batıda da 7 tonoz örtüsü vardır. Kubbe ve tonozları iki kubbe arasındaki toplam 48 paye taşımaktadır. Mihrap önü kubbesi ise günümüze orijinal durumunu koruyarak gelebilmiştir. Ancak üzerindeki yapıldığı dönemin özelliğini yansıtan külahı yıkılmış ve günümüze gelememiştir. İbadet mekanının üzerini örten kubbe kitabesinden öğrenildiğine göre 1899 yılında Sultan II.Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Yüksek bir kasnak üzerindeki bu kubbenin 1726-1727 yıllarındaki onarımında konulan kubbe üzerine yapıldığı bilinmektedir.

Mihrap mermer sütuncuklar ve mukarnaslı olup, çevresi geometrik taş oymalarla süslenmiştir. Ayrıca istiridye motifli üç niş de onu tamamlamıştır. Minber döneminin özelliğini taşıyan kündekari tekniğindedir. Ne yazık ki bu minberin üzerindeki yazılardan bir kısmı kazınmış ve boyanmıştır.

Caminin doğu ve batıdaki giriş kapıları Klasik Selçuklu üslubunda geometrik motiflerle çevrelenmiş ve abidevi bir görünüş kazanmıştır. Kapıların giriş kemeri üzerinde Kuran’dan alınma ayetlerden oluşan bir friz dolaşmaktadır.

Caminin minaresi batı taç kapısı üzerinde köşk-minare şeklinde 1139 onarımında yapılmıştır. Caminin orijinal Selçuklu minaresi bulunmamaktadır. Büyük olasılıkla ezan doğu duvarının iç yüzündeki taş merdivenlerden çıkılarak damda okunuyordu. Sonradan Osmanlı döneminde caminin batı taç kapısı üzerine altı ayaklı taş bir minber-minare yapılmıştır. Zeminden 47.5 cm. yükseklikte, 1.56x1.39 m. ölçüsündeki dikdörtgen kaideli yekpare taştan yapılmış minare 5 m. yüksekliğindedir. Konik biçimde oyulmuş sivri kemerli cepheler yekpare taştandır. Minare şerefesinin tavanı içten düz, çatısı da dışarıya çıkıntılı saçaklarla tamamlanmıştır. Külahın kaidesi ise kare planlı yekpare taştandır. Külah üç parçalı taştan yapılmıştır. Bu minber minarenin yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber yanındaki büyük minarenin XIX.yüzyılın sonunda yapıldığı düşünüldüğünde, bu minarenin daha önce yapıldığı da açıklık kazanmaktadır. Ayrıca portalin yanında cami duvarına bitişik olan kesme taştan yuvarlak gövdeli büyük minare Sultan II.Abdülhamit tarafından 1900-1901 yılında yaptırılmıştır.


Kölük (Gülük) Camisi (Melikgazi)

Kayseri’de Düvenönü semtinde Gülük Mahallesi’nde bulunan Kölük (Gülük) Külliyesi cami ve medreseden meydana gelmiştir. Yapı topluluğu XIII. Yüzyıl Danişmendli eseri olup, Caminin kuzeydoğusundaki kapısının üzerinde bulunan kitabesinden bu yapıyı Kayseri Ulu Cami’sini onaran Muzaffereddin Mahmud’un kızı Adsız Elti Hatun tarafından 1211 tarihinde onarıldığı öğrenilmektedir. Üç satırlık Selçuklu sülüsü ile yazılmış kitabesinin mealen anlamı şöyledir:

“Bu binayı, Keyhüsrev’in oğlu, dünya ve dinin şerefi, fetihler sahibi hak dağıtıcısı, müminlerin emirinin ortağı büyük sultan Keyhüsrev’in hakimiyeti zamanında Allah’ın en zayıf kulu, iffetli kadın, Yağbasan oğlu Mahmud’un kızı Adsız Elti Hatun h.607 (1210-1211) yılında onarmıştır”.

Camiyi 1335 depreminden sonra Kölük (Gülük) Şemseddin büyük ölçüde onarmış ve bu yüzden de yapı Onun ismi ile tanınmıştır.

Cami, dikdörtgen planlı olup içerisindeki sütunlarla beş sahna ayrılmıştır. Mihrap önüne rastlayan orta nef kubbe ile diğerleri de tonozlarla örtülmüştür. Kubbeler ve tonozlar 32 kemer ayağı üzerine oturtulmuştur. Mihrap önü kubbesi ve onu taşıyan Türk üçgenleri tuğladan yapılmıştır. Caminin güney duvarında girişe göre sola kaydırılmış mozaik çinili bir mihrap görülmektedir. Bu çinili mihrap daha önceden yapılmış taş mihrabın üzerine XIII.yüzyıl çinileri ile kaplanarak yeniden yapılmıştır. Selçuklu mozaik-çini mihraplarının en güzel örneklerinden birisidir. Burada geometrik ve bitkisel motiflerin ve çinilerin arasına yer yer ayetler yerleştirilmiştir.
Gülük camisi'nin çatı ile örtülü kubbesinin yanında minber-minaresi bulunmaktadır. Bu minare 1.60x1.58 m. ölçüsünde taş kaide üzerine yerleştirilmiş olup, dört taş basamakla çıkılmaktadır. Minare altı taş sütunun taşıdığı taş bir külah ile örtülmüştür.

Cami ve medrese 1835-1856 yıllarında onarılmıştır. Caminin çatısı 1971 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden onarılmış ve üzeri bakır kaplamalı ahşap çatı ile minare sonradan yapılmıştır.

Han Camisi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Burhanettin Bulvarı üzerinde bulunan Han Camisi, XIII.yüzyılda Selçuklular tarafından yapılmıştır. Mimari olarak tipik bir Selçuklu hanı plan düzeninde yapılmıştır. İlk yapılışında han olarak kullanılan bu yapı sonradan camiye çevrilmiş ve bu yüzden de Han Camisi ismini almıştır. Hanın ne zaman camiye çevrildiği ve ne zaman yapıldığı konusunda kesin b ilgi bulunmamaktadır. Caminin kitabesi bulunmamaktadır. Cami 1856 ve 1896 yıllarında onarılmıştır.

Caminin içi ve dışı iri yontma taşlardan yapılmıştır. Caminin kapalı kısmının yanında portalin bulunduğu cephede birbirlerine kemerlerle bağlanmış dört payenin taşıdığı tonozlu bir bölüm bulunmaktadır. Bunlardan orta tonoz diğerlerinden daha yüksektir. Hanın ilk yapılışındaki kemerli kapısı orta gözün bulunduğu yere açılmaktadır. Sonraki dönemde bu kapının bulunduğu yere mihrap eklenmiştir. İbadet mekanı mihraba paralel 24 taş ayakla üç bölüme ayrılmıştır. Yapının üzeri toprakla örtülmüş cami olarak kullanılmaya başlandıktan sonra da batı cephesine bir minare ilave edilmiştir.

Bu hanın ilk yapılışında şehrin kale surlarına dayandığı ve şehir kapıları kapandıktan sonra gelen yolcuların burada kaldığı sanılmaktadır.


Kurşunlu Camisi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Belediye Parkı’nın yanında İstanbul Caddesi üzerinde bulunan Kurşunlu Camisi’ni Hacı Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kitabesinden öğrenildiğine göre Mimar Sinan tarafından 1585 yılında yapılmıştır. Bu caminin ilk yapımında hamam, sıbyan mektebi, imaret, han ve çeşmesi ile birlikte külliye halinde idi. Ancak günümüze yalnızca cami gelebilmiştir.

Caminin kapısı üzerinde mermer kitabesinin mealen anlamı şöyledir:

“Şehr-i Zilhiccede urmuşsun anal bünyadın
Diyalarım hasredegin sahibine ola dua
Oldu mamur-u vilayet didim ana tarih
Yapalı Kayseri’de camiin Ahmet Paşa”.

Cami kesme taştan Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda yapılmıştır. Kare planlı ibadet mekanının üzerini pandantiflere oturan yuvarlak kasnaklı merkezi bir kubbe örtmüştür. İbadet mekanının köşelerindeki dayanaklarla caminin daha dayanıklı olması sağlanmıştır. Caminin mermer giriş kapısı çift revaklı son cemaat yeri yapıldığı dönem için oldukça karakteristiktir. Mihrap ve minberi mermerden olup, günümüze orijinal konumu ile gelebilmiştir. Yanında kare kaide üzerinde yükselen tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.


Lala (Lale) Camisi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde, Lale Mahallesi’nde bulunan bu cami, Lala Musluhiddin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubundan XIII.yüzyıl Selçuklu eseri olduğu anlaşılmaktadır.

Cami dikdörtgen planlı olup, ilk yapılışında üzeri toprak damlı idi. Sonradan ibadet mekanının üzerine büyük ölçüde bir kubbe yapılmıştır. Caminin ahşap minberi ağaç oyma tekniği ile yapılmış, Selçuklu ağaç işçiliğinin en güzel örneklerinden birisidir. Taklit kündekâri olan bu minberin üzerinde Ayetü’l Kürsi yazılıdır. Orijinal mihrap günümüze gelememiş ve sonradan aslına uygun olarak yenilenmiştir. Minaresi sonradan eklenmiş, kare kaide üzerinde yuvarlak kaideli ve tek şerefelidir.

Caminin doğu tarafına bir türbe, kuzey tarafına da bir hamam eklenmiştir.


Ali Hoca Camisi (Melikgazi)

Kayseri Danacılar Mahallesi, Yuvak Sokak’ta bulunan Ali Hoca Camisi, Ali Hoca tarafından 1708 yılında yapılmıştır.

Cami dikdörtgen planlı, kesme taştan küçük bir yapı olup, mimari yönden bir özellik göstermemektedir. Caminin en önemli tarafı Osmanlı mimarisinde Minber Minare denilen minaresidir. İbadet mekanının kuzeybatı köşesine 4,5 m. yüksekliğindeki taş kaide üzerine yapılmış olup, minareye yirmi basamakla taş bir merdivenle çıkılmaktadır. Dört yekpare taş sütundan oluşan minarenin üzeri taş piramidal bir külahla örtülüdür.


Battal Gazi Camisi (Melikgazi)

Kayseri Karacaoğlan Mahallesi, Gürpınar Sokak’ta bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı kesinlik kazanmamıştır.

Kesme ve moloz taştan yapılan cami mimari yönden bir özellik taşımamaktadır. Bununla beraber caminin kuzeyinde 30-40 m. uzaklıktaki, 1.77 m. yüksekliğinde, 164x154 m. ölçülerinde altıgen kaide üzerindeki taş minber minarenin bu camiye ait olduğu sanılmaktadır. Minarenin kemerleri üzerinde bir silme bulunmakta olup, üzerindeki külah zamanla yok olmuştur. Minarenin yüzünde yer yer kırmızı aşı boyaları görülmektedir.


Bozatlı Paşa Narlı Mescidi (Melikgazi)

Kayseri Bozatlıpaşa Mahallesinde bulunan Narlı Mescit XVIII.yüzyılda yapılmıştır.

Mescit 7.34x12,52 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı bir yapıdır. Kesme taş ve moloz taştan yapılan mescidin ibadet mekanı dört ağaç direk tarafından desteklenen toprak bir damla örtülmüştür. Mimari yönden mescidin bir özelliği bulunmamaktadır.

Mescidin en önemli yanı kuzey-batı köşesindeki minber-minaresidir. Minareye dokuz basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Zeminden 4.20 m. yüksekliğinde olan minber-minare 1.20x1.35 m. ölçüsünde taş bir kaide üzerinde krem renkli kesme taştan yapılmış olup, sekizgen gövdeli baklava başlıklı sütunların taşıdığı piramit şeklinde bir külahla örtülmüştür.


Cıncıklı (Çiğdelizade) Camisi (Melikgazi)

Kayseri Cumhuriyet Mahallesi Tennuri Sokak’ta buluna Cıncıklı Camisi, Çiğdelizade Hacı Ahmet Ağa tarafından 1664 yılında yapılmıştır. Hacı Ahmet Ağa’nın kızı Ayşe Hanım 1715 yılında camiyi tamir ettirmiştir. Bundan sonra cami değişik zamanlarda onarılmıştır.
Caminin giriş kapısı üzerinde 1921 tarihli talik yazılı dört satırlı bir kitabesi bulunmaktadır.

Kitabe:

İmamzade Reşid bey zevcesi Seyyide hanımla
Semahat kisesini açdılar sarf itdiler hakka
Yedekçizadeler Hacı Mehmet ve Hüseyin beyler
Bu ra’na mabedi ba’del-harabe etdiler ihya
İlahi ehl-i hayrı eksik etme safha-i arzdan
Ki anlarda kıvam-ı din ü nizam-ı zinet-i Dünya
Rıza tarih-i hicri sene bin üç yüz dahi kırkda
Li-vechillah olundu cami-i vala bina inşa.

Bu kitabeden de öğrenildiği gibi camiyi İmamzade Reşid Bey’in eşi Seyyide Hanım, Yedekçizadelerden Hacı Mehmed ve Hüseyin Beyler 1921 yılında onarmışlardır.

Cami 14.85x14,30 m. ölçüsünde kareye yakın planlı olup üzeri toprak damla örtülüydü. Cami uzun yıllar harap bir durumda kalmış. 1985 yılında yıkılarak yoldan biraz daha geride eski caminin ölçülerinde yeniden yapılmıştır. Toprak dam yerine üzeri çatı ile örtülmüştür.

Caminin minber-minaresi 2.00x2.00 m. ölçüsünde kare bir kaide üzerinde olup, minareye içeriden 34 basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Minarenin zemini caminin çatısından l.50 m. daha yüksektedir. Minare gövdesi sekizgen dört ayak üzerindedir. Ayaklar baklava başlıklı olup üzerlerine prizma taşlar konulmuştur.Üzeri dışarı doğru çıkıntılı bir çatı ile örtülmüştür.


Cürcürler Camisi (Kocasinan)

Kayseri Sahabiye Mahallesi Buyurgan (Cürcürler) Sokak’ta bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Giriş kapısı üzerindeki mermer iki satırlı kitabesinde Uzun Mollazade El-Hac Ali Ağa tarafından 1864’de tamir edildiği yazılıdır.

Cami moloz taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmış, üzeri çatı ile örtülüdür.Mimari yönden bir özelliği bulunmayan caminin minber minaresi krem renkli taştan yapılmıştır.19 basamaklı taş merdivenle çıkılan minare 1.49x1.43 m. ölçüsünde taş bir kaide üzerindedir. Bu kaide üzerinde 1.03m. yüksekliğinde dört sütun Bursa kemerleri ile birbirlerine bağlı olup bir tabladan sonra konik bir çatıyı taşımaktadır.

Günümüzde bu minber-minare kullanılmamakta, kuzey-batı köşesine 1955 yılında silindirik gövdeli, tek şerefeli yeni bir minare yapılmıştır.


Çakalız Camisi (Melikgazi)

Kayseri Emirağa Mahallesi, Nazım Bey Caddesi’nde bulunan bu cami 1582 tarihinde yapılmış ,l955 yılında yıkılarak yeniden yapılmıştır.

Cami kesme taştan, 10.50x10,50 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri betonarme bir kubbe ile örtülmüştür. Önüne basit bir son cemaat yeri ile kuzey-batı köşesine de Klasik Osmanlı Mimarisi üslubunda tek şerefeli bir minare eklenmiştir.

Caminin mimari yönden bir özelliği olmamasına karşılık, eski camiden arta kalan avlu duvarının üzerinde 1.70m. yüksekliğinde bir minber-minaresi bulunmaktadır. Minber-minare altı adet silmeli altıgen ayak üzerinde yöresel krem rengi taştan yapılmıştır.Yekpare taş sütunlar üzeride geçmeli geometrik ve bitkisel motifler bulunmaktadır. Ayaklar birbirlerine hafif sivri kemerlerle bağlanmış, üzeri de yekpare taştan sivri bir külah şeklinde örtülmüştür.

Çifteönü Camisi (Melikgazi)

Kayseri, Gubaroğlu Mahallesi, Çifteönü Caddesi’nde bulunan caminin üzerindeki bir levhadan Hacı Seyyid Mehmet Ağa tarafından 1882 yılında yaptırıldığı öğrenilmektedir. Caminin bu tarihten önce yapılıp yapılmadığı konusunda ise yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Minare kaidesinde 78x77 cm. ölçüsünde talik yazılı mermer kitabede caminin 1882 yılında yapıldığını doğrulamaktadır.

Cami-i Çifteönü de oldu ihya yümn ile
Hacı Seyid Mehmed Ağa himmet etti şevk ile

Bir minare kıldı inşa camie kim bu ağa
Beşvakitte okusun ezan müezzin aşk ile

Şu ümidle ola şafi Ruz-i Mahşer’de bana
Hazret-i Bilal-i Habeşi nezd-i Hak’da lutfile

Böyle hayrın ehlini Hak beldemizden kesmesin
İde matlubuna nail du cihandan rıfk ile

Sa-i bin üç yüzde tekmil tarih-i lafz-ı Rauf
Okuyanlar yad ideler ehl-i hayrı hayr ile
L’illahi Fatihe Sene 1300 (1882).

Cami kesme taştan 18.00x18.00 m. ölçüsünde kare planlı bir yapıdır. İbadet mekanı 12 ahşap sütunun taşıdığı toprak bir dam ile örtülüdür. Mihrap ve minberi bir özellik göstermemektedir. Caminin iki minaresi vardır. Bunlardan biri yüksek bir avlu duvarının üzerinde olup, 19 taş basamakla çıkılan bir minber-minaredir. Zeminden 4.65 m. yüksekliğindeki minarenin caminin damına yakın yerde kaidesi bulunmaktadır. Oldukça basık altıgen gövdeli altı sütunun taşıdığı minber-minareye doğudan çıkılmaktadır. Sütunlar arasında taş korkuluklara yer verilmiştir. Üzerindeki taş sütunlar yekpare olup, konik taş külahı oturtulmuştur.
Caminin ikinci minaresi ibadet mekanının kuzey batı köşesine ve camiye bitişik olarak yapılmıştır. Kesme taştan silindirik gövdeli ve tek şerefeli olup yakın tarihlerde yapılmıştır.


Deliklitaş Kesim Çıkmazı Mescidi (Melikgazi)

Kayseri, Deliklitaş Mahallesi’nde bulunan küçük bir mescittir. Kitabesi bulunmadığından ve kaynaklarda da ismine rastlanmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.

Cami 10.00x10.00 m. ölçüsünde kare planlı küçük bir yapıdır. Kesme taştan yapılan caminin mimari bir özelliği bulunmamaktadır. Yalnızca 11 basamaklı taş bir merdivenle çıkılan minber-minaresi dikkati çekmektedir. Oldukça sade sarı renkli taştan yapılan minare dört yekpare taş sütunun taşıdığı konik külahtan meydana gelmiş bir görünümü vardır. Minare de herhangi bir bezeme elemanına rastlanmamaktadır. Günümüzde oldukça harap bir durumdadır.


Emir Sultan Mescidi (Melikgazi)

Kayseri, Cumhuriyet Mahallesi’nde Şeyh Camisi yakınındadır. Cami ismini yanında gömülü olan Emir Sultan ismiyle tanınan Hoca İzzettin Efendi’den almıştır. Kitabesi bulunmadığından ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır.

1970’li yıllara kadar harap bir halde gelen mescit 1979-1980 yıllarında yapılan bir restorasyonla yenilenmiştir. Mescit 10.00x12.00 m. ölçüsünde olup sağında kare planlı Evliya Sultan’ın türbesi bulunmaktadır. Türbe sekiz köşeli sivri külahlı bir Selçuklu kümbeti şeklinde yapılmıştır.

Mescidin türbe giriş kapısı üzerinde minber-minaresi bulunmaktadır. Bu minare l980 onarımında yapılmıştır. Minare taş kaide üzerinde dört ayaklı olup, üzeri düz bir çatı ile örtülmüştür. Kayseri’deki diğer minber-minarelerden farklı olarak minarenin içerisindeki kubbe ve küçük pencereler de bulunmamaktadır.

Göllü Cami (Melikgazi)

Kayseri Gubaroğlu Mahallesi, Çifteoğlu Caddesi, Göllü Sokak’ta bulunan Göllü Camisi’nin ne zaman yapıldığı konusunda bilgi bulunmamaktadır. Ancak yakınındaki Göllü Çeşme’nin 1551 tarihinde yapıldığı dikkate alınacak olunursa bu caminin de XVI.yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır.

Cami kesme taştan, 14.00x11.00 m. ölçüsünde kareye yakın dikdörtgen planlı olup, 1971 yılında yapılan onarım sırasında cami genişletilmiş ve orijinal konumundan tamamen uzaklaşmıştır. Caminin Kayseri’ye özgü minber-minaresi caminin damına oturtulmuştur. Bu minare 10.50 m. yüksekliğinde olup, 1.20x1.20 ölçüsünde taş bir kaide üzerindedir. Kayseri’ye özgü krem renginde taştan yekpare olan minareyi baklava başlıklı dört sütun taşımaktadır. Üzerine de sekiz dilimli konik bir külah oturtulmuştur.


Gubaroğlu (Yumurtalı) Mescidi (Melikgazi)

Kayseri Gubaroğlu Mahallesi, Kurum (Karafakih) Sokak’ta bulunan bu mescidi, Şah Melek hatun 1320 yılında yaptırmıştır.

Mescit kare planlı olup, moloz taş ve yarım kesme taştan yapılmış, 7.00x7.00 m. ölçüsündedir. Bunun dışına da dikdörtgen planlı bir son cemaat yeri eklenmiştir. Bu mescidin daha önce türbe iken 1560 yılında önüne son cemaat yeri eklenerek mescit haline getirilmiştir. Mescidin mihrap ve kuzey cephelerinde ikişer, doğu ve batı yönlerinde de birer küçük pencere ile içerisi aydınlatılmıştır. Mihrabın sağ ve soluna birer, doğu ve batı duvarlarına da ikişer niş açılmıştır. Mescidin mihrap duvarındaki Roma lahti parçasından ötürü halk bu lahit parçasını yumurtalara benzetmiş ve bu yüzden de mescide Yumurtalı Mescit ismi yakıştırılmıştır.

Mescidin avlu köşesindeki taş merdivenlerle çıkılan 5 m. yüksekliğinde minaresi bulunmaktadır. Minarenin dört sütununun başlıkları baklava dilimli Türk üçgenleri ile bezelidir. Minarenin petek kısmı yukarıya doğru daralarak altıgene dönüşmekte ve her cephesinde de birer pencere bulunmaktadır. Üst kısmı altıgen piramidal bir külah ile örtülmüştür.

Mescidin ibadet mekanının kubbesine de 1980’li yıllarda demir basamaklarla çıkılan altı ayaklı bir minber-minare daha eklenmiştir. Ancak bu minare mescidin görünümünü olumsuz yönde etkilemiştir.


Helvacı Dede Şıh Mescidi (Kocasinan)

Kayseri Serçeönü Mahallesi’nde bulunan bu mescidin ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber, yapının XII.-XIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Mescit 8.00x8.80 m. ölçüsünde kare planlı küçük bir yapıdır. Moloz taştan yapılan bu mescit çeşitli onarımlar geçirmiş, bunun sonucu olarak da orijinalliğinden oldukça uzaklaşmıştır. Orijinal mihrap ve minberi günümüze gelememiştir. Mescidin toprak örtülü damının güneybatı köşesinde, dışarıya doğru çıkıntılı 1.36x1.43 m. ölçüsündeki taş kaide üzerinde, kesme taştan, dört sütunlu minber-minaresi bulunmaktadır.


Kalaycıoğlu Mescidi (Kocasinan)

Kayseri Orta Mahalle’de, Gevher Nesibe Sultan Şifaiyesi’nin kuzeyinde bulunan bu mescit XVIII.yüzyılda yapılmıştır.

Mescit bir avlu ortasında olup, dikdörtgen planlı, kesme taştan yapılmış, üzeri düz bir damla örtülmüştür. Avlu duvarının kuzeybatı köşesinde zeminden 2.57 m. yüksekliğinde, 9 basamaklı taş merdivenlerle çıkılan minber-minaresi bulunmaktadır. Bu minare dört sütunun taşıdığı baklavalı ve Türk üçgenleri ile süslüdür. Bu sütunlar üzerinde oldukça iri taş bir külah bulunmaktadır. Bu külahın içerisi oyulmuş ve dört cephesine birer kuş evi yerleştirilmiştir.


Seyit Gazi Camisi (Melikgazi)

Kayseri Seyitgazi Mahallesi, Dinçtürk Sokak’ta bulunan bu caminin yapım tarihi bilinmemektedir. Bununla beraber, caminin minaresi mescidin yanındaki çeşmenin üzerinde bulunmakta olup, çeşmenin kitabesinde 1906-1907 tarihleri yazılıdır. Bu bakımdan mescidin XX.yüzyılın başında yapıldığı sanılmaktadır.

Caminin mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır. Minber-minaresi 1.07x1.07 m. ölçüsünde kare bir kaide üzerinde dört kesme taş sütundan meydana gelmiştir. Sütunların başlıkları baklava dilimleri ve Türk üçgenleri ile bezenmiştir. Minarenin külahı sütunlar üzerindeki sekizgen kaide üzerine oturmuş, ancak günümüze harap bir durumda gelmiştir.


Taşmakıran Camisi (Melikgazi)

Kayseri Tahirağa Mahallesi’nde Kapan ve Tasma sokakları arasında bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak, XVIII.yüzyılda yapıldığı sonraki yıllarda yapılan onarımlarla özelliğinden büyük ölçüde uzaklaştığı sanılmaktadır.

Cami kareye yakın dikdörtgen planlı olup, 12.60x14.50 m. ölçüsündedir. İbadet mekanı dört ağaç sütunla desteklenen düz bir toprak damla örtülüdür. Sonraki yıllarda buraya ahşap bir çatı yapılmıştır. Caminin kuzeydoğu köşesinde minber-minaresi bulunmaktadır. Zeminden 2.95 m. yükseklikte olan minareye mihrap yönündeki 14 basamaklı taş bir merdivenle çıkılmaktadır. Minare dört sütunlu olup, 0.98x0.95 m. ölçüsünde ayrı bir alanda bulunmaktadır. Buradaki sütunların kare kaideli sekizgen gövdeli ve baklava dilimli başlıkları vardır. Sütunların taşıdığı yekpare parça üzerinde sekizgen piramitli külahı bulunmaktadır.


Ulu Camii (Cami-i Kebir) (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesinde, Camii Kebir Mahallesi’nde bulunan Bünyan Ulu Camisi’ni kitabesinden öğrenildiğine göre, Emir-ül Ümera’nın emriyle Mimar Kaluyan bin Karabuda tarafından 1333 yılında yaptırılmıştır. Cami-i Kebir Camisi, Salih Bey Camisi olarak da anılmakta olup, bunun nedeni Salih Bey ismindeki birinin camiyi tamir ettirmesindendir.

Caminin iki satırlı, 3.96x036 m. ölçüsündeki mermer kitabesinin üzerinde Kuran’ın 1. ve 18. Ayeti yazılıdır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve Ahiret gününe inanan, namazını kılan zekatını veren ve Allah’tan başka bir kimseden korkmayanlar onarırlar. İşte onlar doğru yolu bunlardan olabilirler Allah doğrudur.

Nebi Allah’ın rahmet ve selamı ona olsun buyurdu. Her kim küçükte olsa bir mescit yaptırırsa Allah ta o kimse için cennette bir ev yapar ve o eve hamd evi adını verir. Bu mübarek mescidin imarını emirlerin emiri adil, Müeyyed Muzaffer, fasıkları kahreden, isyankarları katleden, Zahirettin bin Tac-ı kızıl (Altun taç) Allah onun akıbetini hayır eylesin emretti 734 (1333) senesini Muharrem ayının başında bina edildi”.

Cami kesme taştan, kare kaideli olup, kütlevi yapısı ile dıştan küçük bir kale görünümündedir. Duvarları gri kalker taşından yapılmıştır. Kuzey duvarının ortasında dışarıya doğru taşkın portalinde stilize grifon ve aslan başlarına benzer kabartmalar olmak üzere birbirlerinden farklı taş bezeme ile süslenmiştir. Buradaki motiflerin hemen hepsi Anadolu Selçuklularının XIII.yüzyılda yapılmış eserlerinde görülmektedir. Kuzeydoğu köşesinde masif bir kulesi bulunmaktadır. Bu kule onikigen olarak cami duvarına kadar yükselir ve sonra onikigen bir külahla da sona erer. Caminin kuzeybatı köşesinde de buna benzer bir kule olması gerekirken, buraya 1956 yılında minare yapılmıştır. Minarenin gövdesi yapıya uyum sağlayamamıştır.

Caminin ibadet mekanını orta yerdeki dört kalın paye ile kuzey ve güney duvarına dayalı dört yarım payeyi birleştiren sivri kemerler içerisini, mihrap duvarına dik üç sahna ayrılmıştır. Bunlardan orta sahın yan neflerden daha geniştir. Kemerler üzerindeki kısa duvarlar hatıllarla desteklenerek ahşap tavanı taşımaktadır. Orta nefteki hatıllar ve tavan konsolların yardımıyla biraz daha yükseltilmiştir.

Caminin ilk yapımındaki mihrap ve minaresi hakkında bilgi bulunmamaktadır. Bugünkü taş mihrap ve taş minber sanat tarihi yönünden önem taşımamaktadır. Kademeli mihrap nişi stüko kaplı olup, caminin içerisindeki yegane bezemeyi yansıtmaktadır. Mihrap nişinde irili ufaklı yıldız motiflerinin araları çiçeklerle doldurulmuştur. Sivri kemerli istiridye şeklindeki mihrap nişinin kemer dolgularında da iki kabarma rozet ile iki yanında da iki sütunçe bulunmaktadır.


Sultan Alaaddin Camisi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi, Büyük Bürüngüz Köyü’nde, Mırık mahallesi’nde bulunan bu cami Sultan Alaaddin ve Alaüddevle isimleri ile tanınmaktadır. Caminin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Caminin giriş kapısı üzerinde bulunan kitabesi de tahrip olduğundan okunamamıştır. Kapının batısındaki üç satırlı ikinci bir kitabenin ilk satırı okunamamış, ikinci ve üçüncü satırlardan anlaşıldığına göre bu camiyi Mahmut isimli bir kişi 1590 tarihinde onarmıştır. Ayrıca kapının yan sövelerinde bulunan bir başka yazıda da 1784’te bir onarım daha geçirdiği yazılıdır. Cami son olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1977 yılında onarılmıştır.

Cami dikdörtgen bir alan üzerinde kurulmuştur. Üzeri beşik tonozla örtülüdür. Yapımında düzgün kesme taş kullanılmıştır. Kuzey ve güney cepheleri tamamen sağır olarak yapılmış doğu cephesinin güney ucuna ise dikdörtgen bir pencere yerleştirilmiştir. Caminin kuzey cephesinin ortasında bulunan giriş kapısı dışarıya doğru hafif bir çıkıntı yapmaktadır. Caminin saçaklarına kadar yükselen bu giriş kapısı sade profilli kuşakla çepeçevre kuşatılmıştır. Kapının köşelerinde kompozit başlıklara oturan sütuncuklar bulunmaktadır. Giriş kapısının üzeri dört sıra mukarnasla doldurulmuştur. Kilit taşı üzerinde daire şeklinde bir madalyon bulunmaktadır. Ayrıca kilit taşı ile diğer taşlar arasına siyah taşlar yerleştirilmiştir.

Caminin ibadet mekanı 8.60x6.00 m. ölçüsünde olup, doğu batı yönündeki beş takviye kemerli beşik tonozlarla üzeri örtülmüştür. Güney cephesinin ortasında bulunan mihrap dışarıya doğru hafifçe çıkıntı yapmaktadır. Nişin iç kısmı üç sıra mukarnasla doldurulmuştur. İki yanına da birer niş yerleştirilmiştir. Bezeme yönünden oldukça sadedir.

Kuzey cephesinin batı köşesine 20 basamaklı taş bir merdivenle çıkılan minber-minare yapılmıştır. Dört sütun tarafından taşınan bu minarenin cephesinde bir taç kapısı diğer yanlarında da birer penceresi bulunmaktadır. Oldukça sade olan bu minare profilli bir silme ile çepeçevre kuşatılmıştır. Pencerelerin üzerine palmet ve lale motifleri yerleştirilmiştir.


Daniş Ali Bey Camisi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi, Büyük Bürüngüz Köyü meydanında bulunan bu cami, değişik zamanlarda yapılan eklerle genişletilmiştir. Dört bölümden oluşan caminin ilk bölümü, doğudaki cephe boyunca uzanan dikdörtgen yazlık mescit kısmı 1580-1582 yılında yapılmıştır. Bunun batısında bulunan türbe ile mescit 1587 yılında eklenmiştir. Böylece yazlık ve kışlık mescit bölümleri kuzey cephede tek düzeydedir. Bu cephenin ortasına yüksekliği ana mekanlardan daha az olan bir mutfak bölümü de 1738 yılında eklenmiştir. Mutfağın kuzey yönündeki dış cephesi sağır duvarlıdır.

Caminin kuzey cephesindeki yapım kitabesi h.988 (1580) tarihlidir. Yazlık mescit kısmındaki kitabede caminin banisi olarak, Danişmendli Ali Bey bin Hasan’dan söz edilmektedir. Caminin güney cephesi iki kademelidir. Caminin kışlık kısmına güney duvarının doğusundaki basık kemerli bir kapıdan girilmektedir. Bu bölüm 9.80x6.70 m. ölçüsünde dikdörtgen bir mekan olup, üzeri takviye kemerli beşik tonozla örtülmüştür. İçerisi batı cephesindeki iki dikdörtgen pencere ile aydınlatılmıştır. Bu pencerelerin alt kısımları merdiven basamağı şeklindedir. Pencerelerin altında tek satırlık bir kitabe bulunmaktadır. Mihrabın bulunduğu güney duvarı merdiven basamağı şeklinde profilli bir silme ile kuşatılmıştır. Güney duvarının ortasındaki mihrap altı yönlü bir niş şeklindedir. Üzeri yedi sıra mukarnas dizisi ile sonuçlanmaktadır. Bu bölümde de Kuran’dan alınma Ayetler yazıldırı.

Batı cephesinde bulunan tek şerefeli minaresi ana kütleden dışarıya çıkıntı yapmakta olup, yapıya daha sonra eklenmiştir. Ancak minarenin gövde kısmı bilinmeyen bir tarihte yıkılmıştır.

Caminin kışlık bölümünün güney cephesindeki bir kapıdan caminin banisinin soyundan olanlar ve aynı zamanda minareyi yaptıran Şefika Hanım’ın türbesinin bulunduğu kısma geçilmektedir. Türbe 6.62x5.73 m. ölçüsünde beşik tonozla örtülü bir yapıdır. Batı cephesindeki bir pencere ile içerisi aydınlatılmaya çalışılmıştır. Türbe içerisinde üç tane niş bulunmaktadır. Türbede iki adet taş sanduka bulunmaktadır.

Caminin yazlık kısmına doğu duvarının kuzeyindeki basık kemerli bir kapıdan girilmektedir. Burası 14.75x7.88 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı olup, üzeri takviye kemerli beşik tonozla örtülüdür. Mihrap güney cephesinde olup, nişin içerisi beş sıra mukarnasla doldurulmuştur. Ayrıca iki yanına da birer niş yerleştirilmiştir. Bu nişler üzerinde de Kuran’dan alınma Ayetlere yer verilmiştir. İbadet mekanının güneybatı köşesindeki minber taştan olup, ayaklar birbirlerine basık kemerlerle bağlanmıştır. Mihrap üzerinde geometrik kompozisyonlu sümbül çiçekleri başta olmak üzere çeşitli kabartmalara yer verilmiştir.


Mütevelli Camisi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi, Büyük Bürüngüz Köyü’nde bulunan Mütevelli Camisi ismini cami avlusunun güneydoğu köşesinde bulunan çeşmeden almıştır. Caminin yapım kitabesi bulunmamaktadır. Ancak çeşme kitabesinden öğrenildiğine göre Cami, çeşme ile birlikte 1834 yılında Esat Hacı Halil Ağa tarafından onarılmıştır. Yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber caminin XVI.yüzyılın sonlarında veya XVII.yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Caminin doğu cephesi iki katlı olup, son cemaat yeri de burada bulunmaktadır. Batı cephesinde ise hazire ve minber-minareye çıkışı sağlayan bir kapı bulunmaktadır.

Cami avlusuna güneydoğu köşesindeki basık kemerli bir kapıdan girilmektedir. Doğu ve batı yönündeki küçük avlular caminin haziresidir. Son cemaat yerine doğu cephenin kuzeyindeki kapıdan girilmektedir. İbadet mekanı 7.20x4.91 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. Üzeri beşik tonozla örtülmüştür. İbadet mekanı güney cephedeki mihrabın iki yanına simetrik olarak yerleştirilmiş pencerelerle aydınlatılmıştır. Güney cephesinin ortasında bulunan mihrap dışa çok hafif çıkıntılı olup, iki yanındaki sütunlarla çerçeve içerisine alınmıştır. Mihrap nişinin üzeri altı sıra mukarnasla doldurulmuştur. Caminin minberi ve vaiz kürsüsü bulunmamaktadır.

