Sağlıkçılar ve Doktorlar

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
konya tıp fakültesi doktorları konya ssk hastanesi doktorları sigorta hastanesi cerrahpaşa tıp fakültesi ssk araştırma
Bütün biyografiler internetten derleme ve alıntıdır

Dr. Mustafa DUMAN




Mustafa Duman , 15.2.1946 tarihinde, Trabzon-Maçka’nin Çesmeler Köyü’nde dogdu. 1958 yilinda Çesmeler Köyü Ilkokulu’nu, 1964 yilinda Trabzon Lise’sini bitirdi. Ayni yil Istanbul Üniversitesi Tip Fakültesi’ne girdi ve 1971 yilinda burayi bitirerek “Tip doktoru” ünvanini aldi. Susurluk Hükümet Tabipligi görevinden askere gitti ve Van – Özalp Seyyar Jandarma Tabur Tabibi olarak askerlik hizmetini 1973 yilinda tamamladi. 1974-1982 yillari arasinda, Almanya’da, iç hastaliklari ihtisasi yapti. 1982 yilinda Türkiye’ye döndü. Uzmanlik denklik sinavini Istanbul Tip Fakültesi’nde verdi. Iç hastaliklari Doçentligi dil sinavini 1983 yilinda verdi. 1983-1997 yillari arasinda Iç hastaliklari uzmani olarak Istanbul’da serbest çalisti. Halen bir kurumun hekimligini yapmaktadir. Is hekimligi “A” ve “B” grubu sertifikalari sahibidir. Almanca ve az Fransizca bilir. Dr. Ayçe Duman’la evlidir. Üç oglu vardir. Istanbul Tabip Odasi’nda 1986-1990 yillari arasinda “onur kurulu üyesi “olarak çalisti.


Mustafa Duman, 1984 yilindan sonra halk kültürü alaninda, özellikle Trabzon yöresi halk edebiyati - folkloru ve Nasreddin Hoca konularinda derlemeler, arastirmalar yapti. DEMOS (Almanya), Cumhuriyet, Cumhuriyet Kitap, Türk Folkloru, Türk Folkloru/Belleten, Halk Kültürü, Folklor/Edebiyat, Tarih ve Toplum, Toplumsal Tarih, Müteferrika, Toplumbilim, Varlik-Kitap, Kiyi, Yeni Yüzyil, Güzel Yazilar gibi gazete ve dergilerde, bazi kongre bildiri ve armagan kitaplarinda, toplam 160 makale yayimladi. Ayrica çesitli uluslararasi ve ulusal halk kültürü ve halk edebiyati kongrelerine katildi, bildiriler sundu. Halk kültürü konularinda, TRT ve diger radyo ve televizyon programlarinda konusmalar yapti. Hamamizade Ihsan’in “Trabzon Manileri “ adli derlemesini karsilastirmali olarak yayimladi. Bugüne kadar bilinmeyen bazi Nasreddin Hoca yazma ve tasbaskisi kitaplarini bilim dünyasina tanitti..
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Lokman Hekim(ibn-i sina)


Amuderya’nın bir kolu yakınlarındaki Gürganc’ın Şirazi gül bahçelerinde yahut Hariz ilinin öte kuytu gölgeliklerinde, yapayalnız biri dolaşırmız. Binyıl kadar öncesi…
Aksarıkılı ciddi yüzü kara sakallıymış… elinde hep bir kitapla gezermiş… ki sürekli kıpırdayan dudaklarından belki şu sorular dökülerek: “Ben kimim? Ben neyim? Görevim nedir? Yolum nereye?”

Gelecek iki yıl sonrası dünyamız, O’nun Bin’inci doğum yıldönümünü özellikle kutlayacaktır. Zira, batı bilim ve kültürü, Onu iyi tanır ve Kendini O’na borçlu sayar. Ya o zaman bize neler yapılır. İllede O, doğu bilginini doğum yıldönümü, derin bir sessizlik yahut göstermelik birkaç sözlemi geçip gider? Varsın hala kimileri, adından, dilinden yerinden yurdundan dolayı, Türk mü? Arap mı? A>cem mi? Diye tartışadursunlar… biz sadece üstünde bulunduğumuz bilim ve kültür yolunda kimin neleri nasıl söylediğine kulak verelim.