Ulu Cami (Sivasi Hatun Camisi) (Develi)

Kayseri Develi ilçesi, Eski Develi’de bulunan bu cami kitabesinden öğrenildiğine göre; IV.Kılıçarslan’ın oğlu III.Keykavus zamanında 1281 yılında yapılmıştır. Kitabenin mealen anlamı şöyledir:

”Bu mübarek caminin yapılmasına Allah mülkünü daim kılsın iki kıblenin özlemi ile tutuşan ümmetlerin dizginlerini elinde bulunduran din ve dünyanın bereketi yüce sultan Kılıçarsalan oğlu Keyhüsrev zamanında emredilmiştir”.

Bu kitabenin altındaki dört satırdan oluşan, Selçuklu nesihi ile yazılmış bir kitabe daha bulunmaktadır. Bu kitabede mealen;

“Allah’ın rahmetine muhtaç zaif kulu Göçer Aslan oğlu Nasrullah ve Allah’ın rahmeti ve rızasına muhtaç Onun zaif cariyesi Sa’d kızı Sivasti tarafından Allah başarılarını ihsan ve hayırlarını onlara yad eylesin h.680 (1281)”. Yazılıdır.

Prof.Dr.Kerim Türkmen’den öğrenildiğine göre; Ulu Cami’deki bu iki kitabe birleştirildiğinde şu anlam çıkmaktadır: “Camileri ancak Allah’a ve ahiret gününe inananlar, namaz kılanlar, zekatlarını ödeyenler ve tek Allah’tan sakınanlar inşa ederler. Bu mübarek caminin yapılmasına Allah mülkünü daim kılsın iki kıblenin özlemi ile tutuşan ümmetlerin dizginlerini elinde bulunduran, din ve dünyanın bereketi, yüce sultan Kılıçaslan oğlu Keyhüsrev zamanında, Allah’ın rahmetine muhtaç zaif kulu Göçeraslan oğlu Nasrullah ve Allah’ın rahmeti ve rızasına muhtaç, onun zaif cariyesi, Sa’d kızı Sivasti tarafından, Allah başarılarını ihsan ve hayırlarını kendilerine yad eylesin, 680 (1281) yılında emredilmiştir”.

Böylece Develi Ulu camisi’nin IV.Kılıçaslan’ın oğlu III.Keyhüsrev zamanında Göçeraslan oğlu Nasrullah ve eşi Sivasti tarafından 1281 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Cami kareye yakın dikdörtgen planlı oldukça sade kesme taştan yapılmıştır. Caminin kuzey cephesinde dışarıya taşırılmış, derin bir niş şeklinde giriş kapısı bulunmaktadır. Giriş kapısı iç içe geçmiş iki sivri kemerle sınırlandırılmış olup, üzerinde mukarnaslı kavsarası bulunmamaktadır. Ancak içerideki kemerin üzeri kabartma motiflerle bezenmiştir. İbadet mekanı mihraba dik dört sıra halinde, dörder ayakla beş sahına bölünmüştür. Bu ayaklar birbirlerine ve duvarlara sivri kemerlerle bağlanmış, caminin üzerini örten sivri tonozları taşımaktadırlar. Bu tonozlar mihraba paralel birinci sahında doğu-batı doğrultusunda, diğer sahınlarda güney-kuzey yönüne doğrudurlar. Ayrıca mihrap önü küçük bir kubbe ile belirtilmiştir. Orta sahın diğerlerinden biraz daha geniş tutulmuştur.

Caminin mihrabı güney duvarında olup, dışarı taşkın değildir. Duvarda kullanılan malzemelerden farklı olarak burada gri andezit taşı kullanılmıştır. Mihrap üç bordürle çevrilmiştir. Bunlar geometrik, yazı ve bitkisel kompozisyonları içeren bordürlerdir. Ayrıca mihrap beyaz mermerden burmalı sütunçelerle de sınırlandırılmıştır. Mihrabın üzeri yedi sıra halinde mukarnaslarla bezenmiş ve sivri bir kemerle de çerçevelenmiştir. Burada kıvrık dal, rumi, palmet ve lotüs ve on kollu yıldız motifleri de görülmektedir. Mihrap nişinin çevresinde geniş bir bordür içerisinde Al-i İmran Suresi’nin 18. Ayeti ile 19.Ayetinin bir bölümü yazılıdır. Ayrıca mihrap içi nişinde de Hac Suresinin 77.Ayeti; mihrap nişinin sağ tarafındaki sütun kaidesinde de Enbiya Suresinin 107.Ayeti; Mihrap nişinin solundaki sütun kaidesinde de Kalem Suresinin 4.Ayeti yazılıdır.

Caminin orijinal minberi 1933 yılında buradan alınmış, önce kayseri Müzesi’ne, sonra da Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne götürülmüştür. Bu minberin parçalarından kıvrık dallı rumi, palmet, bitkisel motifler, kufi kitabeler, sekiz kollu yıldızlarla bezendiği anlaşılmaktadır.

Aşağı Everek Fatih Cami (Develi)

Kayseri Develi ilçesinde bulunan Fatih Camisi, kitabesinden öğrenildiğine göre h.1244 (1828) yılında yapılmış bir Ermeni Kilisesidir. Develi’de Ermeni cemaatinin kalmaması üzerine uzun süre kendi haline terk edilmiş, daha sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce restore edilerek 1978 yılında camiye çevrilmiştir.

Kesme taştan yapılan caminin dış duvarlarında kırmızı tuğladan şerit halinde hatıllara yer verilmiştir. Böylece yapının kütlevi dış görünümü hafifletilmiştir. İbadet mekanı altı sütun ile bölümlere ayrılmış, bu sütunlar pandantifli merkezi bir kubbeyi taşımaktadır. Merkezi kubbe yanlardan yarımşar kubbelerle desteklenmiştir. Bezeme olarak önemli bir mimari elemana rastlanmamaktadır.


Harman Cami (Talas)

Kayseri Talas ilçesi, harman Camisi Mahallesi’nde bulunan bu cami kitabesinden öğrenildiğine göre 1860 yılında Sultan Abdülmecit döneminde onarılmıştır. Caminin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir.Giriş kapısı üzerinde mor zemin üzerine altın yaldızla beş satırlık talik yazılı kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabenin üzerinde Sultan Abdülmecid’in tuğrası vardır. Prof Dr. Kerim Türkmen’den öğrenildiğine göre kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Alemlerin ruhu Padişah Sultan Mecid
Allah’ın gölgesi, Peygamberin vekili

Sayesinde Kayseri sakinleri bu yüce
Caminin tamirine keselerinden katkıda bulundular

Öyle güzel süslendi ki döndü bahçeye her yeri
Kemerini görseydi cennet bağının tavusu onu gösterirdi

Ey cemaat vacip oldu sizlere dua etmek
Özellikle böyle sevgi dolu mabet var iken

Ben de zihni hame-i güberle yazdım tarihini
Sen de et beş vaktini bu camiye daim mekan
h.1277 (1860)”.

Cami kuzey-güney yönünde dikdörtgen planlı olup, kesme taştan yapılmıştır. Caminin önündeki üç kubbeli son cemaat yeri Vakıflar genel Müdürlüğü tarafından restorasyon çalışması sırasında kubbeler kaldırılmış ve beton bir tavanla üzeri örtülmüştür. Son cemaat yeri dört sütunlu yuvarlak kemerlidir. İbadet mekanının üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin yanındaki dörtgen kaide üzerinde yuvarlak gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmakta olup, yakın zamanlarda yenilenmiştir.


Ali Saib Paşa Cami (Talas)

Kayseri Talas ilçesi Kiçiköy Mahallesi’nde (Aşağı Talas), Ali Saib Paşa Caddesi üzerinde bulunan bu camiyi, kitabesinden Talaslı Ali Saib Paşa 1304 (1886) yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Prof Kerim Türkmen’den öğrenildiğine göre kitabenin mealen anlamı şöyledir:

”Zafer mihrabının ruhu olan, övgüye değer huylu
Şah Abdülhamid Âli Cenablarının seraskeri Saib Paşa

Dindarlık eserleri ortaya koyma hususunda Padişahın hidayet besleyen azminin şüphe
edilmeyecek bir takipçisidir.
İşte bu cami çok zamandan beri mâna ruhu gibi cihanın gözünden gizli iken

Yeniden canlanmasına O himmet etti, himmeti var olsun. Çünkü o Hakana dua kazandırdı.

Ezan sesi cihanın kulakların süsü olduğu müddetçe yüceliğin kapısı ihtiyaçların kıblesi
olması münasiptir.

Muhtarın tarihine cemaat baş eğdi. Bu mescidi Ali Saib Paşa inşa etti.
1304 (1887).”

Cami dikdörtgen planlı olup, içerisi dört sütun ve bunları birbirine bağlayan kemerlerle üç sahna ayrılmıştır. Kesme taştan yapılan avlunun üzeri pencereli yüksek kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin yanında kare kaide üzerine taştan, tek şerefeli ve güdük bir minaresi bulunmaktadır.

Caminin avlu kapısı üzerinde de yapıldığı dönemin, XIX.yüzyılın askeri armalarının yer aldığı üçgen bir alınlık bulunmaktadır.


Han Camisi (Talas)

Kayseri Talas ilçesi Tablakaya Mahallesi’nde bulunan Han Camisi arazi konumundan ötürü kesme taştan iki katlı olarak yapılmıştır. Mimari yapısından bu caminin önceki dönemde ermeni Kilisesinin üzerine ve onun duvarlarından yararlanılarak yapıldığı sanılmaktadır. Caminin giriş kapısı üzerinde hattat Muhsizade es-Seyyid Abdullah’ın yazdığı iki mısralık yedi satırdan oluşan mermer üzerine celi sülüs yazılı kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabeden öğrenildiğine göre cami, Sultan Abdülhamid zamanında, 1899 yılında yaptırılmıştır. Prof Dr.Kerim Türkmen’den öğrenildiğine göre kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Mu’minlerin emiri zamanın en büyüğü Abdülhamid Han ki, zamanında halkı saadetler içinde
kıldı.

Zamanın en büyüğü olan bu ermişin himmeti sayesinde Allah rızası için binlerce cami ve
dergah imar edildi.

Meliklerin eserlerini lazımdır elbet takip etmek mutluluklar buyurmuş çünkü O’na Ahmed-i
Muhtar

Onun için Hz.Derviş Efendi eyledi kendi namına Hakkın rızası için bu mabedi inananların
bahçesine dönüştürdü.

Mihrap ve minberde okundukça Ayetlerime itaat ediniz. Beş vakit namaza durdukça seçilmiş
kişiler saf saf

Allah yaptıranına sonsuz ecir ve ihsan eylesin. Temizlerin ilahı her şeyi bilen hakkın
mutluluğu için

Bu dergaha Rafet yazdı bu güher tarihi yapıldı temiz ümmete bu güzel nurlu cami
1316 (1889)”.

Caminin içerisine yuvarlak kemerli bir kapı ile girilmektedir. Kare planlı caminin üzeri pandantifli bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbeyi taşıyan ana duvarlarının dört köşesinde yuvarlak ağırlık kuleleri bulunmaktadır. Kubbe yuvarlak ve yüksek bir kasnak üzerine oturmuştur. Bu kasnak üzerinde duvara dayalı sütunlarla 12 bölüme ayrılmış ve her bölümün içerisine de yuvarlak kemerli birer pencere yerleştirilmiştir. Ayrıca bu kasnak devrin üslubunda bir kuşakla dekore edilmiştir. Kuşağın içerisinde çiçek motifleri bulunmaktadır. Caminin yanında kare kaideli yuvarlak gövdeli, tek şerefeli minaresi vardır.


Yeni Cami (Talas)

Kayseri talas ilçesi Tablakaya Mahallesi’nde 1886 yılında yapılmış olan Rum Kilisesi, Rumların şehri terk etmesinden sonra Camiye çevrilerek ibadete açılmıştır. Rum Kilisesinin mermer üzerine yazılı, yaprak motifleri ile süslü olan kitabesi günümüze gelememiştir. Prof.Dr.Kerim Türkmen’den öğrenildiğine göre bu kitabenin metni şöyledir:

Panaya kapısı zira saldır
Yapusı şehr-i Mayıs birinde
Şevketlu Sultan Hamid ve erfa
Metropolit İonnis devrinde
A’pst. St 4 d 1886.

Bu kitabeye göre de kilise Sultan Abdülhamid zamanında Onun izni ile Metropolit İonnis zamanında yapılmıştır.

Cami kesme taştan yapılmış ve üzeri sıvanmıştır. İbadet mekanının üzerini yüksek kasnaklı merkezi bir kubbe örtmektedir. Giriş kısmı sütunların taşıdığı büyük bir üçgen alınlıkla belirtilmiştir.


Palas Köyü Camisi (Sarıoğlan)

Kayseri Sarıoğlan ilçesi Palas Köyü’nde bulunan bu caminin, Sultan I.Alaaddin keykubat zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Caminin avlu kapısında bulunan kitabesi tam okunamamıştır.

Cami 18.30x15.27 m. ölçüsünde düzgün kesme taş ile moloz taştan yapılmıştır. Girişin hemen sağındaki bir merdiven ile Ezan okunan dama çıkılmaktadır. Toprak damlı olan bu cami değişik zamanlarda onarılmıştır. Avlu duvarındaki kemerli kapının içerisinde bulunan kitabesinden Hacı Arapzade Osman tarafından 1813 yılında eski cami yıkılarak yeniden yapılmıştır. Cami planında eskisinin uygulanıp uygulanmadığı belli değildir.

Caminin ibadet mekanında kuzey-güney yönünde üç ayak ile üst örtü desteklenmiştir. Mihrabı 2.37 m. yüksekliğinde olup, üç kemerden meydana gelmiştir. Caminin kuzey ve batı cephelerinde birer, güney cephesinde iki, doğu cephesinde dört olmak üzere toplam sekiz pencere ile içerisi aydınlatılmıştır. Batı cephesinin ana duvarına bitişik merdivenle çıkılan minare kaidesi 1.77x1.36 m. ölçüsünde olup, burada dört ayak üzerine yapılmış taştan minber-minaresi bulunmaktadır.
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Cami ve Mescitleri


Ulu Cami (Cami-i Kebir) (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Camii kebir Mahallesi’nde, Kapalı Çarşı’nın hemen yanında yer alan Ulu Cami, eski kayıtlarda Sultan Camisi olarak geçmektedir. Camiyi Kayseri’yi başkent yapan Danişmendlilerin üçüncü hükümdarı Melik Mehmet Gazi 1134-1143 yıllarında yaptırmıştır. Selçuklu hükümdarı I.Gıyaseddin Keyhüsrev’in emirlerinden Muzafferüddin Mahmud bin Yağıbasan 1205-1206 tarihinde onarmıştır. Bu onarımı belirten bir kitabe caminin kuzey yönündeki duvar üzerine yerleştirilmiştir. Bu kitabe mermer üzerine sülüs yazı ile dört satırlık olup, mealen anlamı şöyledir:

“Bu camiyi, Kılıçaslan oğlu büyük sultan Keyhüsrev devrinde, Allah onun yardımını yüceltsin, h.602 (1205-1206) Yağıbasanoğlu Muzafferüddin Mahmud tarafından onarılmıştır.”

Caminin kuzey kapısı üzerindeki bir kitabeden öğrenildiğine göre; h.1126 ( 1714 ) yılındaki depremden kısmen yıkılmış ve Matbah ve Sur Emini Halil Efendi tarafından 1722-1723 yılında tamir edilmiştir. Bu kitabe sülüs yazılı olup mealen anlamı şöyledir:

“Yalnız matbah emini değil, Sultan suru eminidir de. Malının çoğunu hayra yöneltmek herkesçe malum itiyadı, o temiz müstesna kişi cümle alemin Halili’dir, dostudur. Ser ve azadır. Hayrın gül bahçesi denilse lâyıktır. Arşı asa olan bu ibadet yeri zelzeleden yıkık halde iken en iyi onarımla bu harabe binayı yepyeni yaptı. Güzel kubbesinin üst örtüsü yıkılmıştı. Yine eski şekil üzere binası ortaya çıktı. Yüce Kâbe’nin nuru Mecidi Mevlâ Ona göstermesin imar edilmiş bu eve şöyle bir yeni tarih yazılsın; Halil’in Ulu Camisi’nin binası Kâbe gibi oldu”.

Ulu Cami bunun dışında birkaç onarım daha geçirmiştir. Caminin içerisinde mihrap içindeki kitabeden Salih Paşa tarafından h.1230’da (1814) onarıldığı öğrenilmektedir. Ayrıca caminin mihrap tarafındaki kubbenin doğu kısmında 1856 yılında bir kez daha onarıldığını belirten bir başka kitabe daha bulunmaktadır.

Ulu Cami dikdörtgen planlı olup, 1750 m2’lik bir yer kaplamaktadır. Cami Selçuklu ve Danişmendli Ulu Cami plan tipinin erken örneklerinden birisidir. İbadet mekanı 47.45x27.00 m. ölçüsündedir. Caminin üzeri 12 kemer ayağının taşıdığı düz bir çatı ile örtülüdür. Biri mihrap önünde, diğeri de ortada olmak üzere taş kaplamalı iki kubbesi bulunmaktadır. Yarım yuvarlak olan mihrabı çeşitli motiflerle bezenmiştir. Ayrıca ağaç minberi Anadolu Selçukluları döneminde yaygın olan taklit kündekâri tekniğinde yapılmıştır. İki katlı olan minberin kapısında ortada altı köşeli bir yıldız, geometrik desenler ve Rumiler, kıvrık dallarla bezelidir. Ayrıca Kuran’dan alınma ayetler minber üzerine yazılmıştır. İbadet mekanı mihrap duvarına dik olarak sıralanmış 30 sütunla sekiz sahna ayrılmıştır. Bu sütun ve sütun başlıklarının çoğu Roma ve Bizans yapılarından toplanmıştır.

Caminin batısında sekizgen bir taban üzerinde kalın silindirik gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Bu minare mozaik tuğlalarla yapılmıştır.


Hacı Kılıç Camisi (Kocasinan)

Kayseri İstasyon Caddesi’nde bulunan bu camiyi yanındaki medrese ile birlikte kitabesinden öğrenildiğine göre; II.Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğlu İzeddin Keykavus’un emri ile Selçuklu emirlerinden Ebü’l Kasım Ali et-Tusi tarafından 1249-1250 yılında yaptırmıştır. Camiye Hacı Kılıç isminin neden verildiği bilinmemektedir.

Cami yanındaki medrese ile bir bütün oluşturmaktadır. Her iki yapı da kesme taştan yapılmıştır. Yalnızca güney cephe duvarlarında yer yer devşirme malzeme de kullanılmıştır.

Cami mihrap duvarına dik beş nefe payelerle ayrılmış ve bunlar sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Üzeri tamamen beşik tonozlarla örtülü olup, orta nefin mihrap önüne rastlayan bölümü pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Caminin dışa taşkın ve oldukça yüksek olan giriş kapısı dikdörtgen çerçeve içerisinde yuvarlak kemerli olup, mukarnaslarla sona ermektedir. Ayrıca kapının yüzeyini geometrik geçmeler boş yer kalmamacasına kaplamıştır. Caminin batısında ikinci bir giriş bulunmaktadır. Ancak fazla derin olmayan sivri kemerli bir niş içerisindeki bu kapıda bezeme bulunmamaktadır.

Caminin giriş cephesinde, kapının iki yanında birer dikdörtgen pencere bulunmaktadır. Bunlardan sağ taraftakinin önü sonradan yapılmış minare kaidesi ile kapatılmıştır. İbadet mekanında, mihrap duvarında üç, batı duvarında da iki pencere daha bulunmakta olup, bunlar mazgal pencere niteliğindedir. Mihrap nişi geometrik örgülü yıldız geçmelerden meydana gelmiş bir bordürle çevrilmiştir. Ayrıca köşe dolgularındaki düğümlü geçmeler Konya Alaaddin camisi’ndeki bezemeyi hatırlatmaktadır.

Caminin ve medresenin köşelerinde destek kuleleri bulunmaktadır. Bunlardan medrese ve cami arasındaki alana, dikdörtgen kaide üzerinde, yuvarlak gövdeli tek şerefeli taş minare oturtulmuştur.




Huant Hatun Camisi (Melikgazi)

Kayseri kalesinin doğusunda, şehri çevreleyen surların dışında yer alan külliye; 1237-1246 yılları arasında I. Keykubat'ın karısı, II.Keyhüsrev'in annesi Mahperi Hunat Hatun tarafından yaptırılmıştır. Külliyeyi oluşturan yapı topluluğundan biri olan Cami, kapısı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre; 1238 yılında tamamlanmıştır. Buradaki üç satırlık mermer kitabede mealen şöyle yazılıdır:

“Bu mübarek caminin inşasını Keykubat oğlu, yüce sultan din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi, Keyhüsrev devrinde, Şevval 635 (Mayıs 1238) yılında büyük alim, kanaatkâr, dünya ve dinin yüz akı, hayırlar fatihi, Melike, oğluna emretti.
Allah Onun varlığını devamlı kılsın, gücünü arttırsın”.

Klasik Selçuklu planında, 52.30x43.70 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı bir yapı olup, kuzey-güney yönünde uzanan geniş bir orta sahın ile onun yanındaki üçer sahından meydana gelmiştir. İbadet mekanının üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe dışındaki bölümlerin üzerleri tonozlarla örtülüdür. Bunlardan doğuda 10, batıda da 7 tonoz örtüsü vardır. Kubbe ve tonozları iki kubbe arasındaki toplam 48 paye taşımaktadır. Mihrap önü kubbesi ise günümüze orijinal durumunu koruyarak gelebilmiştir. Ancak üzerindeki yapıldığı dönemin özelliğini yansıtan külahı yıkılmış ve günümüze gelememiştir. İbadet mekanının üzerini örten kubbe kitabesinden öğrenildiğine göre 1899 yılında Sultan II.Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Yüksek bir kasnak üzerindeki bu kubbenin 1726-1727 yıllarındaki onarımında konulan kubbe üzerine yapıldığı bilinmektedir.

Mihrap mermer sütuncuklar ve mukarnaslı olup, çevresi geometrik taş oymalarla süslenmiştir. Ayrıca istiridye motifli üç niş de onu tamamlamıştır. Minber döneminin özelliğini taşıyan kündekari tekniğindedir. Ne yazık ki bu minberin üzerindeki yazılardan bir kısmı kazınmış ve boyanmıştır.

Caminin doğu ve batıdaki giriş kapıları Klasik Selçuklu üslubunda geometrik motiflerle çevrelenmiş ve abidevi bir görünüş kazanmıştır. Kapıların giriş kemeri üzerinde Kuran’dan alınma ayetlerden oluşan bir friz dolaşmaktadır.

Caminin minaresi batı taç kapısı üzerinde köşk-minare şeklinde 1139 onarımında yapılmıştır. Caminin orijinal Selçuklu minaresi bulunmamaktadır. Büyük olasılıkla ezan doğu duvarının iç yüzündeki taş merdivenlerden çıkılarak damda okunuyordu. Sonradan Osmanlı döneminde caminin batı taç kapısı üzerine altı ayaklı taş bir minber-minare yapılmıştır. Zeminden 47.5 cm. yükseklikte, 1.56x1.39 m. ölçüsündeki dikdörtgen kaideli yekpare taştan yapılmış minare 5 m. yüksekliğindedir. Konik biçimde oyulmuş sivri kemerli cepheler yekpare taştandır. Minare şerefesinin tavanı içten düz, çatısı da dışarıya çıkıntılı saçaklarla tamamlanmıştır. Külahın kaidesi ise kare planlı yekpare taştandır. Külah üç parçalı taştan yapılmıştır. Bu minber minarenin yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber yanındaki büyük minarenin XIX.yüzyılın sonunda yapıldığı düşünüldüğünde, bu minarenin daha önce yapıldığı da açıklık kazanmaktadır. Ayrıca portalin yanında cami duvarına bitişik olan kesme taştan yuvarlak gövdeli büyük minare Sultan II.Abdülhamit tarafından 1900-1901 yılında yaptırılmıştır.


Kölük (Gülük) Camisi (Melikgazi)

Kayseri’de Düvenönü semtinde Gülük Mahallesi’nde bulunan Kölük (Gülük) Külliyesi cami ve medreseden meydana gelmiştir. Yapı topluluğu XIII. Yüzyıl Danişmendli eseri olup, Caminin kuzeydoğusundaki kapısının üzerinde bulunan kitabesinden bu yapıyı Kayseri Ulu Cami’sini onaran Muzaffereddin Mahmud’un kızı Adsız Elti Hatun tarafından 1211 tarihinde onarıldığı öğrenilmektedir. Üç satırlık Selçuklu sülüsü ile yazılmış kitabesinin mealen anlamı şöyledir:

“Bu binayı, Keyhüsrev’in oğlu, dünya ve dinin şerefi, fetihler sahibi hak dağıtıcısı, müminlerin emirinin ortağı büyük sultan Keyhüsrev’in hakimiyeti zamanında Allah’ın en zayıf kulu, iffetli kadın, Yağbasan oğlu Mahmud’un kızı Adsız Elti Hatun h.607 (1210-1211) yılında onarmıştır”.

Camiyi 1335 depreminden sonra Kölük (Gülük) Şemseddin büyük ölçüde onarmış ve bu yüzden de yapı Onun ismi ile tanınmıştır.

Cami, dikdörtgen planlı olup içerisindeki sütunlarla beş sahna ayrılmıştır. Mihrap önüne rastlayan orta nef kubbe ile diğerleri de tonozlarla örtülmüştür. Kubbeler ve tonozlar 32 kemer ayağı üzerine oturtulmuştur. Mihrap önü kubbesi ve onu taşıyan Türk üçgenleri tuğladan yapılmıştır. Caminin güney duvarında girişe göre sola kaydırılmış mozaik çinili bir mihrap görülmektedir. Bu çinili mihrap daha önceden yapılmış taş mihrabın üzerine XIII.yüzyıl çinileri ile kaplanarak yeniden yapılmıştır. Selçuklu mozaik-çini mihraplarının en güzel örneklerinden birisidir. Burada geometrik ve bitkisel motiflerin ve çinilerin arasına yer yer ayetler yerleştirilmiştir.
Gülük camisi'nin çatı ile örtülü kubbesinin yanında minber-minaresi bulunmaktadır. Bu minare 1.60x1.58 m. ölçüsünde taş kaide üzerine yerleştirilmiş olup, dört taş basamakla çıkılmaktadır. Minare altı taş sütunun taşıdığı taş bir külah ile örtülmüştür.

Cami ve medrese 1835-1856 yıllarında onarılmıştır. Caminin çatısı 1971 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden onarılmış ve üzeri bakır kaplamalı ahşap çatı ile minare sonradan yapılmıştır.

Han Camisi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Burhanettin Bulvarı üzerinde bulunan Han Camisi, XIII.yüzyılda Selçuklular tarafından yapılmıştır. Mimari olarak tipik bir Selçuklu hanı plan düzeninde yapılmıştır. İlk yapılışında han olarak kullanılan bu yapı sonradan camiye çevrilmiş ve bu yüzden de Han Camisi ismini almıştır. Hanın ne zaman camiye çevrildiği ve ne zaman yapıldığı konusunda kesin b ilgi bulunmamaktadır. Caminin kitabesi bulunmamaktadır. Cami 1856 ve 1896 yıllarında onarılmıştır.

Caminin içi ve dışı iri yontma taşlardan yapılmıştır. Caminin kapalı kısmının yanında portalin bulunduğu cephede birbirlerine kemerlerle bağlanmış dört payenin taşıdığı tonozlu bir bölüm bulunmaktadır. Bunlardan orta tonoz diğerlerinden daha yüksektir. Hanın ilk yapılışındaki kemerli kapısı orta gözün bulunduğu yere açılmaktadır. Sonraki dönemde bu kapının bulunduğu yere mihrap eklenmiştir. İbadet mekanı mihraba paralel 24 taş ayakla üç bölüme ayrılmıştır. Yapının üzeri toprakla örtülmüş cami olarak kullanılmaya başlandıktan sonra da batı cephesine bir minare ilave edilmiştir.

Bu hanın ilk yapılışında şehrin kale surlarına dayandığı ve şehir kapıları kapandıktan sonra gelen yolcuların burada kaldığı sanılmaktadır.


Kurşunlu Camisi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Belediye Parkı’nın yanında İstanbul Caddesi üzerinde bulunan Kurşunlu Camisi’ni Hacı Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kitabesinden öğrenildiğine göre Mimar Sinan tarafından 1585 yılında yapılmıştır. Bu caminin ilk yapımında hamam, sıbyan mektebi, imaret, han ve çeşmesi ile birlikte külliye halinde idi. Ancak günümüze yalnızca cami gelebilmiştir.

Caminin kapısı üzerinde mermer kitabesinin mealen anlamı şöyledir:

“Şehr-i Zilhiccede urmuşsun anal bünyadın
Diyalarım hasredegin sahibine ola dua
Oldu mamur-u vilayet didim ana tarih
Yapalı Kayseri’de camiin Ahmet Paşa”.

Cami kesme taştan Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda yapılmıştır. Kare planlı ibadet mekanının üzerini pandantiflere oturan yuvarlak kasnaklı merkezi bir kubbe örtmüştür. İbadet mekanının köşelerindeki dayanaklarla caminin daha dayanıklı olması sağlanmıştır. Caminin mermer giriş kapısı çift revaklı son cemaat yeri yapıldığı dönem için oldukça karakteristiktir. Mihrap ve minberi mermerden olup, günümüze orijinal konumu ile gelebilmiştir. Yanında kare kaide üzerinde yükselen tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.


Lala (Lale) Camisi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde, Lale Mahallesi’nde bulunan bu cami, Lala Musluhiddin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubundan XIII.yüzyıl Selçuklu eseri olduğu anlaşılmaktadır.

Cami dikdörtgen planlı olup, ilk yapılışında üzeri toprak damlı idi. Sonradan ibadet mekanının üzerine büyük ölçüde bir kubbe yapılmıştır. Caminin ahşap minberi ağaç oyma tekniği ile yapılmış, Selçuklu ağaç işçiliğinin en güzel örneklerinden birisidir. Taklit kündekâri olan bu minberin üzerinde Ayetü’l Kürsi yazılıdır. Orijinal mihrap günümüze gelememiş ve sonradan aslına uygun olarak yenilenmiştir. Minaresi sonradan eklenmiş, kare kaide üzerinde yuvarlak kaideli ve tek şerefelidir.

Caminin doğu tarafına bir türbe, kuzey tarafına da bir hamam eklenmiştir.


Ali Hoca Camisi (Melikgazi)

Kayseri Danacılar Mahallesi, Yuvak Sokak’ta bulunan Ali Hoca Camisi, Ali Hoca tarafından 1708 yılında yapılmıştır.

Cami dikdörtgen planlı, kesme taştan küçük bir yapı olup, mimari yönden bir özellik göstermemektedir. Caminin en önemli tarafı Osmanlı mimarisinde Minber Minare denilen minaresidir. İbadet mekanının kuzeybatı köşesine 4,5 m. yüksekliğindeki taş kaide üzerine yapılmış olup, minareye yirmi basamakla taş bir merdivenle çıkılmaktadır. Dört yekpare taş sütundan oluşan minarenin üzeri taş piramidal bir külahla örtülüdür.


Battal Gazi Camisi (Melikgazi)

Kayseri Karacaoğlan Mahallesi, Gürpınar Sokak’ta bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı kesinlik kazanmamıştır.

Kesme ve moloz taştan yapılan cami mimari yönden bir özellik taşımamaktadır. Bununla beraber caminin kuzeyinde 30-40 m. uzaklıktaki, 1.77 m. yüksekliğinde, 164x154 m. ölçülerinde altıgen kaide üzerindeki taş minber minarenin bu camiye ait olduğu sanılmaktadır. Minarenin kemerleri üzerinde bir silme bulunmakta olup, üzerindeki külah zamanla yok olmuştur. Minarenin yüzünde yer yer kırmızı aşı boyaları görülmektedir.


Bozatlı Paşa Narlı Mescidi (Melikgazi)

Kayseri Bozatlıpaşa Mahallesinde bulunan Narlı Mescit XVIII.yüzyılda yapılmıştır.

Mescit 7.34x12,52 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı bir yapıdır. Kesme taş ve moloz taştan yapılan mescidin ibadet mekanı dört ağaç direk tarafından desteklenen toprak bir damla örtülmüştür. Mimari yönden mescidin bir özelliği bulunmamaktadır.

Mescidin en önemli yanı kuzey-batı köşesindeki minber-minaresidir. Minareye dokuz basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Zeminden 4.20 m. yüksekliğinde olan minber-minare 1.20x1.35 m. ölçüsünde taş bir kaide üzerinde krem renkli kesme taştan yapılmış olup, sekizgen gövdeli baklava başlıklı sütunların taşıdığı piramit şeklinde bir külahla örtülmüştür.


Cıncıklı (Çiğdelizade) Camisi (Melikgazi)

Kayseri Cumhuriyet Mahallesi Tennuri Sokak’ta buluna Cıncıklı Camisi, Çiğdelizade Hacı Ahmet Ağa tarafından 1664 yılında yapılmıştır. Hacı Ahmet Ağa’nın kızı Ayşe Hanım 1715 yılında camiyi tamir ettirmiştir. Bundan sonra cami değişik zamanlarda onarılmıştır.
Caminin giriş kapısı üzerinde 1921 tarihli talik yazılı dört satırlı bir kitabesi bulunmaktadır.

Kitabe:

İmamzade Reşid bey zevcesi Seyyide hanımla
Semahat kisesini açdılar sarf itdiler hakka
Yedekçizadeler Hacı Mehmet ve Hüseyin beyler
Bu ra’na mabedi ba’del-harabe etdiler ihya
İlahi ehl-i hayrı eksik etme safha-i arzdan
Ki anlarda kıvam-ı din ü nizam-ı zinet-i Dünya
Rıza tarih-i hicri sene bin üç yüz dahi kırkda
Li-vechillah olundu cami-i vala bina inşa.

Bu kitabeden de öğrenildiği gibi camiyi İmamzade Reşid Bey’in eşi Seyyide Hanım, Yedekçizadelerden Hacı Mehmed ve Hüseyin Beyler 1921 yılında onarmışlardır.

Cami 14.85x14,30 m. ölçüsünde kareye yakın planlı olup üzeri toprak damla örtülüydü. Cami uzun yıllar harap bir durumda kalmış. 1985 yılında yıkılarak yoldan biraz daha geride eski caminin ölçülerinde yeniden yapılmıştır. Toprak dam yerine üzeri çatı ile örtülmüştür.

Caminin minber-minaresi 2.00x2.00 m. ölçüsünde kare bir kaide üzerinde olup, minareye içeriden 34 basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Minarenin zemini caminin çatısından l.50 m. daha yüksektedir. Minare gövdesi sekizgen dört ayak üzerindedir. Ayaklar baklava başlıklı olup üzerlerine prizma taşlar konulmuştur.Üzeri dışarı doğru çıkıntılı bir çatı ile örtülmüştür.


Cürcürler Camisi (Kocasinan)

Kayseri Sahabiye Mahallesi Buyurgan (Cürcürler) Sokak’ta bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Giriş kapısı üzerindeki mermer iki satırlı kitabesinde Uzun Mollazade El-Hac Ali Ağa tarafından 1864’de tamir edildiği yazılıdır.

Cami moloz taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmış, üzeri çatı ile örtülüdür.Mimari yönden bir özelliği bulunmayan caminin minber minaresi krem renkli taştan yapılmıştır.19 basamaklı taş merdivenle çıkılan minare 1.49x1.43 m. ölçüsünde taş bir kaide üzerindedir. Bu kaide üzerinde 1.03m. yüksekliğinde dört sütun Bursa kemerleri ile birbirlerine bağlı olup bir tabladan sonra konik bir çatıyı taşımaktadır.

Günümüzde bu minber-minare kullanılmamakta, kuzey-batı köşesine 1955 yılında silindirik gövdeli, tek şerefeli yeni bir minare yapılmıştır.


Çakalız Camisi (Melikgazi)

Kayseri Emirağa Mahallesi, Nazım Bey Caddesi’nde bulunan bu cami 1582 tarihinde yapılmış ,l955 yılında yıkılarak yeniden yapılmıştır.

Cami kesme taştan, 10.50x10,50 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri betonarme bir kubbe ile örtülmüştür. Önüne basit bir son cemaat yeri ile kuzey-batı köşesine de Klasik Osmanlı Mimarisi üslubunda tek şerefeli bir minare eklenmiştir.

Caminin mimari yönden bir özelliği olmamasına karşılık, eski camiden arta kalan avlu duvarının üzerinde 1.70m. yüksekliğinde bir minber-minaresi bulunmaktadır. Minber-minare altı adet silmeli altıgen ayak üzerinde yöresel krem rengi taştan yapılmıştır.Yekpare taş sütunlar üzeride geçmeli geometrik ve bitkisel motifler bulunmaktadır. Ayaklar birbirlerine hafif sivri kemerlerle bağlanmış, üzeri de yekpare taştan sivri bir külah şeklinde örtülmüştür.

Çifteönü Camisi (Melikgazi)

Kayseri, Gubaroğlu Mahallesi, Çifteönü Caddesi’nde bulunan caminin üzerindeki bir levhadan Hacı Seyyid Mehmet Ağa tarafından 1882 yılında yaptırıldığı öğrenilmektedir. Caminin bu tarihten önce yapılıp yapılmadığı konusunda ise yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Minare kaidesinde 78x77 cm. ölçüsünde talik yazılı mermer kitabede caminin 1882 yılında yapıldığını doğrulamaktadır.

Cami-i Çifteönü de oldu ihya yümn ile
Hacı Seyid Mehmed Ağa himmet etti şevk ile

Bir minare kıldı inşa camie kim bu ağa
Beşvakitte okusun ezan müezzin aşk ile

Şu ümidle ola şafi Ruz-i Mahşer’de bana
Hazret-i Bilal-i Habeşi nezd-i Hak’da lutfile

Böyle hayrın ehlini Hak beldemizden kesmesin
İde matlubuna nail du cihandan rıfk ile

Sa-i bin üç yüzde tekmil tarih-i lafz-ı Rauf
Okuyanlar yad ideler ehl-i hayrı hayr ile
L’illahi Fatihe Sene 1300 (1882).

Cami kesme taştan 18.00x18.00 m. ölçüsünde kare planlı bir yapıdır. İbadet mekanı 12 ahşap sütunun taşıdığı toprak bir dam ile örtülüdür. Mihrap ve minberi bir özellik göstermemektedir. Caminin iki minaresi vardır. Bunlardan biri yüksek bir avlu duvarının üzerinde olup, 19 taş basamakla çıkılan bir minber-minaredir. Zeminden 4.65 m. yüksekliğindeki minarenin caminin damına yakın yerde kaidesi bulunmaktadır. Oldukça basık altıgen gövdeli altı sütunun taşıdığı minber-minareye doğudan çıkılmaktadır. Sütunlar arasında taş korkuluklara yer verilmiştir. Üzerindeki taş sütunlar yekpare olup, konik taş külahı oturtulmuştur.
Caminin ikinci minaresi ibadet mekanının kuzey batı köşesine ve camiye bitişik olarak yapılmıştır. Kesme taştan silindirik gövdeli ve tek şerefeli olup yakın tarihlerde yapılmıştır.


Deliklitaş Kesim Çıkmazı Mescidi (Melikgazi)

Kayseri, Deliklitaş Mahallesi’nde bulunan küçük bir mescittir. Kitabesi bulunmadığından ve kaynaklarda da ismine rastlanmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.

Cami 10.00x10.00 m. ölçüsünde kare planlı küçük bir yapıdır. Kesme taştan yapılan caminin mimari bir özelliği bulunmamaktadır. Yalnızca 11 basamaklı taş bir merdivenle çıkılan minber-minaresi dikkati çekmektedir. Oldukça sade sarı renkli taştan yapılan minare dört yekpare taş sütunun taşıdığı konik külahtan meydana gelmiş bir görünümü vardır. Minare de herhangi bir bezeme elemanına rastlanmamaktadır. Günümüzde oldukça harap bir durumdadır.


Emir Sultan Mescidi (Melikgazi)

Kayseri, Cumhuriyet Mahallesi’nde Şeyh Camisi yakınındadır. Cami ismini yanında gömülü olan Emir Sultan ismiyle tanınan Hoca İzzettin Efendi’den almıştır. Kitabesi bulunmadığından ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır.

1970’li yıllara kadar harap bir halde gelen mescit 1979-1980 yıllarında yapılan bir restorasyonla yenilenmiştir. Mescit 10.00x12.00 m. ölçüsünde olup sağında kare planlı Evliya Sultan’ın türbesi bulunmaktadır. Türbe sekiz köşeli sivri külahlı bir Selçuklu kümbeti şeklinde yapılmıştır.

Mescidin türbe giriş kapısı üzerinde minber-minaresi bulunmaktadır. Bu minare l980 onarımında yapılmıştır. Minare taş kaide üzerinde dört ayaklı olup, üzeri düz bir çatı ile örtülmüştür. Kayseri’deki diğer minber-minarelerden farklı olarak minarenin içerisindeki kubbe ve küçük pencereler de bulunmamaktadır.

Göllü Cami (Melikgazi)

Kayseri Gubaroğlu Mahallesi, Çifteoğlu Caddesi, Göllü Sokak’ta bulunan Göllü Camisi’nin ne zaman yapıldığı konusunda bilgi bulunmamaktadır. Ancak yakınındaki Göllü Çeşme’nin 1551 tarihinde yapıldığı dikkate alınacak olunursa bu caminin de XVI.yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır.

Cami kesme taştan, 14.00x11.00 m. ölçüsünde kareye yakın dikdörtgen planlı olup, 1971 yılında yapılan onarım sırasında cami genişletilmiş ve orijinal konumundan tamamen uzaklaşmıştır. Caminin Kayseri’ye özgü minber-minaresi caminin damına oturtulmuştur. Bu minare 10.50 m. yüksekliğinde olup, 1.20x1.20 ölçüsünde taş bir kaide üzerindedir. Kayseri’ye özgü krem renginde taştan yekpare olan minareyi baklava başlıklı dört sütun taşımaktadır. Üzerine de sekiz dilimli konik bir külah oturtulmuştur.


Gubaroğlu (Yumurtalı) Mescidi (Melikgazi)

Kayseri Gubaroğlu Mahallesi, Kurum (Karafakih) Sokak’ta bulunan bu mescidi, Şah Melek hatun 1320 yılında yaptırmıştır.

Mescit kare planlı olup, moloz taş ve yarım kesme taştan yapılmış, 7.00x7.00 m. ölçüsündedir. Bunun dışına da dikdörtgen planlı bir son cemaat yeri eklenmiştir. Bu mescidin daha önce türbe iken 1560 yılında önüne son cemaat yeri eklenerek mescit haline getirilmiştir. Mescidin mihrap ve kuzey cephelerinde ikişer, doğu ve batı yönlerinde de birer küçük pencere ile içerisi aydınlatılmıştır. Mihrabın sağ ve soluna birer, doğu ve batı duvarlarına da ikişer niş açılmıştır. Mescidin mihrap duvarındaki Roma lahti parçasından ötürü halk bu lahit parçasını yumurtalara benzetmiş ve bu yüzden de mescide Yumurtalı Mescit ismi yakıştırılmıştır.

Mescidin avlu köşesindeki taş merdivenlerle çıkılan 5 m. yüksekliğinde minaresi bulunmaktadır. Minarenin dört sütununun başlıkları baklava dilimli Türk üçgenleri ile bezelidir. Minarenin petek kısmı yukarıya doğru daralarak altıgene dönüşmekte ve her cephesinde de birer pencere bulunmaktadır. Üst kısmı altıgen piramidal bir külah ile örtülmüştür.

Mescidin ibadet mekanının kubbesine de 1980’li yıllarda demir basamaklarla çıkılan altı ayaklı bir minber-minare daha eklenmiştir. Ancak bu minare mescidin görünümünü olumsuz yönde etkilemiştir.


Helvacı Dede Şıh Mescidi (Kocasinan)

Kayseri Serçeönü Mahallesi’nde bulunan bu mescidin ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber, yapının XII.-XIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Mescit 8.00x8.80 m. ölçüsünde kare planlı küçük bir yapıdır. Moloz taştan yapılan bu mescit çeşitli onarımlar geçirmiş, bunun sonucu olarak da orijinalliğinden oldukça uzaklaşmıştır. Orijinal mihrap ve minberi günümüze gelememiştir. Mescidin toprak örtülü damının güneybatı köşesinde, dışarıya doğru çıkıntılı 1.36x1.43 m. ölçüsündeki taş kaide üzerinde, kesme taştan, dört sütunlu minber-minaresi bulunmaktadır.


Kalaycıoğlu Mescidi (Kocasinan)

Kayseri Orta Mahalle’de, Gevher Nesibe Sultan Şifaiyesi’nin kuzeyinde bulunan bu mescit XVIII.yüzyılda yapılmıştır.

Mescit bir avlu ortasında olup, dikdörtgen planlı, kesme taştan yapılmış, üzeri düz bir damla örtülmüştür. Avlu duvarının kuzeybatı köşesinde zeminden 2.57 m. yüksekliğinde, 9 basamaklı taş merdivenlerle çıkılan minber-minaresi bulunmaktadır. Bu minare dört sütunun taşıdığı baklavalı ve Türk üçgenleri ile süslüdür. Bu sütunlar üzerinde oldukça iri taş bir külah bulunmaktadır. Bu külahın içerisi oyulmuş ve dört cephesine birer kuş evi yerleştirilmiştir.


Seyit Gazi Camisi (Melikgazi)

Kayseri Seyitgazi Mahallesi, Dinçtürk Sokak’ta bulunan bu caminin yapım tarihi bilinmemektedir. Bununla beraber, caminin minaresi mescidin yanındaki çeşmenin üzerinde bulunmakta olup, çeşmenin kitabesinde 1906-1907 tarihleri yazılıdır. Bu bakımdan mescidin XX.yüzyılın başında yapıldığı sanılmaktadır.

Caminin mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır. Minber-minaresi 1.07x1.07 m. ölçüsünde kare bir kaide üzerinde dört kesme taş sütundan meydana gelmiştir. Sütunların başlıkları baklava dilimleri ve Türk üçgenleri ile bezenmiştir. Minarenin külahı sütunlar üzerindeki sekizgen kaide üzerine oturmuş, ancak günümüze harap bir durumda gelmiştir.


Taşmakıran Camisi (Melikgazi)

Kayseri Tahirağa Mahallesi’nde Kapan ve Tasma sokakları arasında bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak, XVIII.yüzyılda yapıldığı sonraki yıllarda yapılan onarımlarla özelliğinden büyük ölçüde uzaklaştığı sanılmaktadır.

Cami kareye yakın dikdörtgen planlı olup, 12.60x14.50 m. ölçüsündedir. İbadet mekanı dört ağaç sütunla desteklenen düz bir toprak damla örtülüdür. Sonraki yıllarda buraya ahşap bir çatı yapılmıştır. Caminin kuzeydoğu köşesinde minber-minaresi bulunmaktadır. Zeminden 2.95 m. yükseklikte olan minareye mihrap yönündeki 14 basamaklı taş bir merdivenle çıkılmaktadır. Minare dört sütunlu olup, 0.98x0.95 m. ölçüsünde ayrı bir alanda bulunmaktadır. Buradaki sütunların kare kaideli sekizgen gövdeli ve baklava dilimli başlıkları vardır. Sütunların taşıdığı yekpare parça üzerinde sekizgen piramitli külahı bulunmaktadır.


Ulu Camii (Cami-i Kebir) (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesinde, Camii Kebir Mahallesi’nde bulunan Bünyan Ulu Camisi’ni kitabesinden öğrenildiğine göre, Emir-ül Ümera’nın emriyle Mimar Kaluyan bin Karabuda tarafından 1333 yılında yaptırılmıştır. Cami-i Kebir Camisi, Salih Bey Camisi olarak da anılmakta olup, bunun nedeni Salih Bey ismindeki birinin camiyi tamir ettirmesindendir.

Caminin iki satırlı, 3.96x036 m. ölçüsündeki mermer kitabesinin üzerinde Kuran’ın 1. ve 18. Ayeti yazılıdır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve Ahiret gününe inanan, namazını kılan zekatını veren ve Allah’tan başka bir kimseden korkmayanlar onarırlar. İşte onlar doğru yolu bunlardan olabilirler Allah doğrudur.

Nebi Allah’ın rahmet ve selamı ona olsun buyurdu. Her kim küçükte olsa bir mescit yaptırırsa Allah ta o kimse için cennette bir ev yapar ve o eve hamd evi adını verir. Bu mübarek mescidin imarını emirlerin emiri adil, Müeyyed Muzaffer, fasıkları kahreden, isyankarları katleden, Zahirettin bin Tac-ı kızıl (Altun taç) Allah onun akıbetini hayır eylesin emretti 734 (1333) senesini Muharrem ayının başında bina edildi”.

Cami kesme taştan, kare kaideli olup, kütlevi yapısı ile dıştan küçük bir kale görünümündedir. Duvarları gri kalker taşından yapılmıştır. Kuzey duvarının ortasında dışarıya doğru taşkın portalinde stilize grifon ve aslan başlarına benzer kabartmalar olmak üzere birbirlerinden farklı taş bezeme ile süslenmiştir. Buradaki motiflerin hemen hepsi Anadolu Selçuklularının XIII.yüzyılda yapılmış eserlerinde görülmektedir. Kuzeydoğu köşesinde masif bir kulesi bulunmaktadır. Bu kule onikigen olarak cami duvarına kadar yükselir ve sonra onikigen bir külahla da sona erer. Caminin kuzeybatı köşesinde de buna benzer bir kule olması gerekirken, buraya 1956 yılında minare yapılmıştır. Minarenin gövdesi yapıya uyum sağlayamamıştır.

Caminin ibadet mekanını orta yerdeki dört kalın paye ile kuzey ve güney duvarına dayalı dört yarım payeyi birleştiren sivri kemerler içerisini, mihrap duvarına dik üç sahna ayrılmıştır. Bunlardan orta sahın yan neflerden daha geniştir. Kemerler üzerindeki kısa duvarlar hatıllarla desteklenerek ahşap tavanı taşımaktadır. Orta nefteki hatıllar ve tavan konsolların yardımıyla biraz daha yükseltilmiştir.

Caminin ilk yapımındaki mihrap ve minaresi hakkında bilgi bulunmamaktadır. Bugünkü taş mihrap ve taş minber sanat tarihi yönünden önem taşımamaktadır. Kademeli mihrap nişi stüko kaplı olup, caminin içerisindeki yegane bezemeyi yansıtmaktadır. Mihrap nişinde irili ufaklı yıldız motiflerinin araları çiçeklerle doldurulmuştur. Sivri kemerli istiridye şeklindeki mihrap nişinin kemer dolgularında da iki kabarma rozet ile iki yanında da iki sütunçe bulunmaktadır.


Sultan Alaaddin Camisi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi, Büyük Bürüngüz Köyü’nde, Mırık mahallesi’nde bulunan bu cami Sultan Alaaddin ve Alaüddevle isimleri ile tanınmaktadır. Caminin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Caminin giriş kapısı üzerinde bulunan kitabesi de tahrip olduğundan okunamamıştır. Kapının batısındaki üç satırlı ikinci bir kitabenin ilk satırı okunamamış, ikinci ve üçüncü satırlardan anlaşıldığına göre bu camiyi Mahmut isimli bir kişi 1590 tarihinde onarmıştır. Ayrıca kapının yan sövelerinde bulunan bir başka yazıda da 1784’te bir onarım daha geçirdiği yazılıdır. Cami son olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1977 yılında onarılmıştır.

Cami dikdörtgen bir alan üzerinde kurulmuştur. Üzeri beşik tonozla örtülüdür. Yapımında düzgün kesme taş kullanılmıştır. Kuzey ve güney cepheleri tamamen sağır olarak yapılmış doğu cephesinin güney ucuna ise dikdörtgen bir pencere yerleştirilmiştir. Caminin kuzey cephesinin ortasında bulunan giriş kapısı dışarıya doğru hafif bir çıkıntı yapmaktadır. Caminin saçaklarına kadar yükselen bu giriş kapısı sade profilli kuşakla çepeçevre kuşatılmıştır. Kapının köşelerinde kompozit başlıklara oturan sütuncuklar bulunmaktadır. Giriş kapısının üzeri dört sıra mukarnasla doldurulmuştur. Kilit taşı üzerinde daire şeklinde bir madalyon bulunmaktadır. Ayrıca kilit taşı ile diğer taşlar arasına siyah taşlar yerleştirilmiştir.

Caminin ibadet mekanı 8.60x6.00 m. ölçüsünde olup, doğu batı yönündeki beş takviye kemerli beşik tonozlarla üzeri örtülmüştür. Güney cephesinin ortasında bulunan mihrap dışarıya doğru hafifçe çıkıntı yapmaktadır. Nişin iç kısmı üç sıra mukarnasla doldurulmuştur. İki yanına da birer niş yerleştirilmiştir. Bezeme yönünden oldukça sadedir.

Kuzey cephesinin batı köşesine 20 basamaklı taş bir merdivenle çıkılan minber-minare yapılmıştır. Dört sütun tarafından taşınan bu minarenin cephesinde bir taç kapısı diğer yanlarında da birer penceresi bulunmaktadır. Oldukça sade olan bu minare profilli bir silme ile çepeçevre kuşatılmıştır. Pencerelerin üzerine palmet ve lale motifleri yerleştirilmiştir.


Daniş Ali Bey Camisi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi, Büyük Bürüngüz Köyü meydanında bulunan bu cami, değişik zamanlarda yapılan eklerle genişletilmiştir. Dört bölümden oluşan caminin ilk bölümü, doğudaki cephe boyunca uzanan dikdörtgen yazlık mescit kısmı 1580-1582 yılında yapılmıştır. Bunun batısında bulunan türbe ile mescit 1587 yılında eklenmiştir. Böylece yazlık ve kışlık mescit bölümleri kuzey cephede tek düzeydedir. Bu cephenin ortasına yüksekliği ana mekanlardan daha az olan bir mutfak bölümü de 1738 yılında eklenmiştir. Mutfağın kuzey yönündeki dış cephesi sağır duvarlıdır.

Caminin kuzey cephesindeki yapım kitabesi h.988 (1580) tarihlidir. Yazlık mescit kısmındaki kitabede caminin banisi olarak, Danişmendli Ali Bey bin Hasan’dan söz edilmektedir. Caminin güney cephesi iki kademelidir. Caminin kışlık kısmına güney duvarının doğusundaki basık kemerli bir kapıdan girilmektedir. Bu bölüm 9.80x6.70 m. ölçüsünde dikdörtgen bir mekan olup, üzeri takviye kemerli beşik tonozla örtülmüştür. İçerisi batı cephesindeki iki dikdörtgen pencere ile aydınlatılmıştır. Bu pencerelerin alt kısımları merdiven basamağı şeklindedir. Pencerelerin altında tek satırlık bir kitabe bulunmaktadır. Mihrabın bulunduğu güney duvarı merdiven basamağı şeklinde profilli bir silme ile kuşatılmıştır. Güney duvarının ortasındaki mihrap altı yönlü bir niş şeklindedir. Üzeri yedi sıra mukarnas dizisi ile sonuçlanmaktadır. Bu bölümde de Kuran’dan alınma Ayetler yazıldırı.

Batı cephesinde bulunan tek şerefeli minaresi ana kütleden dışarıya çıkıntı yapmakta olup, yapıya daha sonra eklenmiştir. Ancak minarenin gövde kısmı bilinmeyen bir tarihte yıkılmıştır.

Caminin kışlık bölümünün güney cephesindeki bir kapıdan caminin banisinin soyundan olanlar ve aynı zamanda minareyi yaptıran Şefika Hanım’ın türbesinin bulunduğu kısma geçilmektedir. Türbe 6.62x5.73 m. ölçüsünde beşik tonozla örtülü bir yapıdır. Batı cephesindeki bir pencere ile içerisi aydınlatılmaya çalışılmıştır. Türbe içerisinde üç tane niş bulunmaktadır. Türbede iki adet taş sanduka bulunmaktadır.

Caminin yazlık kısmına doğu duvarının kuzeyindeki basık kemerli bir kapıdan girilmektedir. Burası 14.75x7.88 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı olup, üzeri takviye kemerli beşik tonozla örtülüdür. Mihrap güney cephesinde olup, nişin içerisi beş sıra mukarnasla doldurulmuştur. Ayrıca iki yanına da birer niş yerleştirilmiştir. Bu nişler üzerinde de Kuran’dan alınma Ayetlere yer verilmiştir. İbadet mekanının güneybatı köşesindeki minber taştan olup, ayaklar birbirlerine basık kemerlerle bağlanmıştır. Mihrap üzerinde geometrik kompozisyonlu sümbül çiçekleri başta olmak üzere çeşitli kabartmalara yer verilmiştir.


Mütevelli Camisi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi, Büyük Bürüngüz Köyü’nde bulunan Mütevelli Camisi ismini cami avlusunun güneydoğu köşesinde bulunan çeşmeden almıştır. Caminin yapım kitabesi bulunmamaktadır. Ancak çeşme kitabesinden öğrenildiğine göre Cami, çeşme ile birlikte 1834 yılında Esat Hacı Halil Ağa tarafından onarılmıştır. Yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber caminin XVI.yüzyılın sonlarında veya XVII.yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Caminin doğu cephesi iki katlı olup, son cemaat yeri de burada bulunmaktadır. Batı cephesinde ise hazire ve minber-minareye çıkışı sağlayan bir kapı bulunmaktadır.

Cami avlusuna güneydoğu köşesindeki basık kemerli bir kapıdan girilmektedir. Doğu ve batı yönündeki küçük avlular caminin haziresidir. Son cemaat yerine doğu cephenin kuzeyindeki kapıdan girilmektedir. İbadet mekanı 7.20x4.91 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. Üzeri beşik tonozla örtülmüştür. İbadet mekanı güney cephedeki mihrabın iki yanına simetrik olarak yerleştirilmiş pencerelerle aydınlatılmıştır. Güney cephesinin ortasında bulunan mihrap dışa çok hafif çıkıntılı olup, iki yanındaki sütunlarla çerçeve içerisine alınmıştır. Mihrap nişinin üzeri altı sıra mukarnasla doldurulmuştur. Caminin minberi ve vaiz kürsüsü bulunmamaktadır.

 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Ulu Cami (Sivasi Hatun Camisi) (Develi)

Kayseri Develi ilçesi, Eski Develi’de bulunan bu cami kitabesinden öğrenildiğine göre; IV.Kılıçarslan’ın oğlu III.Keykavus zamanında 1281 yılında yapılmıştır. Kitabenin mealen anlamı şöyledir:

”Bu mübarek caminin yapılmasına Allah mülkünü daim kılsın iki kıblenin özlemi ile tutuşan ümmetlerin dizginlerini elinde bulunduran din ve dünyanın bereketi yüce sultan Kılıçarsalan oğlu Keyhüsrev zamanında emredilmiştir”.

Bu kitabenin altındaki dört satırdan oluşan, Selçuklu nesihi ile yazılmış bir kitabe daha bulunmaktadır. Bu kitabede mealen;

“Allah’ın rahmetine muhtaç zaif kulu Göçer Aslan oğlu Nasrullah ve Allah’ın rahmeti ve rızasına muhtaç Onun zaif cariyesi Sa’d kızı Sivasti tarafından Allah başarılarını ihsan ve hayırlarını onlara yad eylesin h.680 (1281)”. Yazılıdır.

Prof.Dr.Kerim Türkmen’den öğrenildiğine göre; Ulu Cami’deki bu iki kitabe birleştirildiğinde şu anlam çıkmaktadır: “Camileri ancak Allah’a ve ahiret gününe inananlar, namaz kılanlar, zekatlarını ödeyenler ve tek Allah’tan sakınanlar inşa ederler. Bu mübarek caminin yapılmasına Allah mülkünü daim kılsın iki kıblenin özlemi ile tutuşan ümmetlerin dizginlerini elinde bulunduran, din ve dünyanın bereketi, yüce sultan Kılıçaslan oğlu Keyhüsrev zamanında, Allah’ın rahmetine muhtaç zaif kulu Göçeraslan oğlu Nasrullah ve Allah’ın rahmeti ve rızasına muhtaç, onun zaif cariyesi, Sa’d kızı Sivasti tarafından, Allah başarılarını ihsan ve hayırlarını kendilerine yad eylesin, 680 (1281) yılında emredilmiştir”.

Böylece Develi Ulu camisi’nin IV.Kılıçaslan’ın oğlu III.Keyhüsrev zamanında Göçeraslan oğlu Nasrullah ve eşi Sivasti tarafından 1281 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Cami kareye yakın dikdörtgen planlı oldukça sade kesme taştan yapılmıştır. Caminin kuzey cephesinde dışarıya taşırılmış, derin bir niş şeklinde giriş kapısı bulunmaktadır. Giriş kapısı iç içe geçmiş iki sivri kemerle sınırlandırılmış olup, üzerinde mukarnaslı kavsarası bulunmamaktadır. Ancak içerideki kemerin üzeri kabartma motiflerle bezenmiştir. İbadet mekanı mihraba dik dört sıra halinde, dörder ayakla beş sahına bölünmüştür. Bu ayaklar birbirlerine ve duvarlara sivri kemerlerle bağlanmış, caminin üzerini örten sivri tonozları taşımaktadırlar. Bu tonozlar mihraba paralel birinci sahında doğu-batı doğrultusunda, diğer sahınlarda güney-kuzey yönüne doğrudurlar. Ayrıca mihrap önü küçük bir kubbe ile belirtilmiştir. Orta sahın diğerlerinden biraz daha geniş tutulmuştur.

Caminin mihrabı güney duvarında olup, dışarı taşkın değildir. Duvarda kullanılan malzemelerden farklı olarak burada gri andezit taşı kullanılmıştır. Mihrap üç bordürle çevrilmiştir. Bunlar geometrik, yazı ve bitkisel kompozisyonları içeren bordürlerdir. Ayrıca mihrap beyaz mermerden burmalı sütunçelerle de sınırlandırılmıştır. Mihrabın üzeri yedi sıra halinde mukarnaslarla bezenmiş ve sivri bir kemerle de çerçevelenmiştir. Burada kıvrık dal, rumi, palmet ve lotüs ve on kollu yıldız motifleri de görülmektedir. Mihrap nişinin çevresinde geniş bir bordür içerisinde Al-i İmran Suresi’nin 18. Ayeti ile 19.Ayetinin bir bölümü yazılıdır. Ayrıca mihrap içi nişinde de Hac Suresinin 77.Ayeti; mihrap nişinin sağ tarafındaki sütun kaidesinde de Enbiya Suresinin 107.Ayeti; Mihrap nişinin solundaki sütun kaidesinde de Kalem Suresinin 4.Ayeti yazılıdır.

Caminin orijinal minberi 1933 yılında buradan alınmış, önce kayseri Müzesi’ne, sonra da Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne götürülmüştür. Bu minberin parçalarından kıvrık dallı rumi, palmet, bitkisel motifler, kufi kitabeler, sekiz kollu yıldızlarla bezendiği anlaşılmaktadır.

Aşağı Everek Fatih Cami (Develi)

Kayseri Develi ilçesinde bulunan Fatih Camisi, kitabesinden öğrenildiğine göre h.1244 (1828) yılında yapılmış bir Ermeni Kilisesidir. Develi’de Ermeni cemaatinin kalmaması üzerine uzun süre kendi haline terk edilmiş, daha sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce restore edilerek 1978 yılında camiye çevrilmiştir.

Kesme taştan yapılan caminin dış duvarlarında kırmızı tuğladan şerit halinde hatıllara yer verilmiştir. Böylece yapının kütlevi dış görünümü hafifletilmiştir. İbadet mekanı altı sütun ile bölümlere ayrılmış, bu sütunlar pandantifli merkezi bir kubbeyi taşımaktadır. Merkezi kubbe yanlardan yarımşar kubbelerle desteklenmiştir. Bezeme olarak önemli bir mimari elemana rastlanmamaktadır.


Harman Cami (Talas)

Kayseri Talas ilçesi, harman Camisi Mahallesi’nde bulunan bu cami kitabesinden öğrenildiğine göre 1860 yılında Sultan Abdülmecit döneminde onarılmıştır. Caminin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir.Giriş kapısı üzerinde mor zemin üzerine altın yaldızla beş satırlık talik yazılı kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabenin üzerinde Sultan Abdülmecid’in tuğrası vardır. Prof Dr. Kerim Türkmen’den öğrenildiğine göre kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Alemlerin ruhu Padişah Sultan Mecid
Allah’ın gölgesi, Peygamberin vekili

Sayesinde Kayseri sakinleri bu yüce
Caminin tamirine keselerinden katkıda bulundular

Öyle güzel süslendi ki döndü bahçeye her yeri
Kemerini görseydi cennet bağının tavusu onu gösterirdi

Ey cemaat vacip oldu sizlere dua etmek
Özellikle böyle sevgi dolu mabet var iken

Ben de zihni hame-i güberle yazdım tarihini
Sen de et beş vaktini bu camiye daim mekan
h.1277 (1860)”.

Cami kuzey-güney yönünde dikdörtgen planlı olup, kesme taştan yapılmıştır. Caminin önündeki üç kubbeli son cemaat yeri Vakıflar genel Müdürlüğü tarafından restorasyon çalışması sırasında kubbeler kaldırılmış ve beton bir tavanla üzeri örtülmüştür. Son cemaat yeri dört sütunlu yuvarlak kemerlidir. İbadet mekanının üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin yanındaki dörtgen kaide üzerinde yuvarlak gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmakta olup, yakın zamanlarda yenilenmiştir.


Ali Saib Paşa Cami (Talas)

Kayseri Talas ilçesi Kiçiköy Mahallesi’nde (Aşağı Talas), Ali Saib Paşa Caddesi üzerinde bulunan bu camiyi, kitabesinden Talaslı Ali Saib Paşa 1304 (1886) yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Prof Kerim Türkmen’den öğrenildiğine göre kitabenin mealen anlamı şöyledir:

”Zafer mihrabının ruhu olan, övgüye değer huylu
Şah Abdülhamid Âli Cenablarının seraskeri Saib Paşa

Dindarlık eserleri ortaya koyma hususunda Padişahın hidayet besleyen azminin şüphe
edilmeyecek bir takipçisidir.
İşte bu cami çok zamandan beri mâna ruhu gibi cihanın gözünden gizli iken

Yeniden canlanmasına O himmet etti, himmeti var olsun. Çünkü o Hakana dua kazandırdı.

Ezan sesi cihanın kulakların süsü olduğu müddetçe yüceliğin kapısı ihtiyaçların kıblesi
olması münasiptir.

Muhtarın tarihine cemaat baş eğdi. Bu mescidi Ali Saib Paşa inşa etti.
1304 (1887).”

Cami dikdörtgen planlı olup, içerisi dört sütun ve bunları birbirine bağlayan kemerlerle üç sahna ayrılmıştır. Kesme taştan yapılan avlunun üzeri pencereli yüksek kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin yanında kare kaide üzerine taştan, tek şerefeli ve güdük bir minaresi bulunmaktadır.

Caminin avlu kapısı üzerinde de yapıldığı dönemin, XIX.yüzyılın askeri armalarının yer aldığı üçgen bir alınlık bulunmaktadır.


Han Camisi (Talas)

Kayseri Talas ilçesi Tablakaya Mahallesi’nde bulunan Han Camisi arazi konumundan ötürü kesme taştan iki katlı olarak yapılmıştır. Mimari yapısından bu caminin önceki dönemde ermeni Kilisesinin üzerine ve onun duvarlarından yararlanılarak yapıldığı sanılmaktadır. Caminin giriş kapısı üzerinde hattat Muhsizade es-Seyyid Abdullah’ın yazdığı iki mısralık yedi satırdan oluşan mermer üzerine celi sülüs yazılı kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabeden öğrenildiğine göre cami, Sultan Abdülhamid zamanında, 1899 yılında yaptırılmıştır. Prof Dr.Kerim Türkmen’den öğrenildiğine göre kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Mu’minlerin emiri zamanın en büyüğü Abdülhamid Han ki, zamanında halkı saadetler içinde
kıldı.

Zamanın en büyüğü olan bu ermişin himmeti sayesinde Allah rızası için binlerce cami ve
dergah imar edildi.

Meliklerin eserlerini lazımdır elbet takip etmek mutluluklar buyurmuş çünkü O’na Ahmed-i
Muhtar

Onun için Hz.Derviş Efendi eyledi kendi namına Hakkın rızası için bu mabedi inananların
bahçesine dönüştürdü.

Mihrap ve minberde okundukça Ayetlerime itaat ediniz. Beş vakit namaza durdukça seçilmiş
kişiler saf saf

Allah yaptıranına sonsuz ecir ve ihsan eylesin. Temizlerin ilahı her şeyi bilen hakkın
mutluluğu için

Bu dergaha Rafet yazdı bu güher tarihi yapıldı temiz ümmete bu güzel nurlu cami
1316 (1889)”.

Caminin içerisine yuvarlak kemerli bir kapı ile girilmektedir. Kare planlı caminin üzeri pandantifli bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbeyi taşıyan ana duvarlarının dört köşesinde yuvarlak ağırlık kuleleri bulunmaktadır. Kubbe yuvarlak ve yüksek bir kasnak üzerine oturmuştur. Bu kasnak üzerinde duvara dayalı sütunlarla 12 bölüme ayrılmış ve her bölümün içerisine de yuvarlak kemerli birer pencere yerleştirilmiştir. Ayrıca bu kasnak devrin üslubunda bir kuşakla dekore edilmiştir. Kuşağın içerisinde çiçek motifleri bulunmaktadır. Caminin yanında kare kaideli yuvarlak gövdeli, tek şerefeli minaresi vardır.


Yeni Cami (Talas)

Kayseri talas ilçesi Tablakaya Mahallesi’nde 1886 yılında yapılmış olan Rum Kilisesi, Rumların şehri terk etmesinden sonra Camiye çevrilerek ibadete açılmıştır. Rum Kilisesinin mermer üzerine yazılı, yaprak motifleri ile süslü olan kitabesi günümüze gelememiştir. Prof.Dr.Kerim Türkmen’den öğrenildiğine göre bu kitabenin metni şöyledir:

Panaya kapısı zira saldır
Yapusı şehr-i Mayıs birinde
Şevketlu Sultan Hamid ve erfa
Metropolit İonnis devrinde
A’pst. St 4 d 1886.

Bu kitabeye göre de kilise Sultan Abdülhamid zamanında Onun izni ile Metropolit İonnis zamanında yapılmıştır.

Cami kesme taştan yapılmış ve üzeri sıvanmıştır. İbadet mekanının üzerini yüksek kasnaklı merkezi bir kubbe örtmektedir. Giriş kısmı sütunların taşıdığı büyük bir üçgen alınlıkla belirtilmiştir.


Palas Köyü Camisi (Sarıoğlan)

Kayseri Sarıoğlan ilçesi Palas Köyü’nde bulunan bu caminin, Sultan I.Alaaddin keykubat zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Caminin avlu kapısında bulunan kitabesi tam okunamamıştır.

Cami 18.30x15.27 m. ölçüsünde düzgün kesme taş ile moloz taştan yapılmıştır. Girişin hemen sağındaki bir merdiven ile Ezan okunan dama çıkılmaktadır. Toprak damlı olan bu cami değişik zamanlarda onarılmıştır. Avlu duvarındaki kemerli kapının içerisinde bulunan kitabesinden Hacı Arapzade Osman tarafından 1813 yılında eski cami yıkılarak yeniden yapılmıştır. Cami planında eskisinin uygulanıp uygulanmadığı belli değildir.

Caminin ibadet mekanında kuzey-güney yönünde üç ayak ile üst örtü desteklenmiştir. Mihrabı 2.37 m. yüksekliğinde olup, üç kemerden meydana gelmiştir. Caminin kuzey ve batı cephelerinde birer, güney cephesinde iki, doğu cephesinde dört olmak üzere toplam sekiz pencere ile içerisi aydınlatılmıştır. Batı cephesinin ana duvarına bitişik merdivenle çıkılan minare kaidesi 1.77x1.36 m. ölçüsünde olup, burada dört ayak üzerine yapılmış taştan minber-minaresi bulunmaktadır.
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Külliyeleri


Hunat (Huand) Hatun Külliyesi (Melikgazi)

Kayseri Kalesi’nin doğusunda, şehri çevreleyen surların dışında, Kağnı Pazarı’nda bulunan Huand Hatun Külliyesi’ni Sultan I.Alaaddin Keykubat’ın eşi ve II.Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi Mahperi Huand Hatun 1237-1246 yıllarında yaptırmıştır.Külliye cami, medrese, hamam ve imaretten meydana gelmiştir. Bunlardan imaret günümüze gelememiştir.

Külliye Anadolu Selçuklu eserlerinin en güzel örneklerinden biridir. Yapı topluluğu kesme köfeki taşından son derece güzel bir işçilikle yapılmıştır.

Cami:
Külliyeyi oluşturan yapılardan Cami, kapısı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre 1238 yılında tamamlanmıştır. Buradaki üç satırlık mermer kitabede mealen şöyle yazılıdır:
“Bu mübarek caminin inşasını Keykubat oğlu, yüce sultan din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi, Keyhüsrev devrinde, Şevval 635 (Mayıs 1238) yılında büyük alim, kanaatkâr, dünya ve dinin yüz akı, hayırlar fatihi, Melike, oğluna emretti.
Allah Onun varlığını devamlı kılsın, gücünü arttırsın”.