“Öteki bilgiler yanında tıpda öğreniyor. Teorik bilgimi hastalar üzerindeki gözlemlerle bütünleştiriyordum. Böylece aralıksız çalışmayı sürdürdüm. Geceleri de okumakla yazmakla uğraşırdım. Bir ara aristotales’in “metafizik”ini incelemeye başladım. Bu kitabı belki kırk kez okuduğum halde anlayamadım. Umutsuzluğa kapıldım. Bire mezattan salık verilen başka bir kitabı satın aldım. Bu Farabi’nin aynı konu üstüne yazdığı “Mübadüttabia” adlı kitabıydı. Eve gelince hızla okumaya başladım. O ana kadar anlayamadığım konuyu hemen kavradım.. ve secdeye kapanarak Tanrı’ya sükranlar sundum.

Şimdi bu sözlerin sahibi ibni sina’nın kısacık yaşam öyküsüne bir göz atalım.
Kökeni Emvlana’dan önceki Belh şehrine dayanır. Soyu şamanoğullarıu devletinin başkenti Buhara’ya yerleşmiş varlıklı, memur bir ailede gelir. Öyle yetenekli bir çocuktur ki kur’an-ı 10 yaşında ezbeler. Onyedisinde döneminin geçerli temel bilimlerini öğrenir ve kendisine “genç hekim” dedirtir.
Bir gün Emir mansur’un oğlu Nuh bin mansur hastalanırç genç hekimi saraya çağırırlar. O da hastasını şifa’ya kavuşturur. Böylece sarayın saygınlığı yanında, sengin kitaplığını da kullanma hakknını kazanır tükenmez okuma, öğrenme, inceleme araştırma açlığı içinde düşünmeye, yazmaya koyulur..

Batı kendisinin “ Avisenna” diye tanır. “Tıp Kanunu” adlı kitabınıyüzyıllar boyunca sağlık okullarında elkitabı olarak okuturlar.

Sinanoğlu, bilgeliğini “şifa” ve “ necat” ile hekimliğini “Tıp kanunu” adlı eseriyle belirler. Son kitap beş cilttir. Son cildi ilaçlara ayrılmıştır. Osmanlı Padişahı Sultan Mustafa III. 1766’da kitabın Türkçeye çevrilmesini n ferman buyurmuştur.

Emir’in ölümü üzerine hekim – fi,lozof Buhara’dan göçeder. Harizm ve Horasan illerinde dolaşır. İfitralara uğrar, yerli politik otoritelerle çatışır. Aynı zamanda gezmeyi, yeni yerler ve yeni şeyler görmeyi de sever. Dönemin büyük bilgini ebu Reyhan El-Biruni ile birlikta çalışır. Ayrıca Ebu Muhammet Şirazi kendisini koruma kanatları altına alır. Çetin ve karmaşık konuları tartışırlar. Şiirler okunur karşılıklı…. Zaman yürür.

Burada küçük bir parantez açmakta yarar görülür. Bugün hazır bulduğumuz bilim kolları acaba kendiliğinden mi oluşmuştur? Elbette ki her bilim ve kültür kolunun yükselen yapısı, yüzyılların emeğiyle ve tek tek konulan tuğlalardan meydana gelmiştir. Hele ömrünün ilk yarısını kendini yetiştirmekle, ötekisini meyvelerini vermekle geçiren bu bilgin irili, ufaklı biki yüzü aşkın eserde yazmıştır. Şüphe olmasınki bu sonuç kendinden öncekilerin attığı temeller üstüne oturtulur. Çyleyse, bilime şüpheyi sokan Makedonyalı “ilk hoca“ Aristotales tir. Sanki bin üçyüz yıl sonra “İlk Hoca” , Atina’daki “ Lise” adlı Açıkhava okulunun bahçelerinden O’na şöyle seslenir: “ Duymayan insan hiçbir hiçbirşeyi bilmez. Ve anlayamaz. Akıl, gerçekte sayfalarında hiçbir şeyin yazılı olmadığı bir kitaba benzer…. Herkes canı isteyince düşünebilir; ama duymak kimsenin elinde değildir. Duyabilmek için duyulan nesnenin var olması şarttır. Bir varlığın bozulması, başka bir varlığın üremesi demektir…” ve dahası “Mekan, nesneyle aynı zamanda vardır. Zaman ise haraketin sayısıdır. Demek ki varlık, madde den biçime , güçten eyleme, varlıktan varlığa durmadan gelişir. Geçeklilikte düşncveler ve kavaramlar, düşüncesi oldukları tikel (cüz’i) ve duyumsal nesnelerden ayrılamazlar”. Yine O’nu dinlersek, Ancak genel’in bilimi olur. Güç halindeyken bilim Genel’e, eylem halindeyken Tikel’e yönelir…. v.b.”