Klasik Selçuklu planında, 52.30x43.70 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı bir yapı olup, kuzey-güney yönünde uzanan geniş bir orta sahın ile onun yanındaki üçer sahından meydana gelmiştir. İbadet mekanının üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe dışındaki bölümlerin üzerleri tonozlarla örtülüdür. Bunlardan doğuda 10, batıda da 7 tonoz örtüsü vardır. Kubbe ve tonozları iki kubbe arasındaki toplam 48 paye taşımaktadır. Mihrap önü kubbesi ise günümüze orijinal durumunu koruyarak gelebilmiştir. Ancak üzerindeki yapıldığı dönemin özelliğini yansıtan külahı yıkılmış ve günümüze gelememiştir. İbadet mekanının üzerini örten kubbe kitabesinden öğrenildiğine göre 1899 yılında Sultan II.Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Yüksek bir kasnak üzerindeki bu kubbenin 1726-1727 yıllarındaki onarımında konulan kubbe üzerine yapıldığı bilinmektedir.

Mihrap mermer sütuncuklar ve mukarnaslı olup, çevresi geometrik taş oymalarla süslenmiştir. Ayrıca istiridye motifli üç niş de onu tamamlamıştır. Minber döneminin özelliğini taşıyan kündekari tekniğindedir. Ne yazık ki bu minberin üzerindeki yazılardan bir kısmı kazınmış ve boyanmıştır.

Caminin doğu ve batıdaki giriş kapıları Klasik Selçuklu üslubunda geometrik motiflerle çevrelenmiş ve abidevi bir görünüş kazanmıştır. Kapıların giriş kemeri üzerinde Kuran’dan alınma ayetlerden oluşan bir friz dolaşmaktadır.

Caminin minaresi batı taç kapısı üzerinde köşk-minare şeklinde 1139 onarımında yapılmıştır. Caminin orijinal Selçuklu minaresi bulunmamaktadır. Büyük olasılıkla ezan doğu duvarının iç yüzündeki taş merdivenlerden çıkılarak damda okunuyordu. Sonradan Osmanlı döneminde caminin batı taç kapısı üzerine altı ayaklı taş bir minber-minare yapılmıştır. Zeminden 47.5 cm. yükseklikte, 1.56x1.39 m. ölçüsündeki dikdörtgen kaideli yekpare taştan yapılmış minare 5 m. yüksekliğindedir. Konik biçimde oyulmuş sivri kemerli cepheler yekpare taştandır. Minare şerefesinin tavanı içten düz, çatısı da dışarıya çıkıntılı saçaklarla tamamlanmıştır. Külahın kaidesi ise kare planlı yekpare taştandır. Külah üç parçalı taştan yapılmıştır. Bu minber minarenin yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber yanındaki büyük minarenin XIX.yüzyılın sonunda yapıldığı düşünüldüğünde, bu minarenin daha önce yapıldığı da açıklık kazanmaktadır. Ayrıca portalin yanında cami duvarına bitişik olan kesme taştan yuvarlak gövdeli büyük minare Sultan II.Abdülhamit tarafından 1900-1901 yılında yaptırılmıştır.

Medrese:
Huand Hatun Medresesi, şehir merkezinde Kağnı Pazarı’nda, külliyenin batı-doğu yönünde dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Bu medrese Mahperi Hatun (Huand Hatun) tarafından yaptırıldığı ileri sürülürse de bunu belirten bir kitabeye rastlanmamıştır. İki eyvanlı medrese sivri kemerli, tonozlu revaklarla doğudaki yazlık dershane eyvanı ile yanındaki klasik dershane ve hücrelerden meydana gelmiştir. Medrese avlusunun sağ ve solunda sekizerden on altı hücre bulunmaktadır. Giriş eyvanının karşısına büyük bir eyvan yerleştirilmiştir. Baş eyvan denilen bu bölümün sağında iç içe bölmeli bir kısım ile türbe girişi ve salonda kare planlı dershane bölümü bulunmaktadır. Batı yüzünün köşelerine de kuleler yerleştirilmiştir.

Giriş eyvanının sağındaki mekan medresenin mescidi olarak düzenlenmiştir. Bu yapıda da camide olduğu gibi duvarların köşelerine takviye kuleleri yerleştirilmiştir. Bunlardan kuzey köşesindeki kule prizmatik, diğerleri de silindirik şekildedir. Bu yapı ile ilgili bazı iddialara göre medrese camiden önce yapılmıştır. Günümüze gelebilen izlerden anlaşıldığında göre, eyvanın önündeki tonozla örtülü doğu revakı sonradan buraya eklenmiştir. Daha sonra bu tonoz yıkılmış ve bir daha da yapılmamıştır. Medresenin bezemesi ile dikkati çeken ana giriş kapısı batı yönünde olup, oldukça gösterişlidir. Kayseri’nin İçkale’si yakınında, kalenin önemli kapılarının birisinin karşısında kurulmuş olan medrese son derece itinalı bir işçilik göstermektedir. Medrese eyvanındaki çörtenler aslan başı şeklindedir.

Medrese bugün hediyelik eşya çarşısı olarak kullanılmaktadır.

Türbe:
Huand Hatun Türbesi, Klasik Selçuklu üslubunda yapılmış olan türbe, caminin kuzeybatı köşesinde medrese ile aradaki açıklığın ortasında yapılmıştır. Anıtsal Selçuklu mezar kümbeti olan bu yapıya medreseden eyvanın sağında bulunan dershane içerisindeki bir kapıdan girilmektedir. Dış cephesi oldukça süslü olan türbe kare şeklindeki bir kaide üzerine oturtulmuş kesme taştan sekiz cepheli bir yapıdır. Türbenin her iki yüzünde sivri kemerler olup, bunların iç tarafları kesme taştan düz olarak bırakılmış ve buralara birer pencere açılmıştır. Türbenin sekiz kenarına da üzerleri bezemeli birer bitişik sütun yerleştirilmiştir.

Türbe, mumyalık bölümü ile sandukanın bulunduğu mihraplı üst kattan meydana gelmiştir. Üzeri içten kubbe, dıştan da külah ile örtülüdür. Kaidesi mermer mukarnaslı olan kümbetin dış yüzü tamamen taş işçiliğinin güzelliklerini yansıtan bezemelerle kaplıdır.

İç mekanda külahın altında Ayetü’l Kürsi yazılı bir yazı frizi çepeçevre dolaşmaktadır. Türbe içerisinde üç sandukadan biri olan Huand Hatun’un sandukası eski bir lahit kapağından yapılmıştır. Sandukanın üzerinde sülüs yazı ile Ayetü’l Kürsi ve üç satırlı kabartma mezar kitabesi vardır. Bu kitabenin mealen anlamı:

“Bu kabir, Keykubat oğlu, dünya ve dinin koruyucusu merhum Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi, namuslu, saadetli, şehide, takva sahibi, ibadet ehli, dindar, mücadeleci, korunmuş, adalet sahibi, dünyada kadınların sultanı, iffetli, temiz, çağının Meryem’i, zamanının Hatice’si, maruf dost, binlerce mal sadaka veren, din ve dünyanın yüz akı, hanım hanımefendi Mahperi hatun’undur. Allah cümlesine Rahmet eylesin”.

Türbe içerisindeki diğer sandukalardan birisi torunu Selçuk Hatun’a aittir. Selçuk Hatun 1284 yılında ölmüştür. Mezarının başındaki kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Esirgeyen bağışlayan Allah’ın adıyla bu kabrin sahibi Keykubat oğlu, şehit sultan Keyhüsrev’in 1284 yılında ölen kızı Selçuki Hatunun’dur”.

Türbedeki üçüncü mezar horasan sıva ile yapılmış olup, kitabesi olmadığından kime ait olduğu bilinmemektedir.

Hamam:
Kayseri Kağnı Pazarı’nda bulunan Huand Hatun Külliyesi’nin güneydoğu köşesinde bulunan çifte hamam, yapı topluluğunun genel planına göre çapraz bir durumda yapılmıştır. Hamamın erkekler bölümü daha geniş, kadınlar bölümü ise daha küçüktür. Günümüzde de kullanılan hamamın giriş ve soyunma yerlerinde değişiklikler yapılmış ve kısmen de özelliğini yitirmiştir. Büyük olasılıkla medreseden daha eski olan bu yapının erkekler kısmının soyunmalık bölümü caminin giriş kapısından ötürü biraz kuzeye çekilmiştir. Son restorasyon sırasında hamamın kadınlar kısmının halvetinde kartal ve av kuşlarının ağırlıklı olduğu insan figürlü çiniler ortaya çıkmıştır. Bu çinilerin yerleştirilmesinde belirli bir sıra gözetilmemiştir. Bazıları yan yana ve ters konulmuştur. Bu çinilerin bir Selçuklu sarayı için yapıldığı, arta kalanların da burada kullanıldığı sanılmaktadır. Bunlar Kubadabad üslubu çinilerinden olup, onlardan daha ileri bir düzeydedir.

Çifte hamamın erkekler bölümü soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Bunların üzerleri kubbelerle örtülüdür. Sıcaklık bölümünde üzerleri küçük kubbelerle örtülü dört halvet bölümü bulunmaktadır. Kadınlar bölümü uzun tonozlu bir girişi olan sade bir yapıdır. Bu girişten sonra yüksek tonozlu soyunmalığa ulaşılır, buradan da küçük bir kubbe ile örtülü ılıklığa geçilir. Sıcaklık üç derin tonozla iki halvet odasından meydana gelmiştir ve bunların da üzeri kubbe ile örtülüdür.


Kölük (Gülük) Külliyesi (Melikgazi)

Kayseri’de Düvenönü semtinde Gülük Mahallesi’nde bulunan Kölük (Gülük) Külliyesi cami ve medreseden meydana gelmiştir. Yapı topluluğu XIII. Yüzyıl Danişmendli eseridir. Caminin kuzeydoğusundaki kapısının üzerinde bulunan kitabesinden bu yapıyı Kayseri Ulu Cami’sini onaran Muzaffereddin Mahmud’un kızı Adsız Elti Hatun tarafından 1211 tarihinde onarıldığı öğrenilmektedir. Üç satırlık Selçuklu sülüsü ile yazılmış kitabesinin mealen anlamı şöyledir:

“Bu binayı, Keyhüsrev’in oğlu, dünya ve dinin şerefi, fetihler sahibi hak dağıtıcısı, müminlerin emirinin ortağı büyük sultan Keyhüsrev’in hakimiyeti zamanında Allah’ın en zayıf kulu, iffetli kadın, Yağbasan oğlu Mahmud’un kızı Adsız Elti Hatun h.607 (1210-1211) yılında onarmıştır”.

Camiyi 1335 depreminden sonra Kölük (Gülük) Şemseddin büyük ölçüde onarmış ve bu yüzden de yapı Onun ismi ile tanınmıştır.

Cami, dikdörtgen planlı olup içerisindeki sütunlarla beş sahna ayrılmıştır. Mihrap önüne rastlayan orta nef kubbe ile diğerleri de tonozlarla örtülmüştür. Kubbeler ve tonozlar 32 kemer ayağı üzerine oturtulmuştur. Mihrap önü kubbesi ve onu taşıyan Türk üçgenleri tuğladan yapılmıştır. Caminin güney duvarında girişe göre sola kaydırılmış mozaik çinili bir mihrap görülmektedir. Bu çinili mihrap daha önceden yapılmış taş mihrabın üzerine XIII.yüzyıl çinileri ile kaplanarak yeniden yapılmıştır. Selçuklu mozaik-çini mihraplarının en güzel örneklerinden birisidir. Burada geometrik ve bitkisel motiflerin ve çinilerin arasına yer yer ayetler yerleştirilmiştir.

Cami ve medrese 1835-1856 yıllarında onarılmıştır. Caminin çatısı 1971 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden onarılmış ve üzeri bakır kaplamalı ahşap çatı ile minare sonradan yapılmıştır.

Yapı topluluğunun iki katlı medresesi plan düzeni olarak belirli bir medrese plan tipine uymamaktadır. Batıdaki giriş kapısından üst kata çıkışı sağlayan merdiven bulunmaktadır. Bunun üzerinde tonoz örtülü bir oda vardır. Batı yönünde ise tüm mekanların sıralandığı ince uzun beşik tonozlu bir koridor ve medrese odaları bulunmaktadır.

Yapı topluluğunun önündeki Gülük Hamamı harap bir durumdadır. Doğusundaki çeşmeyi de Ulu Cami’yi onaran Halil Efendi yaptırmıştır.


Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Külliyesi (İncesu)

Kayseri İncesu ilçe merkezinde bulunan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Külliyesi’ni, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa 1670 tarihinde yaptırmıştır. Yapı topluluğu cami, kervansaray, arasta, medrese, sıbyan mektebi ve hamamdan meydana gelmiş olup, iki büyük avlu etrafında toplanmıştır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın vakfiyesinden anlaşıldığına göre yapı topluluğundan mahkeme binası, bezirhane, tabakhane, fırın, su yolları, boyahane ve beş çeşme ile meşruta evi, ambar günümüze ulaşamamıştır.

XVII.yüzyılın sonlarında yapılmış olan bu külliye iki avlu arasında oluşundan ötürü, XVI.-XVII. Yüzyıl menzil külliyeleri ile benzerlik göstermektedir. Ancak burada doğu cephesinin tamamen sur gibi yapılışıyla onlardan ayrılmaktadır. Yapı topluluğunu oluşturan bütün birimler mimari ve süsleme yönünden oldukça sadedir. Ayrıca diğer Osmanlı külliyelerinde kullanılmayan kaburgalı haç tonozunun burada kullanılması ile de mimari yönden bir bakıma onlardan ayrılmaktadır.

Caminin ve hamamın giriş kapıları üzerinde de bu yapı topluluğunun Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Ancak yapının mimarı hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Yapı topluluğu değişik tarihlerde restore edilmiştir. Cami ile cami avlusuna girişi sağlayan kuzey kapı ile dükkanlar arasındaki onarım kitabesinde ilk onarımının 1860 yılında Sultan Abdülmecit (1839-1861) zamanında yapıldığı yazılıdır. Sonraki yıllarda cami Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce 1953-1954, kervansarayın kışlık bölümü 1959-1965, külliyenin revaklı avlusu 1972-1975 yıllarında restore edilmiştir. Hamamı ise İncesu Belediyesi tarafından 1956 yılında onarılmıştır.

Külliyenin batısında geniş bir avlunun merkezinde olan cami kare planlı olup, üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbenin dört köşesine üzerleri kubbeli birer ağırlık kubbesi yerleştirilmiştir. Kubbe kasnağının kuleler dışında kalan bölümlerinde yuvarlak kemerli, alçı şebekeli birer pencere bulunmaktadır. Yöresel kesme taştan son derece itinalı bir şekilde yapılan caminin önünde üç bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. İbadet mekanı iki sıra halinde altta dikdörtgen, üstte de sivri kemerli alçı pencerelerle aydınlatılmıştır. Pencereler alt sırada ve üst sırada üçer adettir.

Caminin kuzeybatı köşesinde kare kaideli, üzeri ince silmeli, yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.

Yapı topluluğunun ana yapısını kervansaray oluşturmaktadır. Kervansaray h.1081 (1670) tarihinde yapılmış olup,külliyenin doğu cephesini tamamen kaplamaktadır. Kervansaray revaklı açık avlulu bir bölüm ile onun kuzeyindeki kapalı bir bölümden oluşmaktadır. Revaklar, sütunlar ve bunları birbirine bağlayan yuvarlak kemerlerden meydana gelmiş, arkasına da medrese hücreleri yerleştirilmiştir.

Medreseden günümüze bir dershane hücresi ile yedi öğrenci hücresi ulaşabilmiştir. Ancak medresenin vakfiyesinde burada on beş hücre bulunduğu yazılıdır. Büyük olasılıkla günümüze ulaşamayan 18 medrese hücresi L şeklinde idi. Burada yapılacak bir kazı çalışması medresenin tam planını ortaya koyacaktır. Vakfiyeden öğrenildiğine göre, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa bu medreseye bir çok kitap vakfetmiştir. Günümüzde bu kitapların bir bölümü Kayseri’deki Raşit Efendi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Cami avlu duvarı ile kervansaray arasında, yapı topluluğunun ana ekseninde 11.55 m. genişliğindeki sokağın her iki yanına sıra halinde dükkanlardan oluşan arasta yerleştirilmiştir. Bu arastanın uzunluğu 77 m. olup, dükkanlar hafif sivri kemerli olarak bu aralığa açılmaktadır. Arastanın doğu kanadının güney ucundaki fırın orijinal hali ile günümüze ulaşamamıştır.

Medresenin kuzeyindeki iki bölümlü sıbyan mektebi ve onun kuzeyinde de büyük olasılıkla yan yana sıralanmış üç bölümlü mekanın tabhane olduğu düşünülmektedir.

Yapı topluluğunun günümüzde kullanılmayan hamamı ana planın dışında ayrı bir yapı olarak yapılmıştır. Osmanlı hamam mimarisinde tek hamam olarak yapılan bu hamam, kuzeyden güneye doğru uzanan dikdörtgen planlıdır. Soyunmalık, ılıklık, sıcaklık, su deposu ve külhandan oluşmuştur. Hamamın girişi yuvarlak kemerli olup, sarımtırak ve beyaz mermerlerin alternatif olarak sıralanmasından oluşturulmuştur. Üzerinde de sülüs yazı ile on kartuş içerisinde hamam kitabesi bulunmaktadır.
__________________
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Türbe ve Kümbetleri


Huand (Mahperi) Hatun Kümbeti (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde, Kağnı Pazarı’nda Selçuklu Hükümdarı I.Alaaddin Keykubat’ın karısı Mahperi Hatun tarafından yaptırılan külliyenin bir bölümünü oluşturan bu türbe, külliye ile birlikte 1238 yılında yaptırılmıştır.

Huand Hatun Türbesi, Klasik Selçuklu üslubunda yapılmış olup, caminin kuzeybatı köşesinde medrese ile aradaki açıklığın ortasında yer almaktadır. Anıtsal Selçuklu mezar kümbeti olan bu yapıya medreseden eyvanın sağında bulunan dershane içerisindeki bir kapıdan girilmektedir. Dış cephesi oldukça süslü olan türbe kare şeklindeki bir kaide üzerine oturtulmuş kesme taştan sekiz cepheli bir yapıdır. Türbenin her iki yüzünde sivri kemerler olup, bunların iç tarafları kesme taştan düz olarak bırakılmış ve buralara birer pencere açılmıştır. Türbenin sekiz kenarına da üzerleri bezemeli birer bitişik sütun yerleştirilmiştir.

Türbe, mumyalık bölümü ile sandukanın bulunduğu mihraplı üst kattan meydana gelmiştir. Üzeri içten kubbe, dıştan da külah ile örtülüdür. Kaidesi mermer mukarnaslı olan kümbetin dış yüzü tamamen taş işçiliğinin güzelliklerini yansıtan bezemelerle kaplıdır.

İç mekanda külahın altında Ayetü’l Kürsi yazılı bir yazı frizi çepeçevre dolaşmaktadır. Türbe içerisinde üç sandukadan biri olan Huand Hatun’un sandukası eski bir lahit kapağından yapılmıştır. Sandukanın üzerinde sülüs yazı ile Ayetü’l Kürsi ve üç satırlı kabartma mezar kitabesi vardır. Bu kitabenin mealen anlamı:

“Bu kabir, Keykubat oğlu, dünya ve dinin koruyucusu merhum Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi, namuslu, saadetli, şehide, takva sahibi, ibadet ehli, dindar, mücadeleci, korunmuş, adalet sahibi, dünyada kadınların sultanı, iffetli, temiz, çağının Meryem’i, zamanının Hatice’si, maruf dost, binlerce mal sadaka veren, din ve dünyanın yüz akı, hanım hanımefendi Mahperi hatun’undur. Allah cümlesine Rahmet eylesin”.

Türbe içerisindeki diğer sandukalardan birisi torunu Selçuk Hatun’a aittir. Selçuk Hatun 1284 yılında ölmüştür. Mezarının başındaki kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Esirgeyen bağışlayan Allah’ın adıyla bu kabrin sahibi Keykubat oğlu, şehit sultan Keyhüsrev’in 1284 yılında ölen kızı Selçuki Hatunun’dur”.

Türbedeki üçüncü mezar horasan sıva ile yapılmış olup, kitabesi olmadığından kime ait olduğu bilinmemektedir.


Sırçalı Kümbet (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Birinci Endüstri Meslek Lisesi bahçesinde bulunan Sırçalı Kümbet’in XIV.yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır. İsmini konik kubbesinde bulunan çini kabarmalardan almıştır.

Kümbet dört köşe bir kaide üzerine oturtulmuş olup, aynı zamanda yuvarlak planlı bir mescide ve mumyalık kısmına sahiptir. Kuzeydeki merdivenli bir girişteki basık kemerli kapısı oldukça sadedir. Girişin iki yanında sütunçeler bulunmaktadır. Giriş kapısı üzerine mermer bir kitabe konmuş ancak, bu kitabenin üzeri yazılmamıştır. Bu bakımdan kümbetin kime ait olduğu da kesinlik kazanamamıştır. Kümbet son derece muntazam kesme taşlardan yapılmış silindirik bir yapıdır. Giriş kapısı ve pencereleri bu yuvarlak kitle ile kaynaştırılmıştır. Giriş kapısı pencere çerçevelerinden daha yüksek tutulmuştur. Kümbetin sade silmeli üç penceresi vardır.

Uzun yıllar harap bir halde bulunan bu yapı, 1940 yılında Y.Mimar Macit Kural tarafından restore edilmiş ve yıkık olan üst örtüsü yarım kubbe şeklinde düzenlenmiştir.


Gevher Sultan Türbesi (Melikgazi)

Kayseri’nin Yenice Mahallesi’nde bulunan Şifahiye Tıp Medresesi ve Gıyasiye Medresesi Anadolu Selçuklu Hükümdarı I.Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından kız kardeşi Gevher Nesibe Sultan adına 1205-1206 yılında yaptırılmıştır. Medresenin doğu tarafında eyvanla köşedeki kışlık dershane arasında Gevher Nesibe Sultan’ın türbesi bulunmaktadır.

Türbe sekizgen planlı olup, içten tromplu, dıştan da çokgen kasnağa oturan sivri bir külahla örtülüdür. Türbenin üst mekanına iki taraftan dörder basamaklı merdivenle çıkılmaktadır. Buradaki sanduka zaman içerisinde kaybolduğu için mescit olarak kullanılmıştır. Bu mekan yarım yuvarlak ve dikdörtgen niş,lerle genişletilmiştir. Güneydeki niş mihrap şekline sokulmuştur. Türbenin çatısı üzerinde Selçuklu sülüsü ile çepeçevre dolaşan Ayetül Kürsi ve Kuran’dan alınma diğer ayetler buraya yazılmıştır. Türbenin mumyalık kısmının kapısı dikdörtgen olup, üzeri tonozla örtülmüştür. İçerisi iki küçük yarıktan ışık almaktadır. Buradaki mezar 1980 yılında yenilenmiştir.


Döner Kümbet (Melikgazi)

Kayseri Talas yolu üzerinde bulunan türbe, Büyükşehir Belediyesi’nce yapılan parkın içerisinde olup, çevresindeki yapıların temizlenmesi ile ortaya çıkarılmıştır. Kayseri’deki Selçuklu eserlerinin en güzel örneklerinden olan bu türbe Prenses Şah Cihan Hatun adına 1276-1279 yıllarında yapılmıştır. Bu kümbete Döner Kümbet denilmesinin nedeni de eserin çok köşeli oluşundan kaynaklanmıştır.

Kümbet kare bir kaide üzerine oniki köşeli bir gövdesi olup, üzeri konik bir çatı ile örtülmüştür. Yöredeki sarımtırak kesme taştan yapılmıştır. Türbe kaidesinin dört köşesindeki iki dilimli kırma şevlerle oniki köşeye dönüştürülmüştür. Kümbetin altında kare planlı bir mumyalık bulunmaktadır. Gövdenin oniki köşesi yuvarlak kemerli bölümlere ayrılmış ve her bir bölümün üzeri geometrik şekiller grifonlar ile kabartma olarak bezenmiştir. Kümbetin giriş kapısı basık kemerlidir. Girişin iki tarafında küçük nişler bulunmaktadır. Bu nişler mukarnaslı yarım kubbeler halindedir. Kümbetin ana yapısının doğu ve batı duvarlarında iki pencere ve güneyinde de mihrap nişi bulunmaktadır. Mihrap nişi çok köşeli olup, iki köşesinde yarım yuvarlak sütunçeler bulunmaktadır. Mihrap mukarnaslı olarak sona erer. Bunun yanı sıra mihrap geometrik silmeli bir çerçeve içerisine alınmıştır. Kubbenin iç kısmı taş örgülüdür.


Çifte Kümbet (Melikgazi)

Kayseri Sivas Caddesi’nin sonunda bulunan bu kümbet Sultan I.Alaaddin Keykubat’ın eşi, Eyyubi Hükümdarı Melik Adil’in kızı Adile Hatun adına kızları tarafından 1247-1248 yılında yaptırılmıştır. Türbenin giriş kapısı üzerinde beş satırlık kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Burası, Eyyuboğlu Melik Adil Ebu Bekir’in-Allah onların kabirlerini nurlu, ruhlarını ve kokularını güzel kokulu eylesin. Kızı uğur ve bereketlerin kaynağı, melikeler melikesi, dünya ve ahretin hatunu, üstün hasletlerin sahibi, zamanın Zübeydesi, dünyada kadınların efendisi, İslam’ın ve Müslümanların yüz akı, din ve dünyanın koruyucusu, takvâ sahibi, güzel ahlaklı, saadetli melikelerin şehitliğidir. Bunun yapılmasını muhterem kızları- Allah onları emellerine ulaştırsın ve hallerini güzel kılsın- h.645 (1247-1248) emretti”.

Kümbet kesme taştan yüksek kare kaide üzerine oturtulmuş olup, sekizgen planlıdır. Kümbetin üzeri içten kubbe, dıştan piramidal bir külah ile örtülüdür. Ayrıca duvarların üzerinde sülüs yazılı Kuran’ın Bakara Suresi bir kuşak olarak dolaşmaktadır. Sekizgenin dış yüzleri yuvarlak kemerler içerisine alınmış ve bunların üzerine de birer mazgal pencere açılmıştır. Giriş kapısı duvarların üst noktasına kadar ulaşan dikdörtgen çerçeve içerisine alınmıştır. Mukarnaslı portal nişinin etrafı geometrik yıldız geçmelerinden oluşmuş geniş bir bordür çevirmektedir. Bunun içerisinde mukarnaslı sivri bir giriş ve yuvarlak kemerli kapısı bulunmaktadır. Girişin üzerine kitabesi yerleştirilmiştir. Kümbetin içerisi oldukça sade olup, altında mumyalık kısmı bulunmaktadır.


Kutluğ Hatun Türbesi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Gavremoğlu Mahallesi’nde, Huand Hatun Camisi’nin doğusunda bulunan bu türbe, Şah Kutluğ Hatun tarafından 1349 yılında yapılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü bu türbeyi onarmış ve çevresindeki yapıların yıkılması ile meydana çıkarılmıştır.

Kutluğ Hatun türbesi kare planlı olup, kesme taştan yapılmıştır. Son onarımı sırasında üzerini örten kasnaklı taş külahı yenilenmiştir. Kayseri kümbetleri arasında portali ile dikkati çekmektedir. Giriş kapısı geometrik silmelerden oluşan iki şeritle çepeçevre kuşatılmıştır. Kapı nişi yine geometrik ve bitkisel motiflerin oluşturduğu ve dışarı çıkıntılı konumdadır. Türbeye giriş yuvarlak kemerli olup, bunun da çevresi geometrik motiflerle süslenmiştir. Bunun üzerinde de kitabesi bulunmaktadır. Bu kapı Selçuklu taş oyma sanatının en güzel örneklerinden birisidir. Giriş kapısı üzerinde 0.90x0.60 m. ölçüsünde, dört satırlık kitabesinin mealen anlamı şöyledir:

“Bu türbenin imarını temiz, hanım, şerefli, mahrem, kerem sahibi Şah Kutluğ Hatun-Allah ona dostluğunu devam ettirsin-Oğulları ve anneleri için emretti. Merhum emirler Emir Bahşayis ve Emir Haydar Bey, Allah kabirlerini nurlandırsın h.750 (1349)”.

Türbenin giriş kapısının içerisinde 1.20x0.30 ölçüsünde Kutluğ Hatun’un yaşarken koydurduğu bir kitabe daha bulunmaktadır. Bu kitabede mealen şunlar yazılıdır:

“Bu şerefli şehitliği Hacı Begi diye anılan aileden, korunmuş ve yüceltilmiş Şah Kutluğ Hatun halis malından oğulları ve ruhu için yaptırdı. Allah Rahmet etsin”.

Türbe içerisinde ayrıca Haydar Bey’in ve oğlu Emir Bahşayiş’in mezarları da bulunmaktadır.


Dört Ayaklı Türbe (Melikgazi)

Kayseri Battal Mahallesi’nde bulunan bu türbe, Kırkkızlar ismi ile de tanınmıştır. Mimari üslubundan XIV.yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır. Kitabesi günümüze gelememiştir.

Kayseri türbeleri arasında farklı bir konumda olup, birbirlerine yuvarlak kemerlerle bağlanmış dört ayak üzerine içten kubbe, dıştan altı kasnaklı piramidal bir külah ile üzeri örtülmüştür. Kemer ayakları dışarıya açıktır. Güney kısmındaki ayakların yanına beşik tonozlu bir yapı eklenmiştir. İçeriden kubbe kasnağına sülüs yazı ile bir ayet yazılmışsa da, ayet zamanla bozulmuştur. Türbe Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1977 yılında restore edilmiştir.


Cafer Ali Kümbeti (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Melikgazi Belediye Binasının karşısında bulunan Cafer Ali Kümbeti, XIII.yüzyılın sonlarında yapılmıştır.

Mescit olarak da kullanılan bu yapının altında bir mumyalık, üst kısmında ise dikdörtgen bir giriş odası ile sekizgen planlı mescit kısmı bulunmaktadır. Kare kaideden sekizgen bir kaideye geçen bu kümbetin üzeri sekizgen taş bir külahla örtülüdür. Kesme taştan yapılmış olan bu kümbet oldukça sade görünümdedir. Giriş kapısı geometrik işlemelerle bezelidir. Bu kapı derinliğine bir plan göstermektedir. Üzerine de Bakara Suresinden alınmış bir ayet yazılıdır. Kapının iç kısmında bir niş oluşturulmuş ve bunun üzeri mukarnaslı yarım kubbe ile örtülmüştür.

Türbenin üç tarafında üç pencere bulunmakta olup, bu pencerelerin her birisi ayrı bir şekil göstermektedir. Bunlardan giriş kapısının karşısına rastlayan pencere diğerlerine göre daha itinalı yapılmıştır.

Türbenin iç kısmı muntazam sıralı taş bir kubbe ile örtülüdür. Üst örtüdeki külahın saçak kornişi altında kabartma şerit halindeki bir kitabe kümbetin dış çevresini kuşatmaktadır.


Emir Ali Türbesi (Melikgazi)

Kayseri Talas Caddesi ile Hisarcık yolunun kesiştiği yerde bulunan bu türbe kitabesinden öğrenildiğine göre; h.751 (1350-1351) yılında Emir Ali tarafından yaptırılmıştır. Bu türbeye aynı zamanda “Pişrev Ali Türbesi” de denilmektedir. Eskiden mezarlık içerisinde bulunan bu türbe Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1955 yılında restore edilmiştir.

Türbe kareye yakın dikdörtgen planlı olup, kesme taştan yapılmış, üzeri tonozla örtülmüştür. Türbenin altında mumyalık, üzerinde de mescit kısmı bulunmaktadır. Kuzey duvarının ortasındaki iki taraflı bir merdivenle çıkılan giriş kapısı, sivri kemerli bir niş içerisinde basık kemerlidir. Bu kapının kemeri üzerinde de mermer iki satırlık kitabesi bulunmaktadır:

“Burası Emir Ali Pişrev’in şehitliğidir h.751 (1350)”.

Türbe içerisinde üzerinde Ayet-i Kerimeler yazılı iki mezar bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesinin baş taşı üzerinde; “Burası, merhum saadetli Emir Pişrev diye tanınan Ömer oğlu Ali’nin Allah Rahmet eylesin kabridir”. Mezarın ayak taşında da; “Mübarek Ramazan ayının yarısında h.750 (1349)” yılında öldüğü yazılıdır. Bugün bu mezar taşları Mehmet Zengi Türbesinde bulunmaktadır.


Han Kümbeti (Melikgazi)

Kayseri Talas Caddesi’nde Han Camisi’nin de güneyinde bulunan kümbet, XII.yüzyılda kesme taştan yapılmış, iki katlı, sekizgen planlı bir mezar anıtıdır. Kümbetin altında mumyalık kısmı kare planlı olup, girişi doğu yönündendir. İkinci katın sekizgen külahı altında, dış cephede, kümbeti çepeçevre dolaşan kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Bu kabir merhum, mahsun, büyük kumandan, kerem sahibi Cemaleddin Tanrıvermiş bin Davud’undur. Allah makamını nurlandırsın. Allah ki Ondan başka tanrı yoktur. Daima diri ve yarattıklarını koruyan yöneticidir. Kendisine ne bir uyuklama, ne de uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olanların hepsi Onundur. Onun izni olmadan kendisinin katında kim şefaat edebilir. Onların önünden ve arkalarından başka bir şey kavrayamazlar. Onun kürsüsü gökleri ve yeri katlamıştır. Onları korumak kendisine ağır gelmez. O yücedir, büyüktür. Dinde zorlama yoktur kendisine ağır gelmez. Doğruluk sapıklıktan seçilip belli olmuştur h.584 (1188)”.

Kümbet içerisinde iki lahit bulunmaktadır.


Suya Kanmış Hatun Türbesi (Melikgazi)

Kayseri Yanıkoğlu Mahallesi’nde bulunan bu türbenin çevresindeki binalar kamulaştırılmış ve türbe de ortaya çıkmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir.

Kesme taştan, birbirlerine yuvarlak kemerlerle bağlı altı ayaktan meydana gelmiş olup, üst kısmı yıkılmıştır. Kalan izlerden, üzerinin konik bir çatı ile örtüldüğü anlaşılmaktadır.


Emir Erdoğmuş Türbesi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde, Seyyid Burhaneddin Mezarlığı içerisinde bulunan bu türbeye Tatarhaniler Türbesi de denilmektedir. Giriş kapısı üzerindeki kitabesinde; “Burası Emir Erdoğmuş’un şehitliğidir h.749 (1348)” yazılıdır.

Bu kitabeden öğrenildiğine göre türbe, XIV.yzüyılın ortasında yapılmış olup, büyük olasılıkla da Eretnaoğulları zamanında yapılmıştır. Emir Erdoğmuş’un da Melik Eretna’nın emirlerinden biri olduğu sanılmaktadır.

Türbe kesme taştan, kare planlıdır. Üzeri yuvarlak bir kasnağın taşıdığı kubbe ile örtülüdür. Giriş kapısı sivri kemerli bir niş içerisinde yuvarlak kemerli olup, bezeme elemanı bulunmamaktadır. Günümüzde bu türbeye yanındaki Seyyid Burhaneddin Türbesi’nden girilmektedir.


Seyyid Burhaneddin Hüseyin Türbesi (Melikgazi)

Kayseri Seyyid Burhaneddin Mezarlığı içerisinde bulunan Seyyid Burhaneddin’in mezarı Ankara Valisi Abidin Paşa’nın yardımı ile Kayseri Mutasarrıfı Mehmet Nazım Paşa tarafından 1892 yılında yaptırılmıştır.

Seyyid Burhaneddin Kayseri’nin Moğollar tarafından işgali sırasında Kayseri’de yaşamıştır. Sultan’ül Ulemâ talebesi ve Mevlana’nın hocasıdır. Ahmet Eflâki’nin “Ariflerin Menkıbeleri” isimli eserinden Seyyid Burhaneddin’in asıl isminin Hüseyin olduğu ve Tirmiz’de 1165-1166 yılında doğduğu öğrenilmektedir. Seyyid Burhaneddin bir süre Kayseri’de kalmış, sonra Konya’ya giderek 9 yıl Mevlâna’ya irşaad etmiştir.

Türbe kare planlı olup, kesme taştan yapılmış, üzeri kubbe ile örtülmüştür. Bu kubbe giriş kapısı dışındaki bölümler tonozlarla kubbeyi desteklemiştir. Güneyinde de binaya bitişik olan Erdoğmuş’un türbesi bulunmaktadır. Türbe XIX.yüzyılın sonunda yapılmış olmasına karşılık Selçuklu üslubundadır. Giriş kapısı üzerinde kitabesi bulunmaktadır.

Kitabe:

Fard-ı âdab ile zair muhlis ki budur
Merkad-ı muhterem-i Hazret-i Burhaneddin
Çeşm-i irfanına kuhi istersen olmalısın
Cephe say-ı kadem-i Hazreti-i Burhaneddin.

Seyyid Burhaneddin Türbesi içerisinde, kubbe altında yarım silindir şeklinde Seyyid Burhaneddin’in sandukası bulunmaktadır. Sandukanın başında Mevlevi şeyhlerinden Kayserili Ahmed Remzi Dede’nin Seyyid hakkında yazmış olduğu (Ayine-i Seyyid-i sırdan) başlıklı manzum eseri bulunmaktadır. Türbenin içerisinde Hz.Peygamber’in torunlarından 1414 yılında Kayseri’de ölen Seyyid Zeynelabidin’in mezarı da bulunmaktadır.

Türbe girişinin solunda Mevlevi mezar taşları bulunmaktadır. Bunların arasında Kayseri Mevlevi Şeyhi Süleyman Turâbi (1835), şeyhin oğlu Hacı Remzi Efendi (1865), Ahmet Remzi Efendi’nin oğlu Süleyman Ataullah’ın (1904) ve Ahmet Remzi Dede’nin (1944) mezarı bulunmaktadır.

Türbenin etrafında sonraki dönemlerde yapılan türbedar odaları vardır. Türbenin yönetimi 1981 yılından itibaren kayseri Müze Müdürlüğü’ne devredilmiştir.


Mehmet Zengi Türbesi (Melikgazi)

Kayseri Müzesi’nin arkasında bulunan bu türbe, kitabesinden öğrenildiğine göre; 1345 yılında Emirzade Mehmet Bey adına yapılmıştır.

Türbe kesme taştan, dikdörtgen şeklinde olup, üzerinde iki satırlık kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabede; “Burası Zengioğlu Emirzade Mehmed’in türbesidir h.746 (1345)” yazılıdır.


Alaca Kümbet (Melikgazi)

Kayseri Talas Caddesi’nde bulunan Alaca Kümbet’in kitabesinden Emir Cemaleddin bin Muhammed adına 1280 yılında yaptırıldığı öğrenilmiştir. Ancak, bu kitabenin bir bölümü tahrip olmuştur.

Alaca Kümbet kesme taştan, kare planlı olarak yapılmıştır. Üzeri taştan piramit şeklinde örtülüdür. Türbenin giriş kapısı kuzey yönünde olup, üzeri düz lentolu, mukarnaslı ve sivri alınlıklıdır. İç kısmın güneyi ile doğusunda sivri kemerli nişler, batı tarafında da dıştan çerçeve içerisine alınmış iki pencere bulunmaktadır. İç kısmında mihrap bulunmamaktadır.


Melik Mehmet Gazi Türbesi (Melikgazi)

Kayseri Ulu Cami’nin güneyinde bulunan bu türbenin bulunduğu yerde Melikgazi Medresesi bulunuyordu. Melik Mehmet Gazi’nin Türbesi de cami duvarına bitişik olarak medrese hücrelerinden birisi içerisinde yapılmıştır. Bu türbe, Danişmendlilerin üçüncü hükümdarı ve Ulu Cami’yi yaptıran Melik Gazi’ye aittir. Türbenin kitabesi bulunmamaktadır. Melik Gazi’nin h.1143 (1730) yılında öldüğü dikkate alınırsa, bu türbenin de aynı tarihte yapıldığı sanılmaktadır. Bugün türbenin önü ve medrese park olarak düzenlenmiştir.


Hasbek Kadı Kümbeti (Kocasinan)

Kayseri il merkezinde, Atatürk Bulvarı üzerinde bulunan Hasbek Kadı (Mesut Gülzar) Kümbeti 1184-1185 tarihinde yapılmıştır.

Klasik Selçuklu kümbeti üslubunda, kesme taştan yapılan kümbetin üç satırlık kitabesi giriş kapısı üzerinde bulunmaktadır. Bu kitabede;

“Burası Aksaray’da h.580 (1184-1185) haksız yere öldürülen Nisan oğlu Ali’nin oğlu Mesud’un şehitliğidir. Allah Onu ve kendisini görenlere bütün Hz.Muhammed ümmetine rahmet eyleye” yazılıdır.

Kümbet kare kaide üzerine sekizgen bir plan göstermektedir. Üzeri de taştan sekizgen konik bir çatı ile örtülmüştür. Kümbetin cepheleri iki sıralı, kabartma, yuvarlak kemerlerle bölümlere ayrılmıştır. Bunların içerisine de mazgal pencereler açılmıştır. Giriş kapısı da oldukça sade ve yuvarlak kemerlidir. Kümbetin içerisindeki sandukalar günümüze gelememiştir.


Hacip Kümbeti (Kocasinan)

Kayseri Sahabiye Mahallesi’nde bulunan bu kümbetin kime ait olduğu kesinlik kazanamamıştır. Ancak, Hacip ismi, Selçuklular zamanında sarayda sultanın kapıcılığı ile görevli memura verilen bir isimdir. Bu türbenin de XII.yüzyılda bu görevdeki birisine ait olduğu sanılmaktadır.

XII.yüzyıl Selçuklu kümbetleri üslubundaki bu kümbet, altıgen planlı olup, kesme taştan yapılmıştır. Günümüze harap bir durumda gelmiş, duvarları üzerinde birer dikdörtgen penceresi olduğu anlaşılmaktadır. Türbenin saçak altını çeviren yazı frizi çoğunlukla tahrip olmuştur. Üst örtüsü bulunmamakla beraber bunun da konik bir çatı ile örtülü olduğu sanılmaktadır.


Şeyh Tennuri Türbesi (Kocasinan)

Kayseri Cumhuriyet Mahallesi’nde Şeyh Tennuri Caddesi’ndeki Şeyh Camisi’nin bitişiğinde olan bu türbenin kitabesinden 1484 yılında Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Sultan II.Beyazıt zamanında yapıldığı öğrenilmektedir. Türbe içerisinde Şeyh İbrahim Tennuri ve oğulları ve halifeleri Şeyh Lütfullah ile Ali Sultan’ın mezarları bulunmaktadır.

Türbe kesme taştan, altıgen planlı olarak yapılmıştır. Üzeri altı köşeli bir külah ile örtülmüştür. Bu türbe Selçuklu türbe mimarisi ile Osmanlı türbeleri arasında bir geçiş olarak nitelendirilmektedir. Türbe günümüze iyi bir durumda gelmiştir.


Anonim Kümbetler (Kocasinan)

Kayseri Sahabiye Mahallesi’nde, Cürcürler Sokak’ta bulunan üç kümbetten ikisinin kimlere ait olduğu bilinmemektedir. Günümüzde çevresindeki apartmanlar arasında kalmış olup, iyi bir durumda günümüze ulaşabilmiştir. Bu kümbetlerin mimari üslubundan XII.yüzyılda yapıldıkları sanılmaktadır.

Bu kümbetlerden biri kare kaide üzerinde sekizgen planlı, kesme taştan yapılmış olup, üzeri sekiz köşeli piramidal konik bir çatı ile örtülüdür. Kümbetin her cephesine yuvarlak nişler açılmış ve bunların içine de yuvarlak kemerli birer pencere yerleştirilmiştir. Giriş kapısı oldukça sadedir. Diğer kümbet ise, kesme taştan yapılmış olup, sekizgen plan göstermektedir. Üzeri de sekizgen konik bir çatı ile örtülmüştür.

Türbelerin her ikisinin içerisinde de sandukalar bulunmamaktadır.


Ulu Hatun Türbesi (Kocasinan)

Kayseri Cürcürler Mahallesi, Buyurgan Sokak’ta bulunan bu türbe içerisinde üç kardeşe ait olduğu söylenen mezarlar bulunmaktadır. Halk arasında bu türbeye Sazgeldi Türbesi ve Dede Kümbet isimleri de verilmiştir. Türbenin giriş kapısı üzerindeki kitabesinde mealen şöyle yazılıdır:

”Burası h.765 (1863-1864)’de yapılan Hacı Geldi’nin kızı mübarek merhume şahide, makfire Allah’ın rahmetine muhtaç Ulu Hatun’un türbesidir”.

Ulu Hatun’dan sonra bu türbeye Hacı Geldi’nin oğlu Emir Mehmet ve kızı Kiçi Hatun da gömülmüştür. Günümüzde bunlara ait mezar taşları kayseri Arkeoloji Müzesi’ndedir.

Türbe kare planlı olup, kesme ve moloz taştan yapılmıştır. Günümüze oldukça harap bir durumda gelebilmiştir.


Beş Parmak Türbesi (Kocasinan)

Kayseri Erkilet yolu üzerinde bulunan bu türbenin kitabesi bulunmamaktadır. Mimari yapısından XIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Günümüzde askeri lojmanların içerisinde kalmıştır.

Türbe dikdörtgen planlı olup, düzgün kesme taşlardan yapılmıştır. Eyvan tarzında bir türbe olup, ön cephesine iki yandan merdivenlerle çıkılmaktadır. Türbenin altında mumyalık kısmı, üstünde de sandukanın bulunduğu zemin katı vardır. Türbenin üzeri konik bir çatı ile örtülmüştür.


Şeyh Tacettin Türbesi (Melikgazi)

Kayseri Tacettin Mahallesi, Etiler İlköğretim Okulu bahçesinde bulunan bu türbenin kitabesi bulunmamaktadır. Ancak, 1513 yılında yapıldığı bilinmektedir. Türbe XIV.yüzyıl Mutasavvıflarından Şeyh Tacettin’e aittir.

Kesme ve moloz taştan yapılmış olan türbe, kare planlı olup üzeri kubbe ile örtülüdür. Türbenin güneyinde basit bir kapısı ile batı duvarında da bir penceresi bulunmaktadır.


Şeyh Seyfullah Türbesi (Kocasinan)

Kayseri Cürcürler Mahallesi ile Zekai Bey Mahallesi’nin birleştiği meydanda bulunan Şeyh Seyfullah Türbesi’nin kitabesi bulunmamaktadır. Yapı üslubundan XVI.yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır.

Türbe kare planlı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. Türbenin cephesi ve köşeleri kesme taştan, diğer duvarları ile kubbesi moloz taştan yapılmıştır. Ön cephesinde yuvarlak kemerli, kesme taştan bir niş içerisinde dikdörtgen bir giriş kapısı bulunmaktadır. Günümüze harap bir durumda gelebilmiştir.

Abdurrahman Gazi Türbesi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi Samağır Köyü’nde yüksekçe bir tepede bulunan bu türbenin kitabesi bulunmamaktadır. Bununla beraber Dulkadiroğulları Beyliği zamanında Alaüddevle Bozkurt ve Alaüddevle Şahrun Beyler Kayseri çevresinde bir takım onarım ve imar işleri yapmışlardır. Türbenin de bu dönemde yapılmış olduğu sanılmaktadır.

Türbe moloz taştan altıgen planlıdır. Oldukça küçük ölçüdeki bu türbenin içerisinde sandukası bulunmaktadır. Türbenin üzeri içten kubbe dıştan da piramidal bir külahla örtülüdür.


Seyid Halil Türbesi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi, Karakaya Köyü’nde bulunan Seyyid Halil Türbesi’nin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir. Büyük olasılıkla bu türbe yakınında bulunan ve günümüze gelemeyen dergâha aittir.

Türbe moloz taştan yapılmış, altıgen planlıdır. Üzeri içten kubbe, dıştan da konik bir çatı ile örtülüdür.


Seyyid Şerif Türbesi (Develi)

Kayseri Develi ilçesinde, Eski Develi’de, Tekke Sokağı’nda bulunan türbenin kapı kemeri üzerindeki kitabesinden 1295-1296 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır.

Türbe düzgün kesme taştan, kare planlı olarak yapılmıştır. Türbenin giriş kapısı ile içerisindeki mihrabı Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örneklerini sergilemektedir.Türbenin kuzey cephesindeki kapısı biri altta, diğeri de sekiz kollu yıldızlardan oluşan iki bordürle kuşatılmıştır. Kapı kemerinin kilit taşı üzerinde üç dilimli palmet kabartması bulunmaktadır. Bunun dışında bir madalyon oluşturan yüzeyde altı köşeli yıldız motifi dikkati çekmektedir. Türbenin üzeri kubbe ile örtülü olup, dıştan hafif sivri bir görünümü vardır.

Kubbenin içerisi yatay bir meandr motifi ile çevrilmiştir. Türbenin güney duvarına mihrap yerleştirilmiş olup, mihrap üç cepheli bir niş şeklinde olup, yan tarafları yatay zikzaklarla çevrelenmiş sütunçelerle sınırlanmıştır. Ayrıca mihrap, biri niş kemerini kapsayacak biçimde iki bordürle çerçeve içerisine alınmıştır. Bunlardan dış bordür daha geniş olup, sekiz köşeli yıldızlardan oluşan şeritlerle bezelidir. Üç dilimli palmetler de onları tamamlamaktadır. Diğer bordür zikzaklar halinde ince şeritlerin kesişmesinden meydana gelmiştir.,


Dev Ali Türbesi (Develi)

Kayseri, Eski Develi’de, yerleşime hakim bir yerde bulunan türbenin kitabesinde Dev Ali isimli bir kişiye ait olduğu yazılı ise de yapım tarihi belirtilmemiştir. Türbenin batısındaki kapı ve yan taşları üzerinde bazı yazılar bulunuyorsa da bunla okunamamıştır. Bununla beraber türbenin mimari üslubu XIII. Yüzyılın sonlarına ait olduğunu göstermektedir.

Türbe sekizgen kaide üzerinde sekizgen gövdelidir. Üzeri içten kubbe dıştan sekiz satıhlı piramidal bir külahla örtülmüştür.Muntazam düzgün taştan yapılmış olan türbenin mumyalık ve mescit bölümleri bulunmaktadır. Bunların kapıları batıya açılmakta olup aynı cephededir.Mumyalık kısmı içeriden dikdörtgen planlı olup üzeri tonozla örtülmüştür. İçerisi doğu, batı,güney ve kuzey duvarlarına açılan mazgal pencerelerle aydınlatılmıştır. İç mekanın güneyinde yarım daire bir niş içerisine mihrap yerleştirilmiştir. Ayrıca türbe içerisinde Dev Ali’nin sandukası bulunmaktadır. Türbe içerisinde ve kapı girişinde diğer Selçuklu kümbet ve türbelerinde olduğu gibi bezeme bulunmamaktadır.

Türbe onarılmış ve günümüze iyi bir durumda gelmiştir.


Hızır İlyas Türbesi (Develi)

Kayseri Develi ilçesi, Eski Develi’de yerleşim alanının güneydoğu ucundaki bir tepe üzerinde bulunan bu türbenin kitabesi bulunmamaktadır. Bununla beraber yapı üslubundan ve Seyyid Şerif Türbesi’ne olan benzerliğinden XIII.yüzyılın sonlarında yapıldığı anlaşılmaktadır.

Türbe kesme taştan, kare planlı olarak yapılmıştır. Üzeri kubbe ile örtülüdür. Türbenin kuzey cephesindeki giriş kapısı dikdörtgen şekilde kubbeye kadar ulaşmaktadır. Bunun içerisindeki yuvarlak kemerli bir nişte beyaz mermer söveli giriş kapısı bulunmaktadır. Giriş kapısı üzerindeki beyaz mermerden kitabelik kısmında yazı ve süsleme bulunmamaktadır. Giriş kapısını sınırlayan burmalı sütunçeler rumi ve palmetlerden oluşan bir bordürle kuşatılmıştır.

Türbenin güney duvarındaki mihrap Seyyid Şerif Türbesi’nde olduğu gibi, türbenin en süslü bölümüdür. Burada bulunan üçgen kesitli beş sıra yivle derinleştirilen mihrap nişi bir yazı frizi ile kuşatılmıştır. Mihrabı kuşatan iki bordürden dışta olanı taç yaprakları, basit Rumiler ve üç dilimli palmetlerle çevrelenmiştir. Ayrıca bitkisel kompozisyonlar da onları tamamlamıştır. Diğer bordür yatay zikzaklardan oluşmuş mihrap mukarnaslarının üzerinde, köşelerinde düğümler oluşturmuştur. Ayrıca birbirleri ile geçmeler yapan palmetler, Rumilerden oluşan bitkisel kompozisyonlar da onları tamamlamıştır.


Ebce Sultan Türbesi (Develi)

Kayseri Develi ilçesinin 15 km. güneydoğusunda, Ebce Köyü’nde bulunan bu türbe, yanındaki mescit ile birlikte yapılmıştır. Yapım tarihini belirten kitabesi bulunmamakla beraber, kaynaklarda 1317 yılında onarıldığı belirtilmektedir. XIII.-XIV.yüzyıla tarihlendirilen bu yapı, geçirdiği onarımlar sonucunda mimari özelliğini bütünüyle yitirmiştir.

Türbe kare planlı, yanındaki mescit dikdörtgen planlıdır. Moloz taştan yapılan türbenin üzeri sonraki dönemlere tarihlendirilen kubbe ile örtülmüştür. Giriş kapısı oldukça küçük ve dar olan türbe üç büyük pencere ile aydınlatılmıştır. Türbenin altında mumyalık kısmı bulunmakta olup, üzerindeki bölümde ahşap sandukası vardır.


Şeyh Ümmi Türbesi (Develi)

Kayseri Develi ilçesi Büyük Yazı Mevkiinde bulunan mezarlığın kuzeyindeki türbe, halk arasında Şeyh Ümmi olarak tanınan bir kişiye aittir.

Mimari yönden herhangi bir özellik taşımayan bu türbenin etrafı moloz taştan bir duvarla çevrilmiştir. Açık türbe olup, kitabesi bulunmamaktadır.


Melikgazi Türbesi (Pınarbaşı)

Kayseri Pınarbaşı ilçesi, Melikgazi Köyü’nde bulunan Melikgazi Türbesi yüksek bir tepenin yamacındadır. Kitabesi bulunmamakla beraber Melik Gazi’nin yaşadığı dönem ve türbenin mimari yapısı ve bezemeleri dikkate alındığında XII.yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır.

Türbe kare kesitli bir plan üzerine kaide kısmı kesme taştan, tamamı tuğladan yapılmıştır. Klasik Selçuklu türbelerinde olduğu gibi iki bölümden meydana gelmiştir. Türbenin alt katında mumyalık, üst katında da sandukaların yer aldığı bölüm bulunmaktadır. Mumyalık kısmına türbe girişinin altındaki kapıdan girilmektedir. Sonraki yıllarda yapının içerisinden de buraya açılan bir geçit yapılmıştır. Mumyalık kısmı çapraz tonozlu ve haç planlıdır. Bu bölümün dışı kesme taştan, içerisi de tuğla moloz taş karışımı ile yapılmıştır. Mumyalığın üzerinde, sandukanın bulunduğu üst kat ince ve yassı tuğlalardan örülmüştür. Türbenin üzeri içten tromplu kubbe, dıştan da altıgen bir kasnak üzerine sivri külah şeklindedir.

Türbenin bütün dış yüzeyi zengin tuğla dekorasyonu ile kaplanmıştır. Burada birbirinden farklı geometrik motifler, baklava ve zikzak şekilleri iç içe geçerek bütün yüzeyi kaplamıştır. Son derece itinalı bir işçilikle duvarlar bezenmiştir. Bunun yanı sıra türbenin dört cephesine birer mazgal pencere açılmıştır. Bu mazgal pencerelerin bulunduğu cepheler dikdörtgen çerçeve içerisinde sivri kemerli, kabartma silmelerle bölümlere ayrılmıştır.

Türbe içerisinde yedi sanduka bulunmaktadır. Bu türbe Meraga’da Kümbeti Kırmız, Niksar’da Kırkkızlar, Sivas’ta Keykavus I’in türbesi ile yakın benzerlik göstermektedir.


Esma Hanım Türbesi (Talas)

Kayseri, Talas ilçesi, Bahçelievler Mahallesi, Talas Mezarlığının içerisinde Ali Saib Paşa’nın annesi Esma Hanım’ın Türbesi bulunmaktadır. Kitabesinde Esma Hanım’ın 1866 yılında öldüğü, türbenin de ölümünden 24 yıl sonra 1890’da yapıldığı belirtilmiştir. Türbenin doğu cephesinde bulunan dört satır halindeki talik yazı ile kitabesinin mealen anlamı şöyledir:

Rahmet-i endüs-i ezel Hazret-i Esma Hanım
Mihriban mader-i İsmet-ver-i Sa’ib Paşa

Bu cihandan ikiyüzsekseniki salında
El çekip kıldı nihan hane-i kabri me’va

Zade ismet-i ser asker Sa’ib-i himmet
İstüne türbe yapub ruhunu etti ihya

Bi bedel yazdı bu tarih-i selisi Muhtar
Yaptı bu türbe-i ul-ya Ali Saib Paşa
1307 (1890).

Esma Hatun Türbesi XIX.yüzyıl batı mimarisi üslubunda tamamen kesme taştan yapılmıştır. Sekizgen planlı türbenin üzeri kubbe ile örtülü olup, kubbe uzantısı üzerine alem yerleştirilmiştir. Türbenin cepheleri dışarı taşkın beyaz mermer kornişlerin üzeri birbirleri ile yuvarlak kemerlerle bağlanmıştır. Bu kemerlerin kornişlerle birleştiği yerler ince bir şeritle dış cepheyi ikiye bölmüş, bunların üzerine de yuvarlak pencereler açılmıştır. Alt kısımda da dikdörtgen söveli, kafesli pencereler bulunmaktadır.


Gülbaba Türbesi (Tomarza)

Kayseri Tomarza ilçesi, Gülveren Mezarlığı içerisinde bulunan bu türbenin Gül Baba’ya ait olduğu söylenmektedir.
Gül Baba ile ilgili halk arasında bir çok söylence bulunmaktadır. Savaşlarda askerlere görünerek onlara su dağıttığı, nereli olduğu sorulduğunda; Tomarza’nın Gülveren Köyü’nden olduğunu söylemektedir. Ayrıca bu kişinin Melik Gazi’nin askerleri arasında olduğuna da inanılmaktadır.
__________________
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Medreseleri


Huand Hatun Medresesi (Melikgazi)

Kayseri Kalesi’nin doğusunda, şehri çevreleyen surların dışında, Kağnı Pazarı’nda bulunan Huand Hatun Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturan Medrese, Sultan I.Alaaddin Keykubat’ın eşi ve II.Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi Mahperi Huand Hatun 1237-1246 yıllarında yaptırmıştır.

Huand Hatun Medresesi’nin Mahperi Hatun (Huand Hatun) tarafından yaptırıldığı ileri sürülürse de bunu belirten bir kitabeye rastlanmamıştır. İki eyvanlı medrese sivri kemerli, tonozlu revaklarla doğudaki yazlık dershane eyvanı ile yanındaki klasik dershane ve hücrelerden meydana gelmiştir. Medrese avlusunun sağ ve solunda sekizerden on altı hücre bulunmaktadır. Giriş eyvanının karşısına büyük bir eyvan yerleştirilmiştir. Baş eyvan denilen bu bölümün sağında iç içe bölmeli bir kısım ile türbe girişi ve salonda kare planlı dershane bölümü bulunmaktadır. Batı yüzünün köşelerine de kuleler yerleştirilmiştir.

Giriş eyvanının sağındaki mekan medresenin mescidi olarak düzenlenmiştir. Bu yapıda da camide olduğu gibi duvarların köşelerine takviye kuleleri yerleştirilmiştir. Bunlardan kuzey köşesindeki kule prizmatik, diğerleri de silindirik şekildedir. Bu yapı ile ilgili bazı iddialara göre medrese camiden önce yapılmıştır. Günümüze gelebilen izlerden anlaşıldığında göre, eyvanın önündeki tonozla örtülü doğu revakı sonradan buraya eklenmiştir. Daha sonra bu tonoz yıkılmış ve bir daha da yapılmamıştır. Medresenin bezemesi ile dikkati çeken ana giriş kapısı batı yönünde olup, oldukça gösterişlidir. Kayseri’nin İçkale’si yakınında, kalenin önemli kapılarının birisinin karşısında kurulmuş olan medrese son derece itinalı bir işçilik göstermektedir. Medrese eyvanındaki çörtenler aslan başı şeklindedir.

Medrese bugün hediyelik eşya çarşısı olarak kullanılmaktadır.

Gevher Nesibe Tıp Medresesi ve Darüşşifası (Kocasinan)

Kayseri’nin Yenice Mahallesi’nde bulunan Gevher Nesibe Tıp Medresesi ve Darüşşifası, Anadolu Selçuklu Hükümdarı I.Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından kız kardeşi Gevher Nesibe Sultan adına 1205-1206 yılında yaptırılmıştır. Medrese ve darüşşifa birbirine bitişik iki bina olduğundan halk arasında Çifte Medrese veya İkiz Medrese ismi ile de tanınmaktadır. Medrese ve darüşşifanın vakfiyesi bulunamamıştır. Bununla beraber Kayseri Tahriri ve Evkaf Defterlerinde bu bilgiler bulunmaktadır.

Gıyasiyye Medresesi ve Şifaiyesi dünyanın ilk uygulamalı tıp okuludur. Her iki bina da dikdörtgen planlı olup, 60 m. uzunluğunda, 40 m. genişliğindedir.

Medresenin yapımı ile ilgili bir söylence bulunmaktadır. Buna göre; Gevher Nesibe Sultan bir Selçuklu kumandanına aşık olmuş ancak, hükümdar bu evliliğe izin vermemiştir. Bir süre sonra kumandanın şehit düşmezi üzerine de Sultan üzüntüsünden verem olmuştur. Sultan ölmeden önce Gıyaseddin Keyhüsrevden kendisi gibi çaresiz hastaları tedavi edecek hekimlerin yetiştirilmesi için bir medrese yapılmasını istemiş ve bütün servetini de bu iş için bağışlamıştır. Bu olaydan üzüntü duyan Gıyaseddin Keyhüsrev ikinci defa tahta çıktığında, kız kardeşinin vasiyetini yerine getirmek üzere Gıyasiye Medresesi ile arkasındaki Şifaiyye Medresesini yaptırmıştır. Bundan sonra Gevher Nesibe Sultan da medrese içerisindeki türbesine gömülmüştür.

Yapı topluluğu Osmanlı döneminde onarılmıştır. Bu onarımlardan ilkini vakfın mütevellisi İsmail Efendi, mimar Ömer Beşe’ye yaptırmış, bu arada bir de hamam yapılmıştır. Maarif Vekaleti Müzeler ve Antikiteler Müdürlüğü (Milli Eğitim Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü) 1942 yılında Şifaiyye’nin taç kapısını onarmıştır. Bunun ardından Vakıflar Genel Müdürlüğü 1955-1956 yılında yapıyı bir kez daha onarmıştır. Erciyes Üniversitesi 1980 yılında yapıyı onarmış ve Tıp tarihi Müzesi haline getirmiştir.

XIII.yüzyılda bu tür tıp kuruluşlarında, Gıyasiyye’de teorik, Şifaiyye’de de pratik olarak sürdürülmektedir. Medrese ve Darüşşifa’nın girişi güney yönündedir. Yapı sarımtırak kesme taşlardan yapılmıştır. Duvarların iç dolgusunda kireç harçlı moloz taş kullanılmıştır. Darişşifa’nın taç kapısı geometrik bezemeli, sivri kemerli bir kuşakla çevrelenmiş mukarnaslı olup, üç taraftan örgü motifli bordür ve enli bir silme ile kuşatılmıştır. Kapının üst yüzeylerine geometrik desenli iki büyük kabartma rozet yerleştirilmiştir. Bunların ortasına da dikdörtgen bir taş üzerine tıbbın monogramı olan iki yılan figürü ve on iki dilimli bir çarkıfelek konulmuştur. Girişin iki yanında birer mihrap bulunmaktadır. Bunlardan sağdaki mihrabiyenin üzerinde bir çerçeve içerisinde aslan kabartması bulunmaktadır. Bunun karşısında olması gereken kabartma ise restorasyon öncesinde yok olmuştur. Girişin üzerine de 2.50x0.78 m. ölçüsünde dikdörtgen beyaz mermerden kitabe konulmuştur. Ancak bu kitabenin bazı yerleri kırılmış ve tam olarak da okunamamaktadır. Selçuklu nesihi ile yazılan bu Arapça kitabe iki satırlıdır. Restorasyon öncesinde Sahip Ata Medresesi’nde saklanan bu kitabe onarım sonrasında yerine konulmuştur. Bu kitabede mealen şöyle yazmaktadır:

“Kılıçaslan oğlu, dinin ve dünyanın koruyucusu, büyük sultan Keyhüsrev zamanında , zamanı daim olsun, Kılıçaslan’ın kızı, din ve dünyanın ismeti Melike Gevher Nesibe’nin vasiyeti olarak h.602 (1205) yılında yaptırılmıştır”.

Gıyasiye Medresesi’nin orijinal kapısı tamamen yıkılmış, Osmanlı döneminde bugünkü yuvarlak kemerli kapı yapılmıştır.

Medrese ve Darüşşifa birbirlerine koridorla bağlı iki ayrı yapı olup, dört eyvanlı kapalı avlu plan tipindedir. Her ikisinde de 7.00x12.00 ölçülerinde birer havuzlu avlu vardır. Bu avlunun çevresi sivri kemerli, tonoz örtülü revaklar ve arkalarındaki odalardan meydana gelmiştir. Odaların hepsi küçük olup, revaklara açılmaktadır.

Gıyasiyye Medresesi kuzey-güney doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlı bir yapı olup, doğusunda dört, batısında da beş payeye oturan revaklar bulunmaktadır. Eyvan önüne rastlayan revaklar daha geniştir. Doğu tarafında eyvanla köşedeki kışlık dershane arasında Gevher Nesibe Sultan’ın türbesi bulunmaktadır. Bu türbe sekizgen planlı olup, içten tromplu, dıştan da çokgen kasnağa oturan sivri bir külahla örtülüdür. Türbenin üst mekanına iki taraftan dörder basamaklı merdivenle çıkılmaktadır. Buradaki sanduka zaman içerisinde kaybolduğu için mescit olarak kullanılmıştır. Bu mekan yarım yuvarlak ve dikdörtgen niş,lerle genişletilmiştir. Güneydeki niş mihrap şekline sokulmuştur. Türbenin çatısı üzerinde Selçuklu sülüsü ile çepeçevre dolaşan Ayetül Kürsi ve Kuran’dan alınma diğer ayetler buraya yazılmıştır. Türbenin mumyalık kısmının kapısı dikdörtgen olup, üzeri tonozla örtülmüştür. İçerisi iki küçük yarıktan ışık almaktadır. Buradaki mezar 1980 yılında yenilenmiştir.

Gıyassiye Medresesi’nin kuzey köşesinde bulunan dershane iki pencerelidir. Bunlardan büyük olanı kuzey duvarından dışarıya, küçük olanı da büyük eyvana açılmaktadır. Yazlık dershane önünde revak olmadan doğrudan doğruya avluya açılmaktadır. Bunun da biri kuzeye diğeri batıya açılan iki penceresi vardır. Bu eyvanın solunda doğu ve batı yönünde dikdörtgen planlı büyük bir oda yer almaktadır. Bu bölümün kışlık dershane olduğu sanılmaktadır. Bu dershanenin önünden başlayan yüksek tonoz örtülü bir koridor da şifahaneye uzanmaktadır. Burada yapılan kazılarda, bu koridorun altındaki yivli künklerden yapıya su getirildiği öğrenilmiştir.

Şifaiyye Gıyasiyye Medresesi’ne benzeyen bir plan tipi göstermektedir. Yalnızca ortadaki avlu ve havuz kare planlıdır. Şifaiyye’nin kuzey ve güney eyvanlarının aynı eksende olmasına rağmen hastaların güneş alabilmeleri için batıdaki eyvan biraz daha güneye kaydırılmıştır. Şifaiyye’nin giriş eyvanı batı revakına açılmakta ve büyük eyvan dışındaki bölümlere birkaç basamakla çıkılmaktadır. Buradaki avlu dört taraftan on payenin taşıdığı sivri tonozlu revaklarla çevrilmiştir. Buradaki payelerden sekizi kare, büyük eyvanın önündeki ise L şeklindedir. Kuzeye ve doğuya iki penceresi bulunan büyük eyvanın doğusunda iç içe iki oda bulunmaktadır. Bu odalardan karanlık olanının ilaçların hazırlandığı yer olduğu sanılmaktadır. Büyük eyvanın batısındaki oldukça gösterişli bir kapıdan girilen kuzey-güney yönündeki dikdörtgen mekan ve ona açılan kare şeklinde üç oda bulunmaktadır. Belki de buradaki uzun mekanın ameliyata hazırlık, diğerlerinin de ameliyat yapılan yerler olduğu düşünülmelidir.

Avlunun güneybatı köşesinde sivri tonozlu koridor çevresindeki odalar hastalara aittir. Bu odalar orta koridorun sağ ve solunda dokuzardan on sekiz oda, sıralanmış hücreler halindedir.Koridorun karşısındaki odadan ise Şifaiyye’nin hamamına geçilmektedir. Hamam kare planlı tuğladan yapılmış ve üzeri çapraz bir tonozla örtülmüştür.


Seraceddin Medresesi (Melikgazi)

Kayseri Gavremoğlu Mahallesi, Huand Hatun Külliyesi’nin güneydoğusunda bulunan bu medrese, Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Serâceddin Lala Bedir tarafından 1238 yılında yaptırılmıştır. Medrese aynı zamanda Küçük Huand Hatun Medresesi olarak da tanınmaktadır.

Selçuklu medreselerinin küçük bir örneği olup, açık ve revaklı avlusu üç eyvan ile çevrelenmiştir. Duvarları kesme taştandır. Yapıda ve giriş kapısında herhangi bir süsleme elemanına rastlanmamaktadır. Yalnızca diğer medreselerden ayrı olarak dış duvarlarının üzerinde sıra halinde mazgallı bir parmaklık dolaşmaktadır. Giriş kapısı üzerinde dört satırlı kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabe mealen şöyledir:

“Bu medrese Keykubadoğlu, büyük sultan, din ve dünyanın kurtarıcısı Kasimmu Emiri’l-mü’mi nin Gıyaseddin Keyhüsrev devrinde 636’da (1238-1239) Allah’ın yardımına muhtaç zayıf kul Serâceddin Lala Bedir marifetiyle yapıldı”.


Sahibiye (Sahip Ata) Medresesi (Kocasinan)

Kayseri Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan Sahibiye Medresesi, 1267 yılında, Selçuklu vezirlerinden Sahip Ata Fahrüddin Ali tarafından, yanındaki çeşme ile birlikte yaptırılmıştır. Giriş kapısı üzerinde bunu belirten kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Bu mübarek medresenin yapılmasını Kılıçaslan oğlu Yüce Sultan, Sultanlar sultanı, din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi Keyhüsrev zamanında, Allah mülkünü daim kıla 666 (1267) yılı aylarında Allah’u Teala’nın rahmetini uman kul Hüseyin oğlu Sahip Ali emretti”.

Sahibiye Medresesi Klasik Selçuklu üslubunda yapılmış bir medresedir. Medrese yontma taştan yapılmıştır. Medresenin eyvanlı iki büyük dershanesi, bir avlu çevresinde sıralanmış revaklı odalardan meydana gelmiştir.
Giriş kapısı mukarnaslı olup, onları kırık bir yay şeklinde bir kemer çevirmektedir. Kapının iç tarafında geometrik bezemeler arasında Hadis-i Şerif yazısı dolanmaktadır. Medresenin giriş kapısı ile iki köşesinde bulunan kuleleri ile görkemli bir görünüşü vardır.

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılan medresenin avluya bakan odaları günümüzde iş yeri olarak kullanılmaktadır.



Hacı Kılıç Medresesi (Kocasinan)

Kayseri İstasyon Caddesi’nde bulunan Hacı Kılıç Medresesi ve Camisi II.Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğlu İzeddin Keykavus zamanında 1249-1250 yılında yaptırılmıştır.

Medrese ve cami birbirine bitişik olarak yapılmış olmalarına rağmen her ikisinin de ayrı ayrı girişleri bulunmaktadır. Bunlardan sol taraftaki camiye, sağ taraftaki de medreseye aittir. Cami ve medresenin giriş kapıları mukarnaslar ile bezelidir. Her ikisinin üzerinde Tevbe Suresi’nden Ayet’ler yazılıdır. Medresenin giriş kapısı üzerinde kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabede mealen;

“Bu mübarek medresenin yapılmasını Keyhüsrev oğlu, yüce sultan, din ve dünyanın şerefi, fetihler sahibi, Keykavus devrinde 647 (1249-1250), zayıf kul, Tusluoğlu Ebu’l Kasım eliyle emretti” yazılıdır.

Medrese Selçuklu medrese plan düzeninde, açık avlulu, revaklı, dikdörtgen planlı olup, kalın taş duvarlı olarak yapılmıştır. Medresenin doğusundaki giriş eyvanının karşısında ana eyvan bulunmaktadır. Ana eyvanın yanında büyük bir dershane, avlunun doğu ve kuzeyinde de hücreler sıralanmıştır.