Bu sözleri duyan şinoğlu, “bişlgiler önce tasarım ile başlar ve sonra kıyas ile değerlenir.” Der ki modern mantıkta bir aşama sayılır. Ardından felsefe konularına geçer. Tıpkı hocası gibi felsefeyi şu ikli ana bölüme ayırır:

kuramsal hizmet: metafizik, doğa felsefesi ile mateatiğe dayanan kouları içine alır.
Ameli hikmet:
a) Siyaset veya medeni hikmet.
b) Ev hikmeti veya ekonomi,
c) Ahlaki hikmet,

gibi eylemli 3 dala daha ayrılır.


Bu iki bölümdeki bilginin, akıl ilkeleri ve mantık kuralları süzgecinden geçmiş olması gerekir ki bir senteze varılabilsin. Buradaki mantık, Aristotales’in armağanı “formel, biçimsel, sûrî” diye adlandırılan doğru düşünme yoludur. Doğu’nun filozofu da kılavuzları gibi toplumdan bireye doğru bir gidiş yolu izler. Çalımalarının geniş bir anlamını din ile felsefeyi bağdaştırmaya ayırır. O’na göre din felsefesinin dört ana konusu vardır:
Yaradılış: Tanrı yaratıcı “halik, yaratılmış evren ise “maluk” tur. Yine Tanrı, “ ilk sebep” in başlangıcı, amacın sonu ve zorunlu varlıktır. Tek tanrıdan ilk çıkan varlık akıl olmuştur. Tanrı, yani yüce akıl yalnız tümelleri (küllî) ve genel geçerliği olan değişmez ilkeleri bilir. Ama ayrıntılarla ilgilenmez.
Ahiret: Ruhların, ilk kaynağı olan sonsuzluğa uzantısıdır. Tüm ruhlar, geldikleri ilk tanrısal öze dönerler. Bu dönüş olayının adı “ ölüm” dür.
Peygamberlik: Tanrı, insanları yarattı ve onları özgür iradeyle donattı. Böylece iylik ve kötülüj seçeneği irade yeteneğinden doğacaktır. Özgür irade, tanrısal yardımın sonsuz bir kaynağıdır. Yalnız tanrının elçileri özgür irade yanında üstün bir seziş gücüyle de donatılmışlardır. Olağanüstü kavram gücü, evrensel faal akılla birleşerek “vahiy” leri oluşturmuşlar.
Tanrı bilgisi: Tanrı bilici ve görücüdür. Varlığı kanıta sığmayıp kendi kendini gerekli kılar.
Halkımız arasında “Lokman Hekim” diye de anılan eski doktor’un insanı değişik bir açıdan tanımlaması ilginçtir. “Uyanık Oğlu Diri” nin hayal, gazap ve şehvet üzerine yazdığı bir öyküsü de vardır.

Oysa “Uyanık Oğlu Diri” nin kimliği şöyledir:

Baba adı: uyanık, yani varolan bir kökten gelir.
Kendi adı: Diri, yani akıl.
Ülkesi:Akıl dünyasıdır.

İşte bu akıl yukardaki ilkel duyguları birer birer eleştirir. Onlara doğru olan “ölçü” yolunu gösterir.
Tıp, fizik, astronomi, felsefe, müzik üstüne çeşitli risaleleri vardır. Eserlerini günün modsına göre Arapça, pek azını da Farsça yazmıştır. Doğuda çöreklenen doğmatik bilim ve felsefe tortusu üstüne tam zamanında doğan bu yıldız, sonradan yıllarca dünyamızı aydınlatmıştır. Örneğin, eserlerindeki konularda sanki İskenderiye okulu ile Grek okulu, islamiyetin Buhara’sında bir araya gelmişlerdir. Özellikle aklın tanımlanması ve bölümlere ayrılmasında ilk hocaları aristotales ile Farabî den ayrılır. Kendine göre aklı 5 çeşide böler.

Yaşamı fikirleri ve eserlerine kısaca dokunup geçtiğimiz ibni Sina’ya göre bilimlerin sınıflandırılması şöyle olup, bilimler, maddeyle biçim bağlantısı bakımından üçe ayrılırler:

Doğa Bilileri, maddesinden ayrılmamış biçimleri içerir.
Maddesinden ayrılan formların bilimleri metafizik, mantık, ve yüksek bilimleri açıklar.
Maddesinden ancak insan düşüncesinde (zihinsel) ayrılan, bazen de maddesiyle birlikte olan biçimlerin bilimidir ki, matematik veya “Orta Bilimler” adını alırlar. İşte bu ortadakiler her iki bölüm arasındaki bağlantıyı kurarlar.
İbn-i Sina hakkında yapılacak yeni inceleme ve araştırmalar, bu büyük Doğu Bilgin’inin önümüzdeki onyüzüncü doğum yıldönümüne verimli bir hazırlıkla girmemizi ve uluslar arası bilim bayramlarına katılmamızı da sağlayabilir.

Hikayesi:

--------------------------------------------------------------------------------

Ailesi Belh'ten gelerek Buhara'ya yerleşmişti. İbni Sinâ, babası Abdullah, maliyeye ait bir görevle Afşan'dayken orada doğdu. Olağanüstü bir zekâ sahibi olduğu için daha 10 yaşındayken Kur‘an-ı Kerim'i ezberledi. 18 yaşında çağının bütün ilimlerini öğrendi. 57 yaşındayken Hemedan'da öldüğü zaman 150'den fazla eser bıraktı. Eserleri Latince’ye ve Almanca’ya çevrilmiş, tıp, kimya ve felsefe alanında Avrupa’ya ışık vermiştir. Onu Latinler “Avicenna” adıyla anarlar ve eski Yunan bilgi ve felsefesinin aktarıcısı olarak görürler.

İbni Sinâ, daha çocukluğunda, çevresini hayrete düşüren bir zekâ ve hafıza örneği göstermiştir. Küçük yaşta çağının bütün, ilimlerini öğrenmişti. Gündüz ve gece okumakla vakit geçirir, mum ışığında saatlerce, çoğu zaman sabahlara kadar çalışırdı. Pek az uyurdu.

Buhara Emiri Nuh İbni Mansur’u ağır bir hastalıktan kurtardı ve bu yüzden de Samanoğulları sarayının kütüphanesinde çalışma iznini aldı. Bu sayede pek çok eseri elinin altında bulduğu için vaktini kitap okumak ve yazmakla geçirdi. Hükümdar öldüğü zaman o, henüz yirmi yaşındaydı ve Buhârâ'dan ayrılarak Harzem'e gitti: EI-Bîrûni gibi büyük bir şöhret ve değerin, onun çalışkanlığına, bilgisine değer vermesi, kendisini yanına kabul etmesi, beraber çalışması, hakkında kıskançlığa yol açtı. Bu yüzden takibata bile uğradı. Harzem'de barınamayarak yeniden yollara düştü. Şehirden şehre dolaşarak nihayet Hemedan'a kadar geldi ve orada kalmaya karar verdi.

İbni Sînâ, çoğu fizik, astronomi ve felsefeyle ilgili olarak 150 civarında eser yazmıştı. Farsça olan birkaçı dışında bunların hepsi Arapça'dır. Çünkü o devirde ilim eserlerini Arap diliyle yazmak âdetti. Arapça'ya bu bakımdan değer verilirdi. Bilhassa tıp ilmine dair araştırmaları son derece orijinal ve doğrudur. Bu yüzden doğu ve batı hekimliğine kelimenin tam anlamıyla, 600 yıl, hükmetmiştir.

Eserleri Batı dillerine Latince yoluyla çevrilerek Avicenna diye şöhrete ulaşan İbni Sinâ, yanlış olarak bir süre Avrupa'da İranlı hekim ve filozof olarak tanınmıştır. Bunun da sebebi, eserlerini Türkçe yazmamış olmasındandır... Bununla beraber, batılılar da kendisini Hâkim-i Tıb, yani hekimlerin piri ve hükümdarı olarak kabul etmişlerdir. 16 yaşındayken pratik hekimliğe başlayan İbni Sinâ, resmî saray doktorluğu da yapmıştır.

Matematik, astronomi, geometri alanlarında geniş araştırmaları vardır. İbni Sînâ, tıp araştırmaları yaparken bazı hastalıkların bulaşmasında göze görünmeyen birtakım yaratıkların etkisi olduğunu, yani mikropların varlığını sezmiş ve bu bilinmeyen mahluklardan eserlerinde sık sık bahsetmiştir. Mikroskobun henüz bilinmediği bir devirde böyle bir yargıya varmak çok ilginçtir.