Medresenin güneyi yanındaki Hacı Kılıç Camisi ile bitişiktir. Giriş eyvanının güneyindeki sivri tonoz örtülü bir girişle de yanındaki türbeye geçilmektedir.

Kölük Medresesi (Melikgazi)

Kayseri’de Düvenönü semtinde Gülük Mahallesi’nde bulunan Kölük (Gülük) Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturan Medrese, yapı topluluğu ile birlikte XIII. Yüzyılda Danişmendliler döneminde yapılmıştır. Medrese cami ile birlikte 1835-1856 yıllarında onarılmıştır.

Medrese, plan düzeni olarak belirli bir medrese plan tipine uymamaktadır. Batıdaki giriş kapısından üst kata çıkışı sağlayan merdiven bulunmaktadır. Bunun üzerinde tonoz örtülü bir oda vardır. Batı yönünde ise tüm mekanların sıralandığı ince uzun beşik tonozlu bir koridor ve medrese odaları bulunmaktadır.


Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Medresesi (İncesu)

Kayseri İncesu ilçe merkezinde bulunan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturan Medreseyi yapı topluluğu ile birlikte Merzifonlu Kara Mustafa Paşa 1670 tarihinde yaptırmıştır.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Külliyesi iki büyük avlu etrafında toplanmıştır. Medreseden günümüze bir dershane hücresi ile yedi öğrenci hücresi ulaşabilmiştir. Ancak medresenin vakfiyesinde burada on beş hücre bulunduğu yazılıdır. Büyük olasılıkla günümüze ulaşamayan 18 medrese hücresi L şeklinde idi. Burada yapılacak bir kazı çalışması medresenin tam planını ortaya koyacaktır. Vakfiyeden öğrenildiğine göre, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa bu medreseye bir çok kitap vakfetmiştir. Günümüzde bu kitapların bir bölümü Kayseri’deki Raşit Efendi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Hamidiye Medresesi (Develi)

Kayseri Develi ilçesinin 50 km. güneybatısında bulunan Şıhlı’daki Hamidiye Medresesi kitabesinden öğrenildiğine göre Sultan II.Abdülhamid döneminde 1891-1892 yılında yapılmıştır.

Hamidiye Medresesi Klasik Osmanlı medrese plan şemasının bir devamı niteliğinde olup, 37.00x44.00 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. Medrese muntazam kesme taştan yapılmıştır. Yer yer de siyah ve beyaz taşlar kuşak olarak kullanılmıştır.
Bugün medresenin yol seviyesinin altında kalmış kuzey cephesinde giriş portali bulunmaktadır. Bu portal üç sıra halinde kaval silmelerle çevrelenmiştir. Ayrıca bu giriş yuvarlak kemerli olup, ana yapıdan iki kat yüksekliğinde dikdörtgen görünümdedir. Giriş kapısının üzerinde kitabesi bulunmaktadır. Portalin kilit taşı üzerindeki akantüs yapraklarından başka bir bezemeye rastlanmamaktadır. Giriş kapısının kuzey duvarından yükselen bölümü arka cephede ikinci kat olarak odaya dönüştürülmüş ve buraya iki yönden taş merdivenlerle çıkılmaktadır. Büyük olasılıkla bu mekan medresede ders veren müderrise aittir.

Medresenin avlusu revaklı ve ortasında bir de havuzu bulunmaktadır. Bunun çevresinde 24 hücre vardır. Bu hücreler sütunların taşıdığı yuvarlak kemerli bir revakın arkasındadır. Hücreler bir kapı ve bir pencere ile avluya açılırlar. Revekların ve hücrelerin üzeri ahşap kirişlerin taşıdığı düz bir damla örtülmüştür.

Hamidiye Medresesi 1932 yılında onarılmıştır. Günümüzde ilköğretim okulu olarak kullanılmaktadır.
__________________

 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Hanları


Sultan Hanı (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi, Büyük Tuzhisar Bucağı, Sultanhanı Köyü’nde bulunan bu han Kayseri’ye 47 km. uzaklıktadır. Sultan Hanı’nın kitabesi bulunmasına rağmen silindiğinden okunamamaktadır. Bununla beraber hanın Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubat zamanında 1232-1236 tarihleri arasında yapıldığı bilinmektedir. Bu han Konya Sultan Hanı’ndan daha büyük ölçüde olup, plan olarak ona benzemektedir.

Sultan Hanı’nın en büyük özelliği de burada bir bakıma sigorta sisteminin uygulanmış oluşudur. Hana gelen yolcular gecenin her saatinde içeri girebildikleri halde çıkışları sabahları belirli bir saatle sınırlıdır. Çıkış saati gelmeden önce yolcular beraberlerindeki eşyaları kontrol eder ve eksikleri bulunmuyorsa dışarı çıkarlardı. Ayrıca bu han vakıf olarak çalıştığı için yolcular üç gün ücret ödemeden kalır, üç günden sonra ücret öderlerdi. Burada hastalanan yolcular da iyileşinceye kadar burada ücretsiz kalırlardı.

Sultan Hanı dıştan kaleyi anımsatacak bir şekilde dikdörtgen planlı bir yapıdır. Girişi hanın batı yönündedir. Giriş kapısı kare kaideli yarım daire kulelerle korunmaktadır. Hanın anıtsal bir girişi vardır. Bu girişin üzerindeki kitabede;

“Elmülkü lillahüvelbaki, elvahidülkahhar, essultan, Essultanazam, şeyhinşahımuazzam, Gıyasüddin, veddeyle Kekkubad Bin Keyhüsrev kısmün emirül Mü’minin tarihi sene Selase mietün minbadil hicre” yazılıdır.

Bu anıtsal girişten kare planlı avluya girilmektedir. Bu avlunun üç tarafı yazlık kısmı ile dikdörtgen planlı kışlık kapalı bir kısımdan meydana gelmiştir. Kışlık kısmın girişi ayrı bir kapıdandır. Avluyu çevreleyen revakların arkasında odalar sıralanmıştır. Hanın doğudaki revağı dış duvarlara kadar uzanır. Burası aynı zamanda arabalık ve hayvanların barındığı yer olarak kullanılmakta idi. Avlunun güneyindeki Selçuklu üslubunda yapılmış anıtsal kapıdan kapalı büyük bir salona geçilir. Bu salon tonozlarla örtülmüş olup, merkezdeki tonozun üzerinde pandantiflere dayanan bir kubbe bulunmaktadır. Bu kubbenin kitabesinde fetih ayeti yazılıdır.
Avlunun ortasında küp şeklinde, kemerler üzerine oturan bir mescit bulunmaktadır. Bu mescidin güney cephesi geometrik ve çiçek motifleri ile kaplanmıştır. Ayrıca kemer yanlarından yukarıya doğru çıkıp birleşen ejder başları da portale ayrı bir görünüm vermektedir.

Hanın güneybatı köşesinde beş bölümlü daire planlı bir hamam bulunmaktadır. Avlunun sağındaki revaklı bölümden bu hamamın giriş holüne geçilmektedir. Hamam soyunmalık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir.

Hamam Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.



Karatay Hanı (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi, Elbaşı Bucağı Karadayı Köyü’ndedir. Karatay Hanı’nın kitabelerine göre; giriş bölümü Sultan I.Alaaddin Keykubat, avlu bölümü II.Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde (1240-1241) 1240 yılında tamamlanmıştır. Selçuklu dönemi tarihçilerine ve vakfiyesine göre de bu hanın kurucusu Atabey Emir Celaleddin Karatay’dır.

Karatay Hanı, XIII.yüzyıl başlarındaki Sultan Hanı plan şemasına göre yapılmıştır. Hanın kuzey yönünde görkemli bir girişi bulunmaktadır. Oldukça iri saç örgülü kuleler bu girişe daha görkemli bir görüntü vermiştir. Girişin üzerindeki kitabede de Selçuklu vezirlerinden Celaleddin Karatay tarafından yaptırıldığını belirten yazı bulunmaktadır.

Karatay Hanı çevresinde çeşitli mekanların bulunduğu avlulu kare bir bölüm ile bunun arkasında, dikdörtgen planlı, daha küçük ve kapalı bölümden meydana gelmiştir. Hanın tüm duvarları düzgün kesme taştan yapılmıştır. Ana duvarlar altısı köşelerde olmak üzere 18 kule ile desteklenmiştir. Giriş cephesindeki paye biçiminde örgülü kuleler ve yıldız biçimindeki köşe kuleleri, diğer cephelerde ise üçgen, sekizgen, dörtgen ve yuvarlak kesitli destek kuleleri bulunmaktadır.

Giriş cephesindeki portal dışa taşkın ve oldukça yüksektir. Bu kapı geometrik ve bitkisel motiflerin yanı sıra insan ve hayvan figürleri ile de dikkati çekmektedir. Bitkisel bezemenin arasına gizlenmiş olan bu figürlerin kökeninin Orta Asya Şaman geleneklerine dayalı koruyucu semboller oldukları düşünülmektedir. Girişin mukarnaslı bölümündeki bitkisel motifli bordürün ucunda karşılıklı iki aslan ve iki çıplak kadın kabartması ile üst üste insan ve boğa başları buraya yerleştirilmiştir. Duvara dayalı köşedeki sütunların iki yüzüne de kuş ve aslan kabartmaları, iç yüzüne Rumiler arasında ikişer siren kabarması yerleştirilmiştir. Giriş cephesindeki iki su oluğunun (çörten) biri kanatlı aslan, diğeri de iki boğa kabartması arasında çömelmiş insan şeklindedir.

Hanın 13 m. uzunluğundaki giriş eyvanının sonunda Hızır Köşkü’ne benzeyen bir yapı grubu bulunmaktadır. Sonradan burası türbe olarak düzenlenmiştir. Buradaki yıldız tonozlu çeşme eyvanının kemeri üzerinde mukarnaslı nişler içerisinde fil, aslan, boğa, ejder, kuş, tavşan gibi on beş küçük hayvan figürü de peş peşe sıralanmıştır. Ayrıca giriş eyvanının avluya yönelik kemeri ejderha başları ile sonuçlanan düğümlü geçme motifleri ile bezenmiştir.

Giriş eyvanının diğer tarafındaki kubbeli bölüm hanın mescididir. Mescidin geometrik ve bitkisel motifli bordürlerle kuşatılmış kapısı avlu cephesine açılmaktadır. Mescidin diğer yanındaki basamaklarla da Ezan Köşkü’ne çıkılmaktadır. Mescidin doğusundaki bir koridordan da hamam kısmına geçilmektedir. Bu hamam plan ve örgü sistemi yönünden Kayseri Sultan hanı’nın hamamına benzemektedir.

Hanın hol bölümü yedi nefli olarak düzenlenmiştir. Buradaki sivri kemerli, beşik tonozlu yan nefler daha yüksek olan orta nef tarafından kesilmektedir. Orta nefin merkezinde piramidal külahlı içten bir kubbe oturtulmuştur. Ayrıca bu orta nefin iki yanındaki nefler sekiler halinde yükselerek yolculara ayrılmıştır. En dıştaki nefler hayvanlara ayrılmıştır. Bunların önünde blok taştan yemlik ve yalaklar bulunmaktadır.

Bu han XIV.yüzyılda zaviye şekline dönüştürülmüştür. Kayseri Karatay Hanı’na ait 26 m uzunluğunda deri üzerine yazılı vakfiyesi Kayseri Müzesi’nde bulunmaktadır.


Vezir Han (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Kapalı Çarşı’nın güneybatı köşesinde bulunan Vezir Hanı’nı Sultan III.Ahmet döneminde Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa 1727 yılında yaptırmıştır.

Vezir Hanı üç bölümden meydana gelmiş, kesme taştan bir yapıdır. Han iç ve dış olmak üzere iki bölüme ayrılmaktadır. Ortadaki avlu çevresinde taş kemerlerin oluşturduğu revağın arkasına odalar sıralanmıştır. İki katlı olan hanın ikinci katına büyük taş merdivenlerle çıkılmaktadır.

Günümüzde bu han, halıcı, pamuk ve yüncü esnafının toplandığı çarşı olarak kullanılmaktadır.


Pamuk (Kapan) Hanı (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde, Kapalı Çarşı’nın batısında bulunan bu han XV.yüzyılda, Osmanlı döneminde yapılmıştır. Pamuk Hanı’na ayrıca Pembe Han ve Kapan Hanı ismi de verilmiştir.

Han iki katlı kare planlı küçük bir yapıdır. Hanın dış duvarları kesme taştan, ara bölmeleri, tonozları moloz taştan yapılmıştır. Sivri kemerli, tonozlu giriş kapısından kare planlı açık bir avluya geçilmektedir. Bu avlunun etrafında iki kat halinde odalar sıralanmıştır. Değişik dönemlerde bir çok onarıma ve tadilata uğramış olup, orijinalliğinden büyük ölçüde uzaklaşmıştır.

Günümüzde bu han Pamukçular Çarşısı olarak kullanılmaktadır.


Cırgalan Hanı (Talas)

Kayseri Talas ilçesi Başakpınar Köyü’nde bulunan Cırgalan Hanı, Sultan I.Alaaddin Keykubat zamanında, XIII.yüzyılda yapılmıştır. Cırgalan Hanı günümüze harap bir durumda, yıkıntı halinde gelmiştir. Bu han yeterince incelenmemiş ve yayınlanmamıştır. Bununla beraber, Talas üzerinden geçen eski kervan yolunun bağlantı yerinde yapıldığı bilinmektedir.

Günümüze gelebilen kalıntılarından dış cephelerinin kesme taştan yapıldığı, bunun arkasındaki duvarların ise moloz taştan olduğu görülmektedir. Ancak bu hanın planını çıkarmak mümkün olamamıştır.


Hanlar Hanı (Talas)

Kayseri Talas, Harman Mahallesi’nde Harman Camisi’nin doğusundaki cadde üzerinde yer alan küçük bir handır. Kitabesi bulunmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.

Han bugün tamamen özelliğini kaybetmiştir. Dıştan bakıldığı zaman bu yapının bir han olduğu da anlaşılmamaktadır. Han kesme taştan yapılmıştır. İç kısmında sivri kemerli bölümleri oluşturan mekanlar görülmektedir. Bununla beraber hanın planını çıkarmak mümkün olamadığı gibi kaynaklarda da ismine rastlanmamaktadır. Günümüzde kahve olarak kullanılan bu hanın doğusundaki arka bölümü de depo haline getirilmiştir.
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Kütüphaneleri


Raşit Efendi Kütüphanesi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde, Ulu Cami’nin bitişiğindeki kütüphaneyi, Reisül Küttap Mehmet Raşit Efendi 1796 yılında yaptırmıştır. Raşit Efendi buradaki kitapların büyük bir kısmını kendi koleksiyonundan 925 cildi yazma, 18 cildi İbrahim Mütefferika baskısı toplam 943 kitap vermiş, ayrıca İstanbul’dan da birçok yazma kitabı buraya göndermiştir. Bu kütüphanenin dünya literatüründe isim yapmasından ötürü 1552 tarihinde kurulmuş olan Kadı Mahmut Vakfı kitaplarının büyük bir kısmı da buraya taşınmıştır. Bunu Erkilet’teki Sadrazam Mehmet Paşa’nın, Hunat Medresesi içerisindeki Hacı Halil Efendi’nin ve İncesu’daki Kara Mustafa Paşa Kütüphanelerinin kitapları da buraya gönderilmiştir. Günümüzde kütüphanenin ilkokul ve ortaokul bölümleri bulunmaktadır. Ayrıca ödünç verme bölümü ve gezici kütüphanesi de bulunmaktadır. Kayseri’nin tek yazma kütüphanesi olan bu kütüphaneye geçtiğimiz yüzyılda cami içerisinden girilirken sonradan güney tarafına bir kapı açılmıştır.

Kütüphane kesme taştan bir yapı olup, Ulu Cami’nin duvarına bitişiktir. Üç basamaklı giriş kapısından beşik tonozlu uzun bir koridora girilmektedir. Bu koridorun sağındaki kapıdan camiye, solundaki kapıdan da okuma salonuna geçilir. Okuma salonu kare planlı olup, üzeri yuvarlak bir kasnak üzerinde merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbenin köşelerinde yuvarlak ağırlık kuleleri bulunmaktadır. Bu salon batı, kuzey ve güney duvarlarında ikişer, kubbe kasnağındaki dört pencere ile aydınlatılmıştır. Penceresiz olan duvara ve pencere aralarına tahta gömme dolaplar yerleştirilmiştir. Okuma salonunun kubbesi ve duvarları kalem işleri ile bezenmiştir.


Reşid Akif Paşa Kütüphanesi (Pınarbaşı)

Kayseri Pınarbaşı ilçesi, Yeni Mahalle’de bulunan bu kütüphane, kitabesinden öğrenildiğine göre Reşid Akif Paşa tarafından 1905 yılında yaptırılmıştır.

Kütüphane sekizgen planlı olup, iki katlıdır. Kütüphanenin bütün köşeleri dışarıya hafifçe taşkınlık yapan plastırlarla hareketlendirilmiştir. Bunların üzerine de saçağın eteğine gelecek her köşeye birer konsol yerleştirilmiştir. Ayrıca çatının altındaki bölümler üç sıra halinde silmelerle bezelidir. Her cephedeki silme ile saçak arasına da ikişer tane dikdörtgen kartuş yerleştirilmiştir.

Kesme taştan yapılmış olan kütüphanenin üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür. Kütüphanenin alt katına kuzeydeki dikdörtgen, lentolu basit bir kapıdan girilmektedir. Bu bölümün üzeri sekiz ahşap sütunun taşıdığı bir tavanla örtülüdür. Batı duvarındaki küçük bir pencere ile içerisi aydınlatılmıştır.

Kütüphanenin bulunduğu üst kata doğudaki basık kemerli, dört sıra silme ile çerçeve içerisine alınmış bir kapıdan girilmektedir. Kütüphanenin içerisi 4.75 m. çapında olup, üzeri ahşap bir tavanla örtülmüştür. Kapının bulunduğu cephe dışında bütün duvarlar yuvarlak kemerli pencerelerle aydınlatılmıştır.
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Sarayları


Kayseri il merkezinde Selçuklu saraylarına ait hiçbir iz kalmamıştır. Bununla beraber Anadolu Selçuklular döneminde birisi il merkezinde Saltanat sarayı (Devlethane), diğeri de şehrin batısındaki Kibat Dağı eteğinde Keykubadiye Sarayı olmak üzere iki saray kalıntısı günümüze gelebilmiştir. Bunun yanı sıra Selçuklular döneminde yapılmış üç adet köşk te günümüze ulaşmıştır. Büyük olasılıkla şehrin çevresinde daha fazla köşk olduğu sanılırsa da bunlar yıkılmış ve günümüze ulaşamamıştır. İbni Bibi’nin verdiği bilgilere göre bu köşkler devrin ünlü devlet adamlarına aittiler.


Saltanat Sarayı (Devlethane) (Merkez)

Kayseri’de Selçuklular döneminde yapılmış en eski tarihli saray Saltanat Sarayı (Devlethane) idi. Bu saray günümüzde tamamen yıkılmış ve ortadan kalkmış olmakla beraber, bu konuda yapılan çalışmalar bazı bilgiler ortaya koymuştur. Süryani Mihael bu sarayın kayseri merkezinde olduğunu ve daha eski bir yapının üzerinde yapıldığını belirtir. İbni Bibi ise Devlethane olarak isimlendirilen bu sarayın şehrin içerisinde olduğunu ve Sultan I.İzzeddin Keykavus’un tahta geçmeden önce yapıldığını ileri sürmüştür.

Anadolu seferi sırasında Baybars Keykubad Tepesi'nin doğusundaki Meşed Ovası'nda ordusunu konuşlandırmıştır. Saltanat Sarayı aslında devlet yönetim merkezi konumunda idi.
Anadolu Selçukluları dönemi ile ilgili bilgi veren kaynaklar sarayın etrafının yüksek duvarlarla çevrili olduğunu, bahçesinde çeşitli meyve ağaçlarının bulunduğunu belirtirler. Ayrıca saray odaları da devrinin çinileri ile süslü idi. Saray içerisinde bir mescidin ve şehirdeki bir cami ile aralarında gizli bir geçit olduğu da yine aynı kaynaklarda yazılıdır.

Saray, Beylikler döneminde de kullanılmıştır. Kadı Burhaneddin Ahmed’in yeğeni Şeyh Müeyyed, Selçuklu sultanına karşı burada ayaklanmış ve sarayı yakarak İç Kaleye kaçmıştır.


Keykubadiye Sarayı (Merkez)
Kayseri’nin batısında Şeker Gölü’nün doğu kıyısında Keykubad Dağı’nın eteklerinde bulunan Keykubadiye Sarayı kesin olmamakla beraber I.Alaaddin Keykubat tarafından 1223 yıllarında yapılmıştır. I.Alaaddin keykubad Keykubadiye Sarayı'nda oğlu II. Keyhüsrev ve Vezir Sadedin Köpek’in anlaşması sonucu zehirlenerek ölmüştür.
Günümüze bu saraydan sivri tonozlu bir yapı kalıntısı ile küçük bir köşk ve mescide benzer bir yapı gelebilmiştir.

Kayseri’nin 1243 yılında Moğollar tarafından istilası sırasında bu sarayın da yıkıldığı veya yakıldığı sanılmaktadır. Yrd.Doç.Dr.Osman Eravşar’dan öğrenildiğine göre; 1265 yılında bu saray yıkılmıştır. Bu bilgi de Aksaraylı Kerimeddin Mahmud Aksarayi’nin Mesamartü’l Ahar isimli kitabından öğrenilmiştir.

Prof.Dr.Oktay Aslanapa 1968 yılında burada kazı yapmış ama, Şeker Gölü’nün sularından ötürü de dikkat çeken bir kalıntı veya mimari elemana rastlamamıştır. Bu kazılarda göl kenarında bir iskele ve onun arkasında da bazı temel izleri ile karşılaşılmıştır. Buradaki temeller, sarayın gölden 30 m. kadar kuzeye doğru devam ettiğini göstermektedir. Burada daha çok kervansaray avlularında karşılaşılan dört ayaklı baldaken olarak nitelendirilen bir mescidin ayakları ortaya çıkarılmıştır. Bu ayaklar arasında bulunan kemerlerdeki geometrik süslemeler günümüzde silindiğinden, nasıl oldukları anlaşılamamaktadır.

Sarayın önündeki gölün suları 1992 yılında kurutulduğunda çok sayıda sır altı ve sır üstü tekniğinde çini ile karşılaşılmıştır. Bu çiniler geometrik, bitkisel ve rumi süslemeli olarak yapılmış, içlerinde figürlü olanlarla da karşılaşılmıştır.

Günümüzde Kayseri Şeker Fabrikası’nın sınırları içerisinde olan saray ne yazık ki fabrika artıklarının toplandığı bir yer halindedir.

__________________
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Köşkleri


Hızır İlyas Köşkü (Kocasinan)

Kayseri Kocasinan ilçesi Erkilet kasabasında bulunan Hızır İlyas Köşkü, bir tümülüs üzerinde yapılmıştır. Günümüze gelemeyen bir kitabesine göre köşk 1241 yılında yapılmıştır. Bu kitabeyi ilk defa Mordtmann okumuş ancak bu kitabe sonradan kırılmış ve yok olmuştur. Sonraki yıllarda Barth bu köşkün planını yayınlamıştır.

Hızır İlyas Köşkü’nün şehir dışında yapılmış olmasının nedeni açıklık kazanamamıştır. Bazı araştırmacılara göre bu yapı Çifte Medrese’deki şifahanesinin göğüs hastalıkları bölümü olarak kullanılmıştır. Bazılarına göre de Selçuklu sultanlarının dinlendikleri bir yerdir.

Hızır İlyas Köşkü düzgün yontma taştan ve kalın duvarlı olarak yapılmıştır. Köşkün önünde bir merdiven olduğunu, zemin yüksekliği göstermektedir. Köşkün duvarları ön cephelerde yuvarlak, yanlarda ve arkada köşeli kulelerle desteklenmiştir. Köşkün giriş portali mermer kaplamalı olup, ana duvarlardan dışarıya taşan anıtsal bir görünümdedir. Burada birbiri içerisine geçmiş geometrik geçmeler ve aynı şekilde geometrik bordürler dikkati çekmektedir. Portalin içerisinde karşılıklı olarak yerleştirilmiş iki mihrabiye bulunmaktadır. Girişten sonra L şeklinde bir avluya geçilmektedir. Avlunun üzeri portalin arkasındaki bölüm çapraz tonozla, geri kalan bölümler de yuvarlak tonozlarla örtülüdür. Avlunun sağında kare planlı küçük bir mescit bulunmaktadır. Girişin solunda yuvarlak tonozla üzeri örtülü birbirlerine bitişik aynı ölçüde iki oda yapılmıştır. Bu odaların karşısında da avluya açılan yuvarlak kemerli bir mutfak vardır.


Kızıl Köşk (Melikgazi)

Kayseri’nin güneyinde Ali Dağı’nın eteklerinde Billur Bağları denilen sayfiye yerinde bulunan tepe üzerindeki Kızıl Köşk’ün ne zaman ve kimin tarafından yapıldığını belirten bir kitabesi bulunmamaktadır. Köşkün duvarları üzerindeki taşçı işaretleri ve çevrede ele geçen çini parçalarına dayanılarak XIII.yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır. Ayrıca Gıyaseddin Keyhüsrev’in 1246 tarihli vakfiyesinde de bu köşkün ismi geçmektedir.

Kızıl Köşk günümüze gelebilen izlerine göre; doğu-batı yönünde uzanan bir yapı olup, düzgün yontma taştan ve moloz taştan yapılmıştır. Köşkün kuzey ve doğu cephe duvarlarının bir kısmı ayaktadır. Bunun dışında kalan bölümleri ise yıkılmıştır. Yalnızca kuzeydoğu köşesindeki dikdörtgen oda iyi bir durumda günümüze ulaşabilmiştir. Bunun iki yanındaki diğer odaların duvarları ve üst örtüleri tamamen yıkılmıştır. Kalıntılardan anlaşıldığına göre bu köşkte sivri tonozlu bir üst örtü kullanılmıştır. Duvarların üzerinde yer yer alçı sıva izlerine rastlanmıştır. Köşkün çevresinde çok sayıda firuze renkli çini parçalarına rastlanılması bu köşkün çinilerle kaplı olduğuna işaret etmektedir.

Osmanlı dönemindeki kaynaklarda bu köşkün ismi geçmektedir. Osmanlılar bu köşkü bir süre kullanmışlar sonra da terk etmişlerdir.


Haydar Bey Köşkü (Kocasinan)

Kayseri’yi Sivas’a bağlayan ipek yolu üzerinde, Pervane Yazısı denilen yerde, Argıncık Köyü’ndeki Haydar Bey köşkü’nün ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Bazı araştırmacılara göre bu köşk Ertana Beyi Haydar Bey’e aittir. Selçuklu veziri Muineddin Süleyman Pervane’nin Kayseri’de bir köşk yaptırdığı ve bunun da son derece görkemli olduğu belirtilmektedir. Baybars’ın Kayseri’yi işgalinde burası yağmalanmıştır. Buna dayanılarak köşkün kesin olmamakla beraber XIII.yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilmelidir.

Haydar Bey Köşkü plan şeması ve iç avlu etrafındaki mekanların sıralanışından ötürü Beyşehir Kubadabat Sarayları ile yakın benzerlik göstermektedir. Köşk düzgün kesme taştan 22.00x17.00 m. ölçüsünde yapılmıştır. Dış görünümü ile de anıtsal bir yapı olduğu görülmektedir. Aynı zamanda doğu-batı yönünde uzanan yüksek duvarlı bir kale görünümündedir. Cephelerde mazgal pencereleri bulunmaktadır. Köşkün batısında bulunan giriş bölümü ana duvarlardan dışarı çıkıntı meydana getirmiştir. Portali ince bir bordür içerisine alınmış sivri bir kemer ile onun altındaki basık kemerli bir kapıdan meydana gelmiştir.Giriş tamamen L şeklinde olup, üzeri sivri tonoz örtülüdür. Girişin iki yanında birer niş bulunmaktadır. Bu nişlerin köşkün ahırı olduğu da sanılmaktadır. Girişin karşısında bulunan ve çatıya doğru yükselen merdiven taş basamaklıdır. Girişin büyük kapısının bitişiğinde kare planlı odaya açılan basık kemerli bir kapı daha bulunmaktadır. Köşkün asıl bölümü olan bu kapıdan sonra avluya girilir. Avlu doğu-batı yönünde uzanan sivri bir tonozla örtülmüştür. Bu tonoz ana mekandan daha yüksektir. Avlunun kuzeyinde içeriden birbirleri ile bağlantılı üç oda; güneyde de kapıları avluya açılan değişik ölçülerde dört oda vardır. Bu odaların üzerleri sivri tonozlarla örtülmüş ve içerisi de küçük mazgal pencerelerle aydınlatılmıştır.

Kayseri’de bu köşklerin dışında daha başka köşklerin olduğu da sanılmaktadır. Ancak bunların çoğu günümüze ulaşamamış ve yıkılmıştır.

Babük Bey Köşkü (Melikgazi)

Kayseri Yanıkoğlu Mahallesi’nde, park içerisindeki Emir Şahap Türbesi’nin kuzeybatısında bulunan bu köşkün yanındaki türbe üzerindeki kitabede Moğol Beyi Babük Bey tarafından 1366-1367 yılında yaptırıldığı yazılıdır. Bu kitabede:

”Bu mübarek binanın yapılmasını yüce sultan, milletlerin hakimi, Toga Timur oğlu Hacı Babük, mülkü daim olsun Muharrem h.768 (1366-1367) emretti” yazılıdır.

Babük Beg Moğol ordusu ile Kayseri’ye gelmiştir. Toga Timur burada şehit düşünce oğlu burada kalmıştır.

Köşkün kesme taştan yuvarlak kemerli giriş kapısı günümüze ayakta gelebilmiştir.
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Köprüleri


Kuru Köprü (Talas)

Kayseri Talas ilçesi, Kuruköprü Köyü’nde bulunan bu köprünün Roma döneminde su kemeri olarak kullanıldığı bilinmektedir. Selçuklular döneminde kemer araları doldurularak su bendi haline getirilmiştir.

Köprü biri sivri, 13’ü yuvarlak olmak üzere 14 gözden meydana gelmiştir. Köprünün cepheleri kesme yontma taştan, iç kısımları da moloz taştan yapılmıştır. Kuzey cephesi taş duvarlarla desteklenmiştir.

Günümüze harap bir durumda gelen köprünün üzerindeki su kanalının yan duvarları yıkılmıştır.


Çokgöz Köprüsü (Erkilet)

Kayseri, Boğazlıyan-Erkilet-Kayseri yolu üzerinde Kızılırmak üzerindeki Çokgöz Köprüsü kitabesinden öğrenildiğine göre; Selçuklu hükümdarı İzzeddin Keykavus I. zamanında yapılmıştır. Köprünün yapım tarihi bu kitabede yazılı değildir. Bununla beraber İzzeddin Keykavus’un hükümdarlık yaptığı 1212-1215 yıllarında yapılmış olması sanılmaktadır. Köprü değişik zamanlarda onarım görmüştür. Bu onarımlar Osmanlı döneminde yapılmıştır.
Uzunluğu 131.20 m., eni 5.50 m.dir. 15 gözden meydana gelen köprünün en büyük kemer açıklığı 12 m.dir. Köprü doğudan batıya doğru uzanmakta, üç ve dördüncü kemer ayakları üzerinde köprü sivri bir konuma gelmekte, daha sonra ise küçülerek ayaklar sıfır noktaya inmektedir. Günümüzde yedinci kemer ayağından sonra Kızılırmak’ın taşıdığı miller nedeni ile köprünün ayakları nehir seviyesinin dışında kalmıştır. Köprünün kemerleri sivri olarak yapılmışsa da sonraki onarımlarda bu kemerler yuvarlak şekle dönüştürülmüştür. Kemerlerde traverten taşı kullanılmıştır. Köprünün korkulukları iki sıra blok taşların yan yana dizilmesinden meydana gelmiştir.

Köprü iyi bir durumda olup, günümüzde kullanılmaktadır.


Tekgöz Köprüsü (Merkez)

Kayseri’nin kuzeybatısında, il merkezine 30 km. uzaklıkta Kızılırmak üzerinde kurulmuş olan bu köprü, Sultan II.Rükneddin Süleyman Şah zamanında 1202-1203 tarihinde Kayserili Hacı Ali Şir Bin Hüseyin tarafından yaptırılmıştır. Köprünün iki kemeri arasında sülüs yazılı kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

”Din ve dünyanın temel direği, İslam ve Müslümanlara güç katan, fetihlerin babası, kahredici, Sultan Kılıçarslan’ın oğlu Süleyman zamanında, Müminlerin yardımcısı, dinin özü, Allah’ın rahmetine muhtaç, Kayserili Hüseyin’in oğlu Hacı Ali Şir tarafından 1202-1203 yıllarında yapılmıştır”.

Evliya Çelebi bu köprüden şöyle söz etmiştir: “Şehrin canibi garbisinde bir saat mesafede, Kızılırmak Nehri üzerinde, iki kaya arasında inşa edilmiş bir göz köprü namı ile bibedel bir cisr ail vardır ki Sultan Süleyman asrında Koca Mimar Sinan binasıdır. Üstadı mimar Ömr keranemayesinin nice senelerini geçirip ve var kudretini sarf edip kavs-u kuzey misali bedel bir kantara bina etmiş ki, gören seyyah biihtiyar ve valih-i sergedar olarak üstadına tahsini han olur”.

Köprü kesme taştan yapılmış, ortasında 27 m. çapında, 18 m. yüksekliğinde büyük bir kemer, bunun kuzeyinde 11.5 m. çapında 7-5 m. yüksekliğinde küçük bir kemer bulunmaktadır. Köprünün uzunluğu 120 m.dir.

Günümüzde bu köprü anayol dışında kaldığından pek kullanılmamaktadır.


Habip Köprüsü (Yahyalı)

Kayseri Yahyalı ilçesine 18 km. uzaklıkta bulunan Yahyalı Köprüsü’nün kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir. Yapı üslubundan XVII.yüzyılda yapılmış bir köprü olduğu anlaşılmaktadır.

Köprü kesme taştan yapılmıştır.


Şahruh Köprüsü (Sarıoğlan)

Kayseri Sarıoğlan ilçesi, Karaöz Köyü girişinde bulunmaktadır. Şahruh Bey, Alaüddevle Bozkurt Bey’in oğlu olup, bu köprüyü Kızılırmak üzerinde XVI.yüzyılın başında yaptırmıştır. Şahruh Bey’in oğlu Mehmet Bey tarafından da 1538-1539 tarihlerinde onarılmıştır. Bu onarımla ilgili bir kitabe köprü üzerinde bulunmaktadır. Kitabenin mealen anlamı:

”Bu köprüyü h.945 (1538-1539) ‘de Alaüddevle Zulkadirî Sasani’nin oğlu Şahruh Bey’in oğlu Mehmet Emir Abdullah eliyle onardı”.

Köprü muntazam kesme taştan yapılmıştır. Sekiz kemerlidir. Ortada yüksek sivri bir kemer, onun yanında da gittikçe alçalan beşer kemer daha bulunmaktadır. Yanlardaki korkuluklar iyi bir durumda olup, köprü günümüzde de kullanılmaktadır.
__________________
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Kaleleri


Kayseri Surları ve Kalesi (Merkez)

Kayseri il merkezinde, doğu-batı doğrultusunda uzanan Kayseri Surları ve Kalesi oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Kalenin yapım tarihi kesin olmamakla beraber, Roma İmparatoru III. Gordianus’un (Ms.238-244) 4. hükümdarlık yılında (MS:241) bastırmış olduğu bronz sikkesinde ENTIX(Surla çevrildi), KAI(Kayseri), BNE(2. Nekrosluk), ETA(4. yıl) ifadeleri olup, karısı Trankullina’nın başındaki sur şeklinde tacın dışında sur resmi görülmemektedir. Buna dayanılarak da surların ilk kez III.yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır. Bizans döneminde İmparator Iustinianus bu surları daha küçülterek onartmıştır. Selçuklular döneminde, I.Alaaddin Keykubat bu surları bir kez daha onarmış, daha sonra Danişmendliler, Karamanoğulları ve Osmanlılar da onarımları sürdürmüş, kale ve surları da savunma amaçlı olarak kullanmışlardır.

Kayseri Kalesi İç ve Dış Kale olmak üzere iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Bunlardan iç kale dış kale ile bağlantısı olmayan kendine özgü bir yapıdır. Doğu ve güneyinde olmak üzere iki kapısı bulunmaktadır. Osmanlı döneminde bugünkü Cumhuriyet Meydanı’na bakan duvarlarda üçüncü bir kapı daha açılmıştır. Kaynaklarda Fatih Sultan Mehmet döneminde kale içerisine bir de cami yapıldığı yazılıdır. Fatih Sultan Mehmet tek kubbeli olan bu camiyi kalenin kuzey duvarına bitişik olarak yaptırmıştır. Caminin olduğu yerde daha önceden Karamanoğulları zamanında yapılmış bir mescit olduğu da bilinmektedir. Günümüzde kalenin içerisi Kuyumcular Çarşısı olarak kullanılmaktadır.

Kayseri surları doğu-batı doğrultusunda uzanmakta olup, Dış Kaleye ait Yoğun Burç olarak isimlendirilen köşe burcundan güneybatıya dönmekte, bugün yer yer kesintiye uğramakla beraber Osman Kavukçu Caddesi’nde duvar kalıntıları yapılar arasında görülmektedir.

İç Kale 1.80 m. kalınlığında, 1.50x1.60 m. ölçüsünde kemer açıklıkları 300-360 m. arasında değişen iki sıra halinde yuvarlak kemerli nişlerle takviye edilmiştir. Bu kemerlerin üzerine yerleştirilen seyirdim yolları çokgen burçlara kadar devam etmektedir. Kalenin doğu duvarı ile kısmen de güney duvarının önünde ikinci bir dur duvarı daha bulunmaktadır. Surlar birbirini izleyen burçlarla takviye edilmiştir. İç Kalede 195 burç olduğu kaynaklardan öğrenildiği gibi bunların bazıları da günümüze iyi bir durumda gelebilmiştir.

Kalenin Güney Kapısı, İç Kapısı, Doğu Kapısı, Dış Kapısı (Dizdar Kapısı) bulunmaktadır. Bu kapılar derin tonozlu nişler içerisine alınmış, profilli silmelerle de çerçevelenmiştir. Bunlardan güney kapısında duvarın iki yanına birer aslan heykeli yerleştirilmiştir. İç Kapının üzerinde kitabesi olup, üç katlıdır. Dışarıya pencereler ve mazgallarla açılmıştır. Doğu Kapısının alınlığında yine bir kitabe bulunmaktadır. Dış Kale oldukça geniş bir alanı kaplamış olmasına rağmen günümüze pek az kalıntısı gelebilmiştir. Bu bakımdan da Dış kalenin tam olarak planını çıkarmak mümkün olmamıştır. Günümüzde Kayseri mahallelerinde Dış Kaleye ait burç ve duvar izlerine zaman zaman rastlanmaktadır.

Kayseri surlarında ve kalesinde kesme ve moloz taşlar kullanılmış, kalın harç tabakası ile de bu taşlar birbirlerine bağlanmıştır. Bununla beraber duvarlarda yer yer bezemeli devşirme malzemelerin kullanıldığı da görülmektedir.


Akışla Kalesi (Akkışla)

Kayseri Akışla ilçesinde, Kaletepe’de Kululu Mevkiinde bulunan bu kalenin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber günümüze gelen duvar kalıntılarından Helenistik dönemde (MÖ.33-MS.20) ve daha sonra Romalılar tarafından da uzun süre kullanılmıştır.

Kale günümüze harap durumda gelebilmiş, bazı duvar kalıntıları dışında herhangi bir iz bulunmamaktadır. Yalnızca kale çevresinde çivi yazılı tabletler, steller, çanak çömlek , mühürler bulunmuş olup, günümüzde Kayseri Arkeoloji Müzesi’ndedir. Kale çevresinde bu tür eserlerin bulunmuş olması yörede Hitit döneminden itibaren bir yerleşim olduğunu da göstermektedir.


Şahmelik Kalesi (Develi)

Kayseri Develi ilçesinde, Şahmelik Köyü’nün 5 km. kuzeydoğusunda bulunan bu kale Roma döneminde yapılmış, daha sonra Bizanslılar tarafından da kullanılmıştır. Kalenin duvarları moloz taştan yapılmış olup, kare planlı kulelerle sağlamlaştırılmıştır. Kale günümüze gelen kalıntılarından anlaşıldığına göre üç bölümden meydana gelmiştir. Ayrıca bu kale yakınındaki mağaralarla bağlantılı olarak yapıldığından ötürü de savunması daha da güçlenmiştir.

Bu kale günümüze oldukça harap bir halde gelebilmiştir.


Öksüt Kalesi (Develi)

Kayseri Develi ilçesi, Öksüt Köyü’nde kayalara oyulmuş bir yerleşim olduğu günümüze gelebilen kalıntılardan anlaşılmaktadır. Bu yerleşimin kaya ile bütünleşmiş bir kale olduğu sanılmaktadır. Ne zaman yapıldığı konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Yalnızca burada bulunan bir kabartmada elinde mızrağı ile ejderi öldüren bir insan figürü kabartma olarak işlenmiştir. Bu nedenle de bu kaleye Zırha kalesi ismi verilmiştir. Bazılarına göre bu kabarma Hitit dönemine aittir. Bu iddia kesinlik kazanırsa kalenin Hitit döneminde yapıldığı düşünülür.


Kaleköy Kalesi (Develi)

Kayseri Develi ilçesi Bakıdağ bucağında Kaleköyü’nde bulunan kalıntıların bir kaleye ait olduğu ileri sürülmektedir. Oldukça küçük ölçüde moloz taştan yapılmış olan bu kalıntıların bir kaleye ait olup olmadığı da tartışmalıdır.


Yeniköy Kalesi (Develi)

Kayseri Develi ilçesi, Kaleköy’e 5 km. uzaklıkta bulunan Yeniköy’deki kalıntıların bir kaleye ait olduğu söylenmektedir. Ancak moloz taştan olan bu kalıntıların kale olup olmadığı kesinlik kazanamamıştır.


Tombak Kalesi (Develi)

Kayseri Develi ilçesi Yukarı Tombak Köyü’nün yanındaki sırtta büyük bir kaya bloğuna oyularak yapılmış bir kale bulunmaktadır.
Kalenin yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bu kaya oyukları içerisinde birbirine geçen odalar ve su sarnıçları da bulunmaktadır.




Melikgazi (Kuş-Zamantı) Kalesi (Melikgazi)

Kayseri Melikgazi ilçesi İlbaşı’na (Zamantı) 15 km. uzaklıktaki Melikgazi Kalesi bulunduğu yerdeki kalkerli kayalar ile bütünleşmiş bir yapıdır. Bu kalenin Bizans döneminde yapıldığı daha sonra Danişmendli, Selçuklu ve Osmanlılar zamanında kullanılarak onarıldığı üzerindeki izlerden anlaşılmaktadır. Bu kale Zamantı ile Elbistan yollarını kontrol altında tutmak amacı ile yapılmıştır.

Bizans döneminde yapılan kale daha küçük ölçüde kesme taştan yapılmıştır. Danişmendliler ve Selçuklular bu kaleyi daha iri kesme taşlarla güçlendirmiş ve genişletmiştir. Selçuklu döneminde yapılan taşlar üzerinde Selçukluların çok sık kullandıkları taşçı monogramlarına rastlanmaktadır.

Kalenin dış duvarları kesme, kırmızı ve beyaz taşlarla işlenmiş, iç kısımları da Horasan dolgular halinde moloz taşlardan meydana gelmiştir. Kalenin dış cephesinde kullanılan kesme taşlar üzerinde yer yer Selçuklu motiflerini de kapsayan taşlara rastlanmaktadır. Kalenin burçlarına yakın kısmında siyah taştan bir şerit boydan boya çevirmektedir. Kalenin irili ufaklı dokuzu yuvarlak, biri köşeli, üçü de düz olmak üzere toplam 13 kulesi vardır. Kalenin kuzeyindeki büyük ve yuvarlak burç sonradan buraya eklenmiştir.


Kale Kalıntıları (Tomarza)

Kayseri Tomarza ilçesi, Kale Köyü’nün güneyinde tepe üzerinde bulunan bazı kalıntılar bulunmaktadır. Bu kalıntıların bir kaleye ait olduğu sanılmaktadır. Ancak günümüze çok harap ve yıkıntı durumda gelebilen bu kalıntılardan kalenin yapım tarihi ve planı anlaşılamamaktadır.

__________________
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Saat Kulesi


Kayseri Melikgazi ilçesi, Cumhuriyet Meydanı’nın ortasında bulunan Saat Kulesi ve ona bitişik olan Muvakkithane Kayseri Mutasarrıfı Haydar Bey döneminde 1906 yılında yaptırılmıştır. Saat Kulesi’nin yapım masrafları Vilayet Muhasebe-i Hususiyesi tarafından karşılanmıştır. Saat Kulesi’nin mimarı bilinmemektedir.

Saat Kulesi’nin bitişiğindeki Muvakkithane’nin muvakkitlik için kullanılıp, kullanılmadığı da belli değildir. Bu yapı önce yakınındaki askerlik dairelerinin mübaya işlemleri için kullanılmış, daha sonra Belediye Turizm Bürosu olarak hizmet görmüştür. Atatürk 13 Ekim 1924’te Kayseri’ye ikinci gelişinde burada halkın dilek ve şikayetlerini dinlemiştir.

Saat Kulesi kare planlı, 10 m. yüksekliğinde olup, silmelerle üç kata bölünmüştür. Üzeri de piramidal çinko külah ile örtülüdür. Kesme taştan yapılmıştır. İçeriye doğu yönündeki yuvarlak kemerli bir kapıdan girilmektedir. İçerisi silindir şeklinde olup, ortadaki helezoni bir merdivenle saatin bulunduğu bölüme çıkılmaktadır. Merdivenin ortasında 30 cm. çapında yuvarlak bir açıklık bırakılmıştır. Buradan saatin kurularak çalışmasını sağlayan silindir şeklindeki madeni ağırlık sarkmaktadır. Kulenin dört yöne bakan saat kadranları bulunmaktadır. Saat Kulesinin üzerinde dört tarafta yönleri gösteren dört çubuk bulunmakta, bunun ortasında da rüzgarın yönünü gösteren bir ok işareti bulunmaktadır.

Kulenin kuzeybatı köşesine bitişik olarak yapılan ve kuzeyden bir kapı ile muvakkithane içerisine girilen saatçi odasının yanlarında sivri kemerli pencereler bulunmaktadır. Muvakkithanenin dört yan duvarının üzeri üçgen alınlıklar üzerine oturmuş çinko çatı ile örtülmüştür. Kesme taştan yapılan bu yapının duvarları arasına siyah taş bordürler yerleştirilmiştir.
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Sivil Mimari Örnekleri


Kayseri sivil mimarisi, Türk sivil mimarisinin gelişiminde önemli bir merkez konumundadır. Selçuklu, Beylikler dönemlerinde yapılmış özgün örneklerde Kayseri’de daha çok taş mimarinin ağırlık kazandığı görülmektedir. Ancak yeni yapılanma nedeniyle yörenin kendine özgü sivil mimari örneklerinin yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlaması da kent için üzücü bir olaydır. Bununla birlikte, bu evlerin bazılarının ressamların tablolarında yer alması da birer belge niteliğinde yerinde olmuştur. Bu ressamların başında Fikret Kolverdi, Şevket Akbulut, A. Gönen Kabalak, Coşkun Unan gelmektedir.

Kayseri’de dini yapıların yanı sıra, sivil yapılar üzerinde yoğunlaşmış, Kayserili mimarlar bulunmaktadır. Bunların başında Mimar Sinan, Mimar Necmeddin Yavaş, Mimar Sadi, Mimar Yusuf, Mimar Yahya, Mimar Mehmet Ağa, Mimar Ömer Paşa gibi mimarlar Kayseri’de çeşitli yapılara imzalarını atmış mimarlardır.

Eski Kayseri sivil mimari evlerinin yoğunlaştığı yerlerin başında Kale ve surların bulunduğu yerde on dokuz mahalle bulunuyordu. Nitekim gezgin İbni Batuta bu bölge için Anadolu’nun en önemli merkezlerinden biri olarak söz etmiştir. Evliya Çelebi de bu yönde çok gelişmiş bir şehir olduğunu belirtmiştir.

Eski Kayseri sivil mimarisinin yoğunlaştığı yerlerde dar ve düzensiz sokaklar olduğu kaynaklardan öğrenilmektedir. Bu sokakların çevresinde sıralanmış evlerin duvarlar arkasında yer alan evlerin bazıları dışarıdan görünüyor, bazıları da hiç görünmüyordu. Bahçe içerisindeki evlerin avlularında havuzlar ve fıskiyelere yer verilmişti. Bazı evlerin arka bahçelerinde kar kuyuları denilen sarnıçlara yer verilmiştir. Evler çoğunlukla bir veya iki katlı olup, harem ve selamlık gibi bölümlerden oluşmuşlardı. Bazı evlerde alt kat harem, üst kat selamlık olarak ayrılmışlardı. Kayseri’de yaşayan gayrimüslimlerin evleri de onlara benzer şekilde yapılmışlardır.

Kayseri yöresinde taşın bol oluşundan ötürü mimaride taşa geniş yer verilmiştir. Volkanik tüf olarak nitelenen bu taşlar günümüzde de kullanılmaktadır. Sivil mimari çoğunlukla dışa kapalı olup, kalın duvarların arkasında yer almışlardır. Bu kalın duvarların bazıları 1.20 m.yi, yükseklikleri de 5.00 veya 6.00 m. ulaşıyordu. Evlerin cepheleri kara taştan, döşeme ve avluları İspile denilen taştan yapılmıştır. Pencerelerin çoğu avluya açılmıştır. Bazı örneklerde ise evler çıkmalarla sokağa doğru açılmıştır.

Evlerin içerisinde bir orta sofa yer alıyor, bazı örneklerde bu sofanın bir yanında harem, diğer yanında da selamlık yer alıyordu. Kapı girişinde seki altı denilen bir taşlık bulunmaktadır. Bu taşlıkta suyun akması için çağ denilen delikli bir taş vardır. Ayrıca burada ayakkabıların ve bakır kapların dizildiği terek denilen raflara yer verilmiştir. Buradaki seki altından mutfak ve bir iki basamakla da sofaya geçilmektedir. Birkaç basamakla aşağıya inilen, sofanın altındaki yiyecek depolarının aydınlanması veya havalandırılması için parmaklıklı yapılmıştır. ofa bir veya ikiden fazla pencere ile aydınlatılmıştır.

Kayseri evlerinin bir özelliği de her odada küçük bir niş içerisine bir dolap yerleştirilmiş oluşudur. Aynı zamanda bunlara şerbetlik nişi denilen bir niş yerleştirilmiştir. Bu şerbetliğin alt tarafı mermerden olup, kahve pişirmek, şerbet hazırlamak için yapılmıştır. Şerbetliğin iki tarafında süslü raf ve küçük nişler bulunmaktadır. Gilve ismi verilen küçük nişler, gaz lambası vazo, buhurdanlık gibi dekoratif eşyaların konulması için düşünülmüştür.

Selamlık bazı küçük evlerde tek bir odadan, bazılarında da ayrı bir kapı ile açılan daha geniş bölümlerden meydana gelmiştir.

İki katlı evlerde katlar bir silme ile dışarıdan belirgin bir şekle sokulmuştur. Bazı örneklerde ise ikinci kat çıkmalarla, ahşap kirişlerle dışarıya taşırılmıştır. Evlerin içerisini dikdörtgen pencereler, kış aylarında kanatları kapatılan kafa pencereleri ile aydınlatılmıştır. İç mekanlarda ağaca geniş yer verilmiştir. Çoğunlukla da işlenmesi kolay olan toros çamından yararlanılmıştır. Tavanlarda birbirinden farklı teknikler uygulanmış, ahşap kirişlerin üzeri suyu emme özelliği olan kevek taşı ile kaplanmıştır. Tavanlara göbekli veya çıtakâri denilen bazıları boyalı desenler yapılmıştır. Evlerde uygulanan bezemeler çoğunlukla stilize edilmiş bitki ve hayvan motifleri olup, bazıları da manzara resimleri ile süslenmiştir. Ayrıca iç duvarları kaplayan ahşap kapı, dolap ve pencere kapakları zar denilen bir isim altıda toplanmıştır.

XVII-XVIII.yüzyıl Kayseri evlerinin kapı tokmaklarının da ayrı bir önemi vardır. Bu tokmaklar çoğunlukla aslan, heykel başlı kartal , parmağında yüzük bulunan kadın eli, insan başı biçimindedir.

Kayseri yöresinde togana denilen mutfaklar seki altı ile aynı düzeyde yapılmış olup, üç ayrı bölümden meydana gelmiştir. Bunlardan birinci bölüm bulaşık ve kap kaçağın yıkandığı bölümdür. Ahşap döşemeli olan 50-60 cm. yüksekliğindeki ikinci bölümde evin hanımı yapılan işleri denetler, üçüncü bölümde ise yiyeceklerin saklandığı depolara yer verilmiştir.

Hamam bahçeye açılan bir bölümde yer almaktadır. Bu bölümün ısıtması hamamla mutfak arasındaki duvara yerleştirilen kazandan gelen borularla sağlanmıştır. Bazı örneklerde ise bu bölüm çamaşırların yıkandığı yerdir.

Kayseri evlerini bir özelliği de bahçede üzeri örtülü, yanları açık teras şeklinde köşk tabir edilen yapıların bulunuşudur. Bu bölümlerde yaz aylarında yaşanır ve geceleri de yatılırdı. Ayrıca Kayseri evleri iklimden ötürü yazın sıcaktan, kışın da soğutan korunacak biçimde yapılmışlardır. Çoğunlukla evler kuzeye açıktır ve bazı yerlerde de doğal oluşmuş çatlaklar buzluk denilen şekle sokularak soğuk hava akımının oluşmasına olanak sağlanmıştır. Kış aylarında sofanın ortasına yerleştirilen tandırlar evin ısınması sağlanmıştır. Kayseri’nin bazı evlerinde ise puhayri denilen ocaklarla ısınma sağlanmıştır.

Kayseri evlerinde kemerlere geniş yer verilmiştir. Bu evlerin bazılarında kemerler yalın, bazıları da bezenmiştir. Kemerler siyah veya beyaz taşlardan yapıldığı gibi yekpare taşın oyulmasıyla yapılmış örnekler de bulunmaktadır. Kayseri evlerinin üzerindeki örtü genellikle toprak damlıdır. Kirişlerin üzerine keverk taşı ve toprak döşenmiştir. En üst tabakaya da toprağın kuruyup çatlamasını önlemek amacıyla çamur sıva içerisine tuz katılmıştır. Böylece nemin aşağıya sızması önlenmiştir. Kayseri evlerinin bazılarında çörtenlere yer verilmiştir. Bu çörtenler sade oldukları gibi hayvan başı şeklinde olanlar da bulunmaktadır.

Kayseri evleri arasında bağ evleri de önemli bir yer tutmaktadır. Yaz aylarında ailelerin çoğu bu evlere göç etmektedir. Bağ evleri çoğunlukla sofa ve etrafındaki bir iki odadan oluşmaktadır. Bu evlerin üç yanı kapalı, kuzeyi de açık yapılardır. Bunların kuzeye açık köşk bölümü bulunmaktadır. Sofanın güney bölümünde pencereler, diğer duvarlarda yüklükler ve nişler bulunmaktadır. Sofanın üç yanında sedirler, sıralanmıştır. Mutfak ve ahırın ise çoğu kez üstü ve yanları açıktır. Bağ evlerinin ahır ve hizmetçi bölümleri alt katta yer alan örnekleri de bulunmaktadır.

Kayseri’de sivil mimariyi yansıtan evler arasında Çifteönü Mahallesi’ndeki ev, Güpgüpoğlu Konağı, İmamoğlu Evi, Gayremoğlu Evi, Öztaşçı Evi, Sarı Mustafa Evi ve Camcıoğlu Evi bulunmaktadır. Bu evler arasında il merkezinde Cumhuriyet Mahallesi’nde, Şeyh Tennuri Sokak’ta bulunan Raşit Ağa konağının ayrı bir önemi vardır.

XIX.yüzyılın sonlarında Raşit Ağa tarafından yaptırılan üç katlı bir konaktır. Kesme taştan yapılmış olan evin giriş kapısı çift kanatlı olup, girişin sağında ve solunda odalar sıralanmıştır. Arkada mutfak ve kiler bölümleri bulunmaktadır. İki kollu döner bir merdivenle çıkılan üst katta salona açılan dört odası vardır. Bunlardan solda ön cepheye bakan oda Atatürk’ün kaldığı oda olup, o günle ilgili belgeler burada sergilenmektedir. Üst kat salonunun sağında duvara bitişik mermer bir çeşme bulunmaktadır. Günümüzde bu konak Devlet Güzel Sanatlar Galerisi olarak kullanılmaktadır.

Gültepe Mahallesi’ne Cumhuriyet döneminde yapılmış hastane binası doğu-batı doğrultusunda biri ortada diğerleri de yanda olmak üzere üç bölümden meydana gelmiştir. Kesme yontma taştan yapılan yapılmış iki katlı bina üzerinde mermer kitabesi bulunmaktadır. Hastanenin zemin katı l910’da birinci katı 1924’de tamamlanmış ve 14 Ekim1924’da Atatürk tarafından “Memleket Hastanesi” olarak açılmıştır. Günümüzde eski özelliğini yitirmiş ve uzun süre Tekel deposu olarak kullanılmıştır.

Kayseri il merkezinde Kiçikapı semtinde bulunan Kayseri Lisesi Sultan I. Abdülhamit tarafından 13 Eylül 1893’de “Derece-i Ula mektebi-i Külliye İdadisi” ismiyle yapılmıştır. 1927 yılında Kayseri Lisesi adına almış ve faaliyete geçmiştir. Kesme taştan yapılmış olan yapı, XIX yüzyıl Osmanlı mimarisi ve Cumhuriyet dönemi özelliklerini bir arada kaynaştırmıştır.

Kayseri ilçelerindeki sivil mimarinin de kendilerine özgü konum ve özellikleri vardır. Talas’ın eski dokusu bozulmamış, sokakları ve tarihi eserleri ile Kayseri’nin zengin bir ilçesidir. Buradaki eserlerin büyük çoğunluğunu Talas’da doğmuş olan Ali Saib Paşa yaptırmıştır.

XIX.Yüzyılın sonlarına doğru yapılmış olan Talas Amerikan Mektebi öğrenimini 1968 yılına kadar sürdürmüştür. Erciyes Üniversitesi’nin kurulmasından sonra bu yapı üniversiteye tahsis edilmiş ve sosyal tesis olarak kullanılmaktadır. Onun yanı sıra Sultan Abdülaziz döneminde l869’da Talas’ta Harman Mahallesi’nde Rüştiye Mektebi yaptırılmıştır. Kesme taştan bu yapı bodrum ve zemin katlı olu, üzeri toprak dam ile örtülmüştür.Giriş kapısı kuzeyde, dış cephesi geometrik rozet çiçekleri ile bezenmiştir. Rüştiye Mektebi yakın tarihlerde restore edilmiştir. Rüştiye Mektebinin kitabesi sonraki yıllarda yerinden sökülerek Talas Ortaokulu giriş kapısı üzerine konulmuştur.

Kitabe:
Cehaletten bu itfali kurtarma mürad oldu
Açıldı mektebiRüştiye hep itfal şad oldu
Talas’ın ehli hayratı büyük himmed ettiler
Bu mekteb h.1286’da (1869) küşad oldu.

Talas’da yaşayan Ermeni ve Rumların şehri terk etmesinden sonra yeni kullanıcıların yaptıkları gelişigüzel değişiklik ve kötü onarımlarla Talas evleri özgünlüğünü yitirmiştir.

Aşağı Develi’de Reşadiye Mahallesi’nde büyük çoğunluğu XIX-XX. yüzyılda yapılmış evler bulunmaktadır. İki katlı olan bu evler karnı yarık olarak isimlendirilen orta sofalı evler halindedir. Alt katları çeşitli servis odaları, üst katları da sofaya açılan odalardan meydana gelmiştir. Bunlardan bazılarında sofalar sokağa bir balkon şeklinde açılmaktadır. Bazı örneklerde ise köşe mekanları iki veya üç kemerli bir revakla dışarıya açılmıştır. Develi evlerinde Gayrimüslimlere ait olanlarda dış cephelerde aslan, geyik kabartmaları balkonları süsleyen demir parmaklıklar bulunmaktadır. Bunun yanı sıra çoğu stilize ejder biçimli çörtenler de dikkati çekmektedir.

Sultan II. Abdülhamit zamanında Develi’de, Abdülbaki Mahallesi, Elbiz Caddesi’nde yaptırılan Askerlik Şubesi, kesme taştan üzeri kiremit çatılı yan yana iki binadan meydana gelmiştir. Her iki bina birbirine merdivenle bağlanmıştır. Bodrum katı eskiden hapishane olarak kullanılmıştır.Yapıda süsleme elemanı olmamakla beraber ikinci katın üzeri açık ve kenarları taş süslemeli bir balkonu vardır.

Kayseri İncesu evlerinin de kendine özgü konumları vardır. İlçenin dar, ince uzun sokaklarında yan yana sıralanmış evler bulunmaktadır. İncesu’da sokakların dokusu birbirine benzememektedir. Buradaki evler çıkmaları, taş ve ahşap payandaları, kemerli kapıları, yuvarlak ve dikdörtgen pencereleri ve onları tamamlayan değişik figürlü çörtenleri ile kendine özgü ayrı bir gurubu oluşturmaktadır.Yuvarlak kemerli kapılarından içerisine girilen bu evler geniş avluların bulunduğu evlere geçilmektedir. Avlunun bir köşesinde ahır, diğer köşesinde örtme, kuyu ve
yardımcı mekanlar bulunmaktadır. Bunlar genellikle sofasız köy evleridir. Evlerin yapımında kullanılan taş malzemenin yanı sıra ahşaba da geniş yer verilmiştir.

Pınarbaşı ilçesinde ise günümüze birkaç tane özgün ev gelebilmiştir. Bunlar ikişer katlı olup, kaba yontma taş, kerpiç ve ahşap malzeme kullanılmıştır. İç kısımlarda ahşaba da geniş yer verilmiştir. Pınarbaşı’nda Enver Aşkın’ın Yeni Cami Mahallesi’ndeki evi iç sofalı plan tipindedir. Bu evin alt katında mutfak, ambar ve bir oda bulunmaktadır.Üst katta ise bütün odalar sofaya açılmıştır.

__________________
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Müzeleri


Kayseri Arkeoloji Müzesi (Melikgazi)

Kayseri Müzesi Cumhuriyetin ilanından sonraki müzecilik çalışmaları sırasında 1928 yılında eserler toplanmaya başlanmış ve Kayseri İdadisi’nde depolanmıştır. Dönemin maarif vekili İç Anadolu gezisi sırasında Kayseri’ye de uğramış, burada vali, maarif müdürü ile birlikte müze kurulmasını kararlaştırmışlardır. Bundan sonra Huand Hatun Medresesi’nde müze kurulma çalışmaları başlamıştır. Kayseri Lisesi’nde korunan eserler onarımı tamamlanan medreseye taşınmıştır. Bu arada büyük ölçüdeki kitabeler Sahabiye Medresesi’nde korunmuştur.

Kayseri Müzesi 1 Mart 1930’da açılmış, 1937 yılında da müdürlük haline getirilmiştir. H.H.Von der Osten tarafından müzedeki eserlerin kronolojik tasnif ve düzenlemesi yapılmıştır. Bu çalışma tamamlandıktan sonra Kayseri Müzesi yeni düzenlemeyle birlikte 1938 yılında yeniden ziyarete açılmıştır.

Kayseri yöresindeki eserlerin yoğunluğu, Kültepe kazıları Huand Hatun medresesi’nin yeterli olmadığını göstermiş, bunun üzerine Gültepe Parkı yakınında eski hastane binasına ait arsa kamulaştırılmıştır. Y.Mimar İhsan Kıygın’ın planını çizdiği yeni müzenin yapımına 1965 yılında başlanmış ve eserlerin buraya taşınması ile 26 Haziran 1969’da müze yeni binasında ziyarete açılmıştır.

Kayseri Arkeoloji Müzesi’nde eserler kronolojik biçimde sergilenmiştir. Öncelikle Eski Tunç Çağı’nın boyalı ve boyasız tek renkli keramiklerine, mermer idollerine ve Ana Tanrıça heykellerine yer verilmiştir. Bunların yanı sıra müzenin büyük salonunda Asur Ticaret Kolonilerinin eserleri ile MÖ.2000 yıllarına tarihlenen Hitit eserleri bir araya getirilmiştir. Kültepe’de bulunarak Kayseri Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen kap kacaklarda çömlekçi çarkının kullanıldığı değişik formlarda kapların yapılmış oldukları gözlemlenmiştir. Özellikle gaga, yuvarlak ve yonca ağızlı testiler, meyve kapları, rythonlar, tek ve çift kulplu vazolar burada sergilenmiştir. Çeşitli madenlerden yapılmış objeler, silahlar, damgalar ve silindir mühürler de onları tamamlamıştır. Küçük buluntulardan ayrı bir bölümde ise, Geç Hitit Devri’ne ait taştan yapılmış Kululu kral heykeli, sfenks başı, yazıtlar ve aslan kabartmaları da dikkati çekmektedir.

Kayseri’deki Hitit ve Geç Hitit dönemlerinden sonra yörede önemli etkinliği olan Frig Çağı’nın boyalı ve boyasız keramikleri ile madeni eserler de Prehistorik eserleri tamamlamıştır. Müzede Helenistik, Roma ve Doğu Roma eserleri de yine kronolojik bir düzen içerisinde sergilenmiştir. Taş ve kemikten yapılmış kolyeler, mermer heykeller, heykel parçaları, bronz figürinler, keramikler ve cam eserler de sergilenmektedir. Ayrıca kadın, erkek heykelleri, sunaklar Kayseri çevresindeki Erkilet, Yılanlıdağ, Beşevler tümülüslerinden getirilmiş mezar buluntuları ile süs eşyaları da dikkati çekmektedir. Kayseri’den 68 km. uzaklıktaki Kaletepe’de bulunmuş Kululu eserleri, İmamkulu Kaya Kabartmasının müzedeki Hitit Çağı eserleri arasında ayrı bir yeri vardır. Çeşitli dönemlere tarihlenen altın, gümüş, bronz ve bakırdan yapılmış sikkeler müzenin nümizmatik bölümünü oluşturmaktadır. Müze bahçesinde ise büyük ölçüde taş eserlere, kartallara, mezar stellerine ve erzak küplerine yer verilmiştir.

Kayseri Arkeoloji Müzesi’nin yanı başında yapılan Kültür Sitesi’nin temel hafriyatı sırasında 1991’de mermer bir Herakles lahti çıkmıştır. Bu lahit müzedeki belli başlı eserlerden biridir.


Gültepe Mahallesi Kışla Caddesi No:2
Tel : (0352) 222 21 49
Faks: (0352) 232 48 12


Atatürk Evi (Melikgazi)

Atatürk’ün 19-20 Aralık 1919’da Heyeti Temsiliye adına Kayseri’ye ilk gelişinde misafir edildiği İmamzade Raşit Ağa Konağı Kültür Bakanlığı’nca 1976 yılında tescil edilmiş, 6 Mart 1983 tarihinde de Atatürk Evi olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır.

İmamzade Raşit Ağa Konağı dışı kesme taştan içerisi de ahşap malzemeden yapılmış bir konaktır. Konağın cumbaları, çatı altı saçakları ahşap motiflerle süslenmiştir.

Konağın üst katında güneydoğu köşesindeki oda Atatürk Odası olarak düzenlenmiştir. Burada Atatürk’ün mumdan yapılmış bir heykeli, Milli Mücadele sırasındaki fotoğrafları, beyannameler ve I.dönem Kayseri Milletvekillerinin resimleri sergilenmektedir.


Cumhuriyet Caddesi, Şeyh Tennuri Sokak
Tel : (0352) 232 78 71


Güpgüpoğlu Konağı Etnoğrafya Müzesi (Melikgazi)

Kayseri’deki Güpgüpoğlu Konağı 1417-1419 tarihlerinde harem ve selamlık olmak üzere iki bölüm halinde yapılmıştır. Sonraki dönemlerde konak çevresine yapılan bir takım eklerle genişletilmiştir. Batısında ahşap kolonlar üzerinde yükselen, sonradan ilave edilmiş bir köşk bölümü bulunmaktadır. Kayseri’nin en eski evlerinden biri olan bu konağın bazı odalarında sedef kakmalar, tavana kadar uzanan ahşap işleme ve desenlerle süslü bölümler vardır.

Konağın haremlik bölümünde harem odası, sofa, gelin odası, misafir odası, günlük yaşamın geçtiği oda ve gelin-damat odası bulunmaktadır. Selamlık bölümü konağın doğusundaki kale duvarlarına yaslanan iki katlı bir yapıdır. Güpgüpoğlu Konağı Kültür Bakanlığı’nca 1990-1992 yıllarında restore edilmiş, Kayseri Arkeoloji Müzesi’nin yönetiminde 18 Mayıs 1995’te Etnoğrafya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

Müzenin alt katında sergi salonu bulunmaktadır. Yapının dışarısından bir merdivenle çıkılan üst kattaki odalar orta holün çevresinde sıralanmıştır. Bunlardan büyük odada Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine tarihlendirilen cam eserler, çiniler, ahşap ve madeni eserler sergilenmektedir. Bunun yanındaki ikinci odaya giriş koridorunda kesici ve ateşli silahlar ve Kayseri yöresine özgü erkek giysileri bulunmaktadır. Buradaki küçük odada ise Kayseri yöresine ait kadın kıyafetleri ile süs eşyaları bulunmaktadır. Konağın güneyinde bulunan iki odada ise İslam dönemine ait çeşitli sikkeler, el yazmaları, bakır ev eşyaları, halı ve kilimler bulunmaktadır. Konağın kuzeyindeki yarı açık köşkte, Türkmen çadırı, bahçede de İslam dönemine tarihlenen mezar taşları sergilenmektedir.


Cumhuriyet Mahallesi, Tennuri Caddesi
Tel : (0352) 222 21 48


Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi (Çifte Medreseler) (Kocasinan)

Kayseri’de Çifte Medreseler ismi ile tanınan Selçuklu Sultanı Gevher Nesibe’nin vasiyeti ile ağabeyi Selçuklu Hükümdarı Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından 1206 yılında yapılan Gevher Nesibe Çifte Medresesi iki ayrı yapıdan meydana gelmiştir. Çifte Medreseler, İkiz Medreseler, Kayseri Tıp Mektebi isimleri ile tanınan bu yapıya sonradan Gıyasiye ve Şifaiye Medreseleri ismi de verilmiştir.

Günümüzde bu yapı Erciyes Üniversitesi yönetiminde Tıp Tarihi Müzesi olarak 1982 yılında açılmıştır. Müzede, ilaç yapımında kullanılan tıp aletleri, reçete örnekleri, tıp kitapları, tıp dokümanları, sağlıkla ilgili araç ve gereçler sergilenmektedir. Ayrıca müzede Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinde akıl hastalarını tedavi eden odalar da düzenlenmiştir.


Gevher Nesibe Mahallesi
(0352) 437 49 37


Ahi Evran Sanatkarlar Müzesi (Melikgazi)

Türkiye’nin ilk ve tek Esnaf ve Sanatkarlar Müzesi Kayseri’de bulunmaktadır. Bu müze Kayseri Esnaf Odaları Birliği tarafından yöreden toplanan eserlerle düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır.

Müzede Ahi teşkilatına ait çeşitli eserler ve yörede tarımla ilgili kullanılmış olan eski aletler sergilenmiştir.




Kadir Has Kent ve Mimar Sinan Müzesi (Kocasinan)

Kayseri’de Fuar alanı içerisinde, Kadir Has Kültür Merkezi’nin modern binasının bir bölümü müzeye ayrılmıştır.
Müzenin zemin ve birinci katında dijital ekranlar, maketler, prodüksiyonlar bulunmaktadır. Böylece Kayseri ve Mimar Sinan ile ilgili bilgiler izleyiciye anlatılmaktadır.

Fuar alanında bulunan müzede ayrıca sosyal hizmetleri içeren tesisler de bulunmaktadır.
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Çeşmeleri


Çifte Önü Çeşmesi (Melikgazi)

Kayseri Şehit Miralay Nazım Bey Caddesi’nde, Çifte Önü Camisi yakınındadır. Çeşmenin iki kitabesi bulunmaktadır. Bunlardan yapım kitabesi 1753, onarım kitabesi de 1878 tarihlidir.

Çeşme iri-siyah yekpare bazalt taşından yapılmıştır. Çeşmenin önüne iri bazalt taşından binek taşları yerleştirilmiştir. Bu taşların bir kiliseye ait sütun başlığı olduğu anlaşılmaktadır. Çeşme üçü serbest, üçü de duvar içerisinde kalan, birbirlerine yuvarlak kemerlerle bağlanmış sütunlarla hareketli bir cephe görünümü sağlanmıştır. Musluklar cephedeki sütunların arkasında bulunan duvara yerleştirilmiştir. Çeşmenin yanında hayvanlar için ayrı bir yalak yapılmıştır.


Hacı Kasım Çeşmesi (Melikgazi)

Kayseri Tavukçu Mahallesi, Yeni Cami Sokak ile Altun Sokağı’nın kesiştiği noktadadır. Çeşmenin yapım tarihi bilinmemektedir. Üzerindeki onarım kitabesinden 1890 yılında onarıldığı öğrenilmektedir.

Çeşme kesme taştan yapılmış, hafif sivri bir kemerin taşıdığı iki sütunlu bir cephe görünümüne sahiptir. Çeşmenin üst örtüsü saçak ve silme çıkıntılıdır.


Hacı Mehmet Çeşmesi (Melikgazi)

Kayseri Gülük Camii yakınında bulunan bu çeşmenin üzerinde iki kitabesi bulunmaktadır. Bunların her ikisinin de onarım kitabesi olduğu sanılmaktadır. Bu kitabeler h.1202 (1787) ve h.1287 (1870) tarihlidir.

Kesme taştan yapılan çeşme, yuvarlak bir kemer içerisine ayna taşı yerleştirilmiştir. Ön kısmında yalakları vardır. Çeşmenin cephe görünümünde sivri kemerle üst örtü arasında kalan alan çörten ve iki kabara ile dışarı taşırılmıştır.


Kadı Çeşmesi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde, Kurşunlu Camisi’nin 50 m. kuzeyinde olan bu çeşmenin Mimar Sinan tarafından yapıldığı iddia edilmektedir. Kayseri’de günümüze gelebilen çeşmelerin en eskilerinden birisidir.

Kaba yontma taştan yapılmıştır. Çevre nişini oluşturan ayaklar beyaz mermerden olup, çeşme sivri kemerlidir. Çeşmenin üzerine dört sütunun taşıdığı külahlı bir minber minare eklenmiştir. Çeşme günümüze harap durumda gelebilmiştir.


Seyit Gazi Mahallesi Çeşmesi (Melikgazi)

Kayseri Kiçi Kapı’da Dinçtürk Sokak üzerinde Lala Camisi yakınındadır. Mermer kitabesinden öğrenildiğine göre h.1322 (1904) yılında yapılmıştır.

Çeşme üzerine dört sütunun taşıdığı bir minber minare yerleştirilmiştir. Çeşme kesme ve yontma taştan yapılmıştır. Cephe görünümü toprağa gömülü iki paye ve bunları birleştiren yuvarlak bir kemerden meydana gelmiştir.


Pamukhane Çeşmesi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde, kalenin yakınında bulunan bu çeşme XIV.yüzyılın sonlarında yapılmıştır.

İç içe geçmiş yüksek iki niş şeklindedir. Çeşmenin cephe görünümü cami giriş portaline benzemektedir. Sütunlardan sonra başlıklar ve başlıkların üzerindeki kemerlerde çiçek motifleri bulunmaktadır. Aynı kemer profilleri içerideki kemerde de tekrarlanmıştır.


Göllü Çeşme (Melikgazi)

Kayseri Gubaroğlu Mahallesi, Göllü Sokakta bulunan bu çeşme kitabesinden öğrenildiğine göre h.958 yılında Abdullah oğlu Kasım tarafından onarılmıştır. Çeşmenin yapım tarihi bilinmemekle beraber, mimari üslubundan XVI. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır

Çeşme iri taş kaide üzerinde iyon başlıklı yuvarlak sütunların taşıdığı bir niş kemerinden meydana gelmiştir. Kemerin kilit taşı üzerine kabartma bir motif yerleştirilmiştir. Çeşme nişi içerisinde kabartma taş üzerine iki kitabe yerleştirilmiştir. Bunlardan biri onarım kitabesi olup diğeri Selami isimli bir şairin manzum şiirini kapsamaktadır.


Gavremoğlu Çeşmesi (Melikgazi)

Kayseri, Huand Hatun Külliyesi’nin arkasında, Yanıkoğlu Mahallesi’ndedir. Çeşme Seraceddin Medresesi bahçesinin arka duvarına yeniden monte edilmiştir. Kitabesinden öğrenildiğine göre h.914 (1508) yılında Hacı Aziz oğlu Pir Ahmet tarafından yaptırılmıştır. Çeşmenin 1885 yılında yapılan onarımından sonra bu onarımı belirten ikinci bir kitabesinde;

Gavremoğlu çeşmesi Pir Ahmed’in eseri
Bin beşyüz sekiz yılında akıttı bu kevseri.
Harabe olmuş iken Gavremoğlu Yılmaz Bey
Bin dokuzyüzseksen beşte imar etti gevheri
1985 yazılıdır.

Kesme taştan sade bir çeşmedir. Sivri kemerli bir niş içerisine ayna taşı yerleştirilmiştir. Nişin içerisinde Arapça orijinal kitabesi ile bunun üzerine 1985 tarihli onarım kitabesi bulunmaktadır.


Oduncu Çeşmesi (Melikgazi)

Kayseri, Gubaroğlu Mahallesi’nde bulunan bu çeşme kitabesinden öğrenildiğine göre 1582 yılında Oduncu oğlu Murat tarafından yaptırılmıştır.

Kitabe:
Ammera fi hâzihi-l imare
Murad bini Oduncu
Bade seneti’l Hicreti
Tis’ine ve Tis’amie
990 (1582)

Çeşme muntazam kesme taştan yapılmış olup, sivri kemerli bir niş içerisindedir. Çeşme önüne sonradan yapılmış bir siperlik eklenmiştir. Kayseri’de bir dönem de mahremiyet nedeniyle bazı çeşmelerin önüne 1 m. yüksekliğinde bu tür siperlikler yapılmıştır.


Güdüllü Çeşme (Melikgazi)

Kayseri Hunat Hatun Külliyesinin arkasında Moloğlu Konağı’nın bahçe duvarı yanındadır.Yakınında Seraceddin Medresesi ile Gavremoğlu Çeşmesi bulunmaktadır. Kitabesi birkaç kez boyandığından okunamamıştır. Yapı üslubundan çeşmenin XVI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Çeşme moloz ve kesme taştan yapılmıştır. Dikdörtgen bir çerçeve içerisinde yuvarlak kemerli niş içerisinde ayna taşı ve kitabesi bulunmaktadır.


Lala Cami Çeşmesi (Melikgazi)

Kayseri Kiçikapı Mevkiinde Lala Mahallesi’nde, Lala Camisi’ne 10 m. uzaklıkta bulunan çeşme XIII.yüzyılda yapılmıştır. Ancak bu çeşme yıkılmış ve meydan ortasına kümbet biçiminde 1941 yılında yeniden yapılmıştır.

Çeşme kesme taştan 4.80 m. yüksekliğindedir. Sekiz köşeli bir planı olup, kesme taştan yapılmıştır. Çeşmenin gövdesi üzerinde üç musluk bulunmaktadır.


Döner Kümbet Çeşmesi (Melikgazi)

Kayseri Döner Kümbet’in arkasına bulunmaktadır. Osmanlı döneminde kesme taştan yapılmıştır. Kitabesi bulunmamaktadır. Çeşmenin yakınında bulunan kümbetten ötürü de Döner Kümbet Çeşmesi ismini almıştır.

Çeşme nişini oluşturan ayaklar üç sıra kesme taştan, bu taşların üzerinde de sade bir profil bulunmaktadır. Bu profil çeşmenin içerisini boydan boya dolaşmaktadır. Çeşmenin yarım daire kemerinde de profiller yer almaktadır. Önünde yalağı bulunmaktadır.

Hatın Tekin Çeşmesi (Melikgazi)

Kayseri, İl merkezinden Talas’a giden cadde üzerinde, Han Camisi’nin karşısında bulunan çeşmeyi kimin yaptırdığı bilinmemektedir. Dikdörtgen kütlevi bir çeşme olup, yuvarlak kemerli niş içerisinde ayna taşı bulunmaktadır.Yuvarlak kemerin üzengi silmesinde bir kartal amblemi bulunmaktadır. Günümüzde bakımsız bir durumdadır.


Şıh Sadettin Çeşmesi (Melikgazi)

Kayseri Tacettin Mahallesi’nde, Kaya Sokak’ta bulunan çeşmenin yakınında Şıh Sadettin Cami ve türbesi bulunmaktadır.

Çeşmenin kitabesi bulunmadığından banisi ve yapım tarihi bilinmemektedir. Küçük basit bir çeşme olup, kesme taştan yapılmış, yuvarlak kemerli bir niş içerisindedir. Günümüzde harap bir durumda ve önündeki yolun yükselmesinden ötürü yalak taşı toprak altında kalmıştır.


Mirzadeler Çeşmesi (Melikgazi)

Kayseri Tavukçu Mahallesi Bayram ve Atpazarı sokaklarının kesiştiği yerde bulunan çeşmeyi Mirzazade Mustafa Has Ağazade Ali Hocazade ile Hacı Kamil Efendiler 1932 yılında yaptırmıştır.

Kesme taştan kütleli bir çeşme olup yuvarlak kemerli bir niş içerisinde ayna taşı ile kitabesi bulunmaktadır,Günümüzde harap bir halde olup kaçak define arayanlar tarafından kısmen tahrip edilmiştir.


Gevher Nesibe Sultan Çeşmesi (Kocasinan)

Kayseri Yenice Mahallesi’nde, Gevher Nesibe Sultan Tıp Medresesi’nin önünde bulunmaktadır. Çeşmenin ayna taşı üzerindeki kitabede;

Menâfi çeşmenin âbı
Zülâl olmuş Letâfette
Şeker gibi hâlavette
İçen ihvâna aşk olsun

Hasan Hüseyin aşkına
İçer olsa o teşneler
Bula Kevser Şarâbını
İçen ihvâna aşk olsun

Bu hayrı işleyen mümin
Bakâyı lâ yazâl buldu
Çerağın kendi eliyle
Yakan ihv3ana aşk olsun

Bu tamir tarihin Hilmi
Ferâh gâfil yazub bunda
Hisâb idüp çıkar sende
Bulan ihvâna aşk olsun. Yazılıdır.

Çeşmenin nişi içerisinde h.1218 tarihi ile padişah tuğrası bulunmaktadır.


Sahibiye Çeşmesi (Kocasinan)

Kayseri il merkezinde Sahibiye Medresesi’nin ön duvarında bulunan bu çeşme, medrese yakınında bir başka yerde bulunuyorken yol genişletilmesinden ötürü yerinden kaldırılarak buraya konulmuştur. Sahibiye’nin orijinal çeşmesi yıkılarak ortadan kalkmıştır.
Çeşme üzerinde üç satırlık kitabesi bulunmaktadır.

Kitabe:

“Bu mübarek çeşmenin akıtılmasını, Kılıçaslan oğlu yüce Sultan, din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında 665 (1266)’de Allahu Teâlâ’nın rahmetine muhtaç, zayıf kul Hüeyin oğlu Sahib Ali emretti. Allah onu kuvvetlendirsin.”

Çeşme muntazam blok taştan yapılmış olup, fazla derin olmayan çeşme nişi yuvarlak kemer ve onu taşıyan taş ayaklardan meydana gelmiştir. Ayak taşları üzerine profilli taşlar oturtulmuştur.


Mıhlım Çeşmesi (Kocasinan)

Kayseri Cürcüler Mahallesi, Fevzioğlu Sokak’ta bulunan bu çeşmenin kitabesi okunamadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XVII.yüzyılın sonlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Çeşme iç içe iki kemerli olup, dışta büyük kemer nişi, basık sivri kemerli, içte olanı da sivri kemerlidir. Çeşmenin cephesi yüksek kabartma olarak yapılmış rozetlerle süslenmiştir. Yalak çevresinde iki adet dinlenme taşı vardır.

Daniş Ali Bey Çeşmesi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi, Büyük Bürüngüz Köyü’nde bulunan bu çeşmeyi Daniş Ali Bey 1565 yılında yaptırmıştır.

Osmanlı çeşme mimarisinin tipik örneklerinden olan çeşme, kesme taştan olup, üzeri kubbelidir. Dış duvarındaki kitabesi zamanla bozulmuş, mermer üzerine yeniden yazdırılarak çeşmenin iç duvarına yerleştirilmiştir. Kitabesinde banisine ait bir methiye ile yapım tarihi bulunmaktadır.


Yazıcı Çeşmesi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi Büyük Bürüngüz Köyü’nde bulunan bu çeşme, Sultan Abdülaziz tarafından 1713 yılında yaptırılmıştır. Kesme taştan yapılmış olan bu çeşmenin kitabesi bozulmuş, ancak yapım tarihi olan h.1129 (1713) tarihi okunabilmektedir.

Çeşmenin cephe görünümü üç yönlü olup, sivri kemerlidir. Kemerlerin içerisinde ayna taşı ve yalağı bulunmaktadır. Üzeri kubbe ile örtülüdür.


Papaz Çeşmesi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi Yenice Mahallesi’nde bulunan bu çeşmenin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi ve banisi bilinmemektedir.

XVIII.-XIX. yüzyılda yapıldığı üslubundan anlaşılmaktadır. Çeşme kesme taştan yapılmış, ön yüzünde yuvarlak kemerin birbirine bağladığı iki sütun bulunmaktadır. Arkasında bulunan kilise ile bağlantılı olduğunu üslubu açıkça göstermektedir. Günümüzde kullanılmaktadır.

Osmanoğlu Çeşmesi (İncesu)

Kayseri İncesu ilçesi Bulgurcu Mahallesinde bulunan Osmanoğlu Çeşmesi’ni kitabesinden öğrenildiğine göre; Mehmet Usta 1858 yılında yaptırmıştır.Çeşmenin dört satırlık celi-sülüs yazılı kitabesi bulunmaktadır:

Hasan Hüseyin aşkına - Aktı bu âb-ı zülâl
Şefi’ola kiyametde_Rusûlün yâ ze’l-Celal
Donanmasına sibû...-Çeşme itdi binâ
Suyun iç eyle-Usta Mehmed’e du’â
h.1275 (1858).

Çeşme kaba yontma taştan olup, yuvarlak kemerli bir niş şeklinde, nişin içerisinde kitabesi bulunmaktadır. Ayna taşı ve musluğu olmayan çeşme günümüzde kullanılmamaktadır.



Ali Saib Paşa Çeşmesi (Talas)

Kayseri Talas ilçesi, Kiçiköy Mahallesi’nde, Ali saib Paşa Sokağı’nda bulunan bu çeşme, Ali Saib Paşa Camisi’nin kuzeybatı köşesinde yer almaktadır. Cami ile birlikte yapılmış olan bu çeşme kitabesinden anlaşıldığına göre 1888 tarihlidir. Üzerinde ikişer mısradan üç satırlık mermer kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Himmet sahibi, eli açık ve cömertlik kaynağı
Yani serasker-i Ekrem Ali Said Paşa
Kevser suyunun güzelliklerini icra eyler
Bu dünya toprağına bağlanmak revâdır
İşte tarihi selisi aktı gürleyerek
Tatlı su eyledi icra Ali Saib Paşa
1305 (1888)”.

Çeşme tek cepheli olup, kesme taştan yapılmış, yalnızca ayna taşı ile kitabesi mermerdendir. Ayna taşının üzerinde oldukça iri bir gülbezek bulunmaktadır. Kitabe de kalın silmeli bordürle üç taraftan kuşatılmıştır.


Esma Hanım Çeşmesi (Talas)

Kayseri Talas ilçesi Kiçiköy Mahallesi, Ali Saib Paşa Sokağı’nın girişinde, çukur içerisinde basit bir çeşmedir. Ayna taşı ile kitabesi mermerden diğer bölümleri de kesme taştandır. Çeşme nişinin içerisinde bulunan kitabesinden Ali Saib Paşa’nın bu çeşmeyi 1888 yılında annesi Esma Hanım için yaptırdığı yazılıdır. Sülüs yazılı kitabesinin mealen anlamı şöyledir:

“Ali Saib Paşa’nın annesinin sebilhanelerinden, Hak yolunda yaptı ölümünden sonra daim kılınsın diye
Susayan insanlar su içtikçe Mü’minler aldıkça abdest, eylesinler ruhuna rahmetle birlikte güzel bir bakış
Muhtar Efendi tam tarihini düştü, ücra beldeye temiz su getirdi Esma Hanım h.1305 (1888)”.


Hacı Ahmet Çeşmesi (Talas)

Kayseri Talas ilçesinin Tapucak Mahallesi’nde, Beydağı Sokağı’nda, Han Camisi’nin güneydoğusunda bulunan bu çeşmeyi, kitabesinden öğrenildiğine göre h.1303 (1886) yılında Hacı Ahmet yaptırmıştır. Çeşmenin üzerinde altı satırlık kitabesi olup, mealen anlamı şöyledir:

“Hacı Ahmet Efendi bu çeşmeyi yaptırdı
Tek maksadı Allah’ın rızasını kazanmaktır
Abdest alıp, su içen kimselerden
Bir Fatiha ile üç İhlas ve dua etsinler diye dua eder
h.1303 (1886)”.

Çeşme kesme taştan yapılmış, yuvarlak bir kemer içerisinde yalak taşı ve ayna taşı bulunmaktadır.


Meydan Çeşmesi (Talas)

Kayseri Talas ilçesi, Kiçiköy Mahallesi’nde, Ali Saib Paşa Sokağı’nın köşesinde bulunan bu çeşmeyi Ali Saib Paşa’nın babası İbrahim Efendi h.1305 (1888) yılında yaptırmıştır. Çeşmenin üç satılık sülüs yazılı kitabesinin mealen anlamı şöyledir:

“Serasker Ali Saib Paşa’nın babası
Bundan evvel Mevlânın rahmetine sığındı

Bu çeşmeyi Mü’minlere yadigar olsun diye
İnşa edip, dahası ahiret gününe kadar ebedileştirdi

Geldi tarih için geçmişin hakikatinden
Bu rahmet gözü İbrahim Efendi için oldu sevap
h.1305 (1888)”.

Çeşme kesme taştan yapılmış olup, XIX.yüzyıl kilise mimarisi üslubunu yansıtmaktadır.


Salih Ağa Çeşmesi (Talas)

Kayseri Talas ilçesi, Tablakaya Mahallesi’nde Hükümet Caddesi ile Çeşme Sokağı’nın birleştiği köşede bulunan bu çeşmenin beş satırlık kitabesinden öğrenildiğine göre; 1926 yılında Salih Ağa tarafından yaptırılmıştır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Tek O’dur. her şeyi yaratan ve baki olan
Hayrat sahibi Balcı Halil oğlu Salih Ağa
Tek maksadı Allah’ın rızası ile
Onun feyzinden kurtuluşu bulmaktır
h.1344 (1926)”.

Salih Ağa çeşmesi mimari yönden Osmanlı çeşmelerinden farklı bir üslup yansıtmaktadır. Daha çok kilise çeşmelerine yakınlığı olduğu açıkça görülmektedir. Bu da çeşmenin Ermeni ustalar tarafından yapıldığını göstermektedir. Kitabesi, ayna taşı ve çeşme nişi içerisindeki mermerler dışında kesme taştan yapılmıştır. Genel olarak dikdörtgen planlı çeşme yanındaki yapılara bitişiktir. Üst kısmında kornişler içerisinde yer alan alınlığın ortasına kitabe yerleştirilmiştir. Çeşmenin ayna taşını kuşatan yuvarlak kemeri ile duvara dayalı plasterler Avrupa üslubunu yansıtmaktadır.


Harman Camisi Çeşmesi (Talas)

Kayseri Talas ilçesi, Harman Mahallesi’nde, Harman Camisi’nin avlusunda yer alan bu çeşmenin kitabesi bulunuyorsa da kitabesinde banisini ve yapım tarihini belirten bir yazı bulunmamaktadır. Bununla beraber çeşmenin XX.yüzyıl başlarında yapıldığı sanılmaktadır. Bu kitabe tamamen Allah’a yönelik bir methiyedir.

Kesme taştan yapılmış olan bu çeşmenin kitabesi, ayna taşı, yalağı, iki yanındaki sütunların başlıkları mermerden, diğer bölümleri de kesme taştan yapılmıştır. Caminin son cemaat yerine bitişik olan bu çeşme, duvara dayalı iki sütun ve yuvarlak kemerden meydana gelmiş bir niş içerisindedir. Bunun üzerine de üçgen bir alınlık yerleştirilmiştir.
 
Mirmiga

Mirmiga

Yeni Üye
Üye
Ce: Kayserİ

Kayseri Kiliseleri


Kayseri çevresinde 30’a yakın manastırın bulunduğu, kaynaklarda ileri sürülmüştür. XX.yüzyılın başlarında il merkezinde yedi Ermeni ve bir Rum kilisesinin olduğu da söylenmektedir. Ayrıca çevredeki ilçe ve köylerde de bir çok kilise ile manastır bulunuyordu. Ermenilere ait Surp Garabet Manastırı (Efkere Büyük Manastırı), Balagesi Köyü’nde Surp Daniel Manastırı, Derevenk’te Surp Sarkis Manastırı, Surp Astvatzatzin Tomarza Manastırı ile Bogos Bedros Kilisesi, Develi’de Yukarı Fenese Mahallesi’ndeki kilise bunların başında geliyordu.

Polonyalı Simeon’un 1617’de Kayseri’yi ziyareti sonrasında yazdığı notlarda “Kayseri’de İstanbul’daki gibi kiliseler vardı. Ancak bunlar harabe halinde idi.” Demektedir. Bu kiliselerin yanı sıra Surp İstepannos, Surp Mergeryos, Surp Sarkis, Surp Parsek, Talas’ta Aya Yorgi kiliseleri günümüze gelememiştir.

Kayseri’deki Rum Kilisesleri arasında Gesi’de Darsia Yanartaş Kilisesi, Endürlük (Andronike) Kilisesi, Talas’ta Yeni Cami Kilisesi, İncesu’da Yeni Cami Mahallesi Kilisesi, Yarım Mahalle Kilisesi, Aydınlar Köyü’ndeki Rum Kilisesi, Germir (Konaklar) Rum Kilisesi, il merkezinde bugünkü Belediye İş Merkezinin bulunduğu yerde de bir Rum Kilisesi bulunuyordu. Ancak Kayseri’deki Rum kiliselerinin çoğu Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Lozan Antlaşması uyarınca, nüfus mübadelesi sonunda cemaati kalmayınca kendi hallerine bırakılmışlar, bazıları yıkılmış, bazıları da camiye çevrilmiştir.

Ermenilerle ilgili nüfus mübadelesi olmadığından Ermeni kiliseleri 1980 yılına kadar ibadete açık kalmış ancak, Ermenilerin şehirden göç etmeleri üzerine sahipsiz kalan birçok kilise yıkılmış ve bunlardan sadece iki tanesi il merkezinde biri de Talas’ta olmak üzere üç tanesi günümüze gelebilmiştir. Bunlar Kiçikapı Meydanı’ndaki Surp Azdvadzadzin (Meryem Ana) Kilisesi ile Cafer Bey Mahallesi’ndeki Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi, Talas’ta Yeni Cami Kilisesi’dir.


Surp Astvadzadzin (Meryem Ana) Kilisesi (Merkez)

Kayseri Kiçikapı Meydanı’nda bulunan Surp Astvadzadzin Kilisesi’nin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir.

Kilise bazilika planında üç nefli olup, orta nef yan neflerden dört sütunla ayrılmıştır. Ayrıca nefleri oluşturan sütunlarla duvarlara bitişik yarım sütunlar arasında bağlantıyı sağlayan kemerlerle iç mekan beş dikdörtgen veya kare bölümlere ayrılmıştır. Orta ve yan neflerin kilise ortasına rastlayan bölümleri daha geniş tutulmuştur. Orta nefteki merkezi bölüm on iki pencereli kasnak üzerine oturan bir kubbe ile örtülmüştür. Diğer neflerin üzerleri de tonozla örtülüdür.

Kilisenin kuzey ve güney duvarlarında yuvarlak kemerli nişler içerisine alınmış, dikdörtgen söveli altışar pencere bulunmaktadır. Kilisenin batısındaki narteks dikdörtgen planlı ve kuzey-güney doğrultusunda uzanmaktadır. Narteksten iç mekana dört sütunlu ve üç tonozlu bir bölüm ile girilmektedir.

Bu kilise Ermeni cemaatinin olmamasından ötürü terk edilmiş, günümüzde “Kiçikapı Spor Salonu” olarak kullanılmaktadır.


Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi (Merkez)

Kayseri Cafer Bey Mahallesi Yeni Sokak’ta bulunan Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi 1191 tarihinde yapılmış, XVII.yüzyıla kadar ayakta kalmış, XIX.yüzyılın ortalarında yıkılmıştır. Kilise 1859 yılında yeniden yapılmış, 1885 yılında da büyük bir onarım geçirmiş ve bununla ilgili mermer bir kitabe giriş kapısı üzerine yerleştirilmiştir.

Kilise üç nefli bazilika planında yapılmıştır. Orta nef yan neflerden sütun ve payelerle ayrılmıştır.Kilisenin içerisi kuzey-güney, doğu-batı doğrultusunda atılmış kemerlerle üç dikdörtgen ve bir de kare bölüm oluşturulmuştur. Orta nefin üzeri ile doğu ve batıdaki bölümler kubbeli, yan nefler de oval kubbeli ve çapraz tonozludur. Kilisenin doğusundaki bema ile, kuzeydoğu, güneybatı köşeleri yarım yuvarlak apsislidir. Kilisenin batısında üç çapraz tonozla örtülü bir narteks bulunmaktadır. Bu narteksin üzerinde de galeriye yer verilmiştir.

Kilise girişi beş sütunlu, yarım kubbeli bir mekandır. İbadet mekanı freskolarla kaplı olup burada bitkisel, geometrik motiflerin yanı sıra pandantiflere İncil yazarlarının resimleri yapılmıştır. Bu kilise halen kullanılmakta olup, ibadete açıktır.

Şammaspir Kilisesi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi Doğanlar mahallesi’nde bulunan Şammaspir Kilisesi’nin ne zaman yapıldığı konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bu kilisenin Hıristiyan Dinini yaymak amacıyla yapıldığı sanılmaktadır.

Kilise yaklaşık 100 m. yüksekliğinde bir kayanın üzerinde yapılmış olup, kale görünümündedir. İç içe üç surla çevrili bulunan kilise yıkılmış ve günümüze gelememiştir. Bugün yalnızca temel kalıntıları görülebilmektedir. Bu bakımdan kilisenin mimarisi ile ilgili bilgi edinilememiştir.

Rum Kilisesi (Talas)

Kayseri Talas ilçesi Tablakaya Mahallesi’nde bulunan ve bugün Yeni Cami olarak kullanılan Rum Kilisesi 1886 yılında yapılmış ve daha sonra da camiye dönüştürülmüştür. Kilisenin 1997 yılına kadar kapı girişinde bulunan kitabesi günümüze ulaşamamıştır. Bu kitabede kilisenin 1886 yılında yapıldığı ve ayrıca Sultan II.Abdülhamit’e bir teşekkür yazısı bulunmaktadır.

Kilise kapalı Yunan haçı plan tipinde olup, merkezi bölümü dört payenin taşıdığı 12 pencereli yüksek kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Orta mekanın dışında kalan haçın kolları ve köşe mekanlar tonozlarla örtülmüştür. Kilisenin doğusunda bulunan apsis bölümü camiye çevrildikten sonra düz bir tavanla kapatılmıştır. Kilisenin ibadet mekanının üzerinde U biçimli bir galeri bulunmaktadır. Bu galerinin kuzey ve güneydoğusuna düzgün olmayan bir takım mekanlar yapılmıştır. Batısındaki narteks çapraz tonozlarla üç bölüme ayrılmıştır. Burada galeriye çıkışı sağlayan merdivenler bulunmaktadır.

Kilisenin batı cephesi diğer cephelerden daha hareketli olup, burada yuvarlak kemerler nişli içerisine dikdörtgen pencereler açılmış ve bunlar dıştan üçgen alınlıklı frizlerle çevrelenmiştir. Ayrıca alınlıklar kabartma çiçek, yaprak ve kozalak motifleri ile bezenmiştir. Bunun yanı sıra pencere söveleri, paye başlıkları, geometrik ve bitkisel motiflerle bezelidir.

Kilise içerisindeki duvar sıvalarının altında İncil’den alınma sahneleri içeren fresklerin olduğu bazı izlerden anlaşılmaktadır.


Soğanlı Kiliseleri (Yeşilhisar)

Kayseri Yeşilhisar ilçesi Soğanlı Vadisi’nde sayıları 50’ye yakın kayalar içerisindeki mağaralarda kiliseler bulunmaktadır. Bu kiliselere ilk defa J.W.Hamilton değinmiş ancak bunların isimleri üzerinde durmamıştır:
“Soğanlı’da başlangıç olarak bilinen kısma geldiğimizde manzara bize son derece acayip ve cezp edici gözüktü. Vadinin her bir tarafındaki uçurumlar bal peteği gibi sayısız, çok büyük miktarda hafriyatlar, meskenler ve mezarlıklar, 200 feet yüksekliğinde yumuşak ve özel kayalarla ayrılmış olup, binlercesine de girilebilmektedir”.

Soğanlı Bölgesi yer sarsıntıları sırasında çökmelere uğramış ve çöken alan, doğal etkilerle daha da derinleşerek vadi ve platoları meydana getirmiştir. İki kısımdan oluşan Soğanlı Vadisi’ne Roma döneminden itibaren devamlı olarak yerleşilmiştir. Vadi yamaçlarında yer alan kaya konilerini Romalılar mezarlık, Bizanslılar da kilise olarak kullanmışlardır. Kilise freskleri açısından IX.-XIII yüzyıllara tarihlendirilmektedir. Soğanlı vadisinde yer alan önemli kiliseler arasında Kubbeli, Karabaş, Yılanlı ve Azize Barbara ( Tahtalı) Kilise gelmektedir.


Kubbeli Kilise (Yeşilhisar)

Soğanlı kiliseleri arasında en tanınmışı ve en görkemlisi vadinin kuzey yamacındaki Kubbeli Kilisedir. Soğanlı Vadisi’ne hakim, tüf kayalıklarına oyulmuş, silindirik görünümdeki kilisenin yüksekliği yaklaşık 50 m.yi bulmaktadır. Yedi katlı olduğu sanılan bu kilise, sanat tarihçileri tarafından yeterince araştırılmamıştır. Günümüzde yalnızca depremlerden geriye kalan 2 kat üzerinde durulmuştur.

Bu kilise X.yüzyılın başlarına tarihlendirilmektedir. Kilisenin alt katında krypta denilen bir bölüm bunun üzerine oturtulmuş olan yapı pencereli, kasnağından sonra külah biçiminde bir kubbe ile tamamlanmıştır. Doğal etkilerden epeyce yıpranmış olmasına karşılık, kubbe kasnağındaki bezemeler oldukça iyi bir durumda günümüze gelebilmiştir. Kilisenin doğu ve güneye doğru uzanan bölümlerinin üzerinin çatı ile örtülü olduğu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Kappadokia Bölgesi’nde kayalara oyulmuş diğer kiliselerde görülen özellikler burada da karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Orta Bizans mimarisinin sıkça uygulandığı bir plan şeması olan “Kapalı Yunan Haçı” düzeni burada da uygulanmaya çalışılmış ancak, kayalık alanlar el vermediği için de tam anlamıyla başarılı bir plan düzeni uygulanamamıştır. İbadet yerini örten kubbeli bölümün doğusunda beşik tonozlu apsis, kuzeyinde de paraklesion denilen ek hücreler buraya eklenmiş ve böylece kendine özgü bir plan tipi ortaya çıkmıştır. Göreme, Ürgüp ve Soğanlı çevresindeki kiliselerde görülen bodur payelerle at nalı şeklindeki kemerler burada da aynen uygulanmıştır. Kilisenin doğu yönüne uzanan beşik tonozlu bölümün sonundaki apsis kayalar el vermediğinden dışarıya çıkıntı yapamamıştır. Özelliğini bütünüyle yitirmiş olmasına karşılık günümüze gelebilen izlerden bu bölümlerin fresklerle kaplı olduğu anlaşılmaktadır.

Kubbeli Kilisede ibadet yerini örten kubbeye dünya hakimi olan Pantokrator İsa yerleştirilmiştir. Bugün oldukça zor seçilebilen bu freskte Hz.İsa taht üzerinde, haç motifli bol bir elbise giymiş olarak tasvir edilmiştir. Hz.İsa’nın yüzü oldukça bozulmuş bu nedenle de kompozisyon tam olarak seçilememektedir. Kubbeyi destekleyen kasnakta ise İncil’den alınmış Yuhannes ile ilgili konulara, şikayet ve vaaz sahnelerine yer verilmiştir. Kilise duvarlarındaki fresklerden çoğu günümüze ulaşamamıştır. Batı duvarındaki bezemelerden bazıları ile doğudaki uzantılarda bir takım figürler dikkati çekmektedir. Burada Hz.Meryem’in Yusuf ile birlikte Betlehem’e gidişi resmedilmiştir. Ayrıca kuzey ve güney tonozlarında da Herodes’in verdiği ziyafet, mezar başında kadınlar, tebşir, çobanlar, üç müneccim, Yusuf’un rüyası, Mısır’a gidiş, Hz.İsa’nın doğumu, çocukların öldürülmesi, vaftiz gibi İncil’den alınma konulara yer verilmiştir.


Hagia Barbara (Tahtalı Kilise) Kilisesi (Yeşilhisar)

Kayseri Yeşilhisar ilçesi Soğanlı Vadisi’nin bitiminde bulunan Hagia Barbara (Tahtalı Kilise) Kilisesi X.yüzyılın başlarına tarihlendirilmektedir.

Bu kilise tek nefli, tek apsisli olup, üzeri beşik tonozla örtülmüştür. Vadideki önemli kiliselerden biri olan Hagia Barbara Kilisesi’ni tonozlar ortadan ikiye bölmüştür. Kilisenin içerisindeki fresklerde çok sayıda Aziz tasvirleri görülmektedir. Burada Hz.İsa’nın doğacağının müjdelenmesi, ziyafet, Hz.Meryem’in bakireliğini kanıtlaması, Hz.Meryem’in Yusuf ile Betlehem’e gidişi ve doğum sahneleri, yedi uyurlar, deisis gibi İncil’den alınma sahnelere yer verilmiştir. Ayrıca kilisenin çeşitli yerlerine de Azizlerin tasvirleri resmedilmiştir.


Karabaş Kilisesi (Yeşilhisar)

Kayseri Yeşilhisar ilçesi Soğanlı Vadisi’nin sağ yamacında Kubbeli Kilise’nin karşısında bulunan Karabaş Kilisesi ismini, Azizlerin başlarındaki halelerden almıştır. Bu haleler zamanla kararmış ve halk arasında da bu kiliseye Karabaş Kilisesi ismi verilmiştir. Bu kilise Bizans başkent üslubunda yapılmış olup, 1060-1061 yıllarına tarihlendirilmektedir.

Kilisenin tonoz örtülü bir ibadet yeri ile yanlarındaki nişler, güneyinde üç şapel ve bir de ibadet mekanı bulunmaktadır. Kilise içerisindeki freskler oldukça iyi korunmuştur. Burada Hz.İsa’nın doğumu, mabede sunuluşu, Adem ile Havva, Hz.İsa’nın dirilişi, tabut üzerinde melekler, Hz.İsa’nın çarmıha gerilişi, Hz.İsa’nın göğe yükselişi, deisis gibi İncil’den alınma sahnelere yer verilmiştir. Ayrıca freskler arasında çeşitli Aziz tasvirleri de bulunmaktadır. Apsis’te bulunan havarilerin bir araya gelişini gösteren fresk, Kappadokia freskleri arasında ender görülecek güzelliktedir.


Yılanlı Kilise (Canavarlı Kilise) (Yeşilhisar)

Kayseri Yeşilhisar ilçesi Soğanlı Vadisi’nde Karabaş Kilisesi’nin çıkışında bulunan Yılanlı Kilise XI.yüzyıla tarihlendirilmektedir.

Kilisenin ilginç bir yapı planı bulunmaktadır. Avluyu çevreleyen mutfaklar, yemek odaları, mezar odaları, çift koridorlu ve iki derin nişli şapeli ile diğerlerinden farklı bir plan düzenine sahiptir. Fresklerinden büyük çoğunluğu günümüze gelememiştir. Ancak Azizlerden Hagios Gregorios’un bir yılanı öldüren sahnesinden ötürü de bu kiliseye Yılanlı Kilise ismi verilmiştir.

Soğanlı’da bulunan bu kiliselerin yanı sıra vadide oyulmuş bir çok mezara da rastlanmaktadır.


Tomarza Kilisesi (Tomarza)

Kayseri Tomarza ilçesi Cumhuriyet mahallesi’nde bulunan kalıntıların bir kiliseye ait olduğu bilinmektedir. Kalıntılarından XIX.yüzyılın sonlarına tarihlendirilen kilise günümüze harap durumda gelebilmiştir.

Kilise bazilika plan düzeninde olup, iç mekan dörder yuvarlak taş sütunlarla üç nefe ayrılmıştır. Bu nefler yuvarlak kemerlerle birbirlerine bağlantılıdır. Kilisenin üzeri ahşap çatı ile örtülüdür. Kilisenin önündeki narteks ile ön cephesi tamamen yıkılmıştır.
 
Üst