Şifa adlı eseri bir felsefe ansiklopedisidir. Diğer eserlerine gelince bunlar arasında en tanınmış olanlarından: el-Kanun fi’t-Tıb isimli kitabı tamamen bir tıp ansiklopedisidir. Necât ve İşârât adlı kitapları ve Aristo’nun felsefesini anlatan yirmi ciltlik Kitâbü’l-İnsâf’ı başta gelen eserlerindendir.İbni Sina kimya alanında da çalıştı ve önemli keşiflerde bulundu. Bu hususta Berthelet, kimya ilminin bugünkü hale gelmesinde İbni Sina’nın büyük yardımı olduğunu söyler.Bu çalışmaları ve etkileriyle İbni Sina Doğu ve Batı kültürünü geliştiren büyük bilginlerden biri oldu. Bütün bunlardan başka İbni Sina çok güzel şiirler yazdı. Hatta Türkçe olarak yazmış olduğu şiirler de vardır.

İbni Sina, 1037 tarihinde Hemedan’da mide hastalığından öldü.
İbn-i Sina’nın asıl büyüklüğü doktorluğundadır. Şifâ adındaki 18 ciltlik ansiklopedisi, ismine rağmen tıptan çok matematik, fizik, metafizik, teoloji, ekonomi, siyaset ve musiki konularını içine alır. Onun tıp şaheseri, kısaca Kanûn diye bilinen el-Kanûn Fi’t-Tıb adlı büyük kitabıdır. Eser, fizyoloji, hıfzıssıhha, tedavi ve farmakoloji bahislerine ayrılmıştır. Konular dikkatle incelendiğinde İbn-i Sina’nın bugünkü tıp için bile geçerli olan pek çok ileri görüşleri bulunduğunu; mesela mikroskop olmadığı halde, hastalıkların ‘mikrop’ mefhumuna benzer yaratıklarca meydana getirildiğini sezebildiğini görürüz.

İbn-i Sina’nın Kanûn adlı eseri XII. yüzyılda Latince’ye çevrildi ve Batı tıp aleminde bir patlama tesiri yaptı. Roma’nın Galen’i de, Er Razi’de ilimde eriştikleri tahtlarından indirildiler ve çağın Fransa’sının en meşhur tıp fakülteleri olan Montpellier ve Lauvain Üniversiteleri’nin temel kitabı Kanûn oldu. Durum XVII. yüzyılın ortalarına kadar böyle devam etti ve İbn-i Sina, 700 yıl Avrupa’nın tıp hocası oldu. Altı yüzyıl önce Paris Tıp Fakültesi’nin kütüphanesinde bulunan 9 ana kitabın en başında İbn-i Sina’nın Kanûn’u yer almıştır.

Bugün hala Paris Üniversitesi’nin tıp fakültesi öğrencileri St. Germain Bulvarı yanındaki büyük konferans salonunda toplandıklarında iki kişinin duvara asılı büyük boy portresiyle karşılaşırlar. Bu iki portre, İbn-i Sina ve er-Razi’ye aittir.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Korkut Yaltkaya



1955 yılında Ankara Atatürk Lisesi, 1962 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. 1966 yılında Ankara Tıp Fakültesi'de Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanı oldu. 1967 yılında Danimarka Hükümeti bursu ile Kopenhag Üniversitesi Klinik Nörofizyoloji Laboratuvarında elektromyografi konusunda çalıştı. 1968 yılında Ankara Üniversitesi Nöroloji Kliniğine geri döndü. 1971 yılında Nöroloji doçenti, 1979 yılında Nöroloji Profesörü oldu. 1979 yılında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Kurucu Başkanlığına atandı. 22 yıl bu görevde bulundu. 23 Aralık 2001 yılında öldü. Akdeniz Üniversitesi Nöroloji Bölümü, ilk Korkut Yaltkaya Klinik Nörofizyoloji Sempozyumu'nu ölüm devriyesi olan 23 Aralık 2006 yılında düzenledi.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, sosyal psikolojinin kurucularından ve uluslararası psikoloji dünyasının önemli isimlerinden biri olan Türk bilimkadınıdır.

Türkiye Bilimler Akademisi'nin kurucu üyesi olan Kağıtçıbaşı, uzun yıllar Boğaziçi Üniversitesi’nde görev yaptıktan sonra Koç Üniversitesi’ne geçmiştir ve halen orada ders vermektedir. Önceki dönemlerde, Koç Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi dekanlığı görevini de üstlenmiştir. Duke, Colombia, Harvard ve California-Berkeley Üniversitelerinde misafir öğretim üyesi olarak bulunmuştur.

1959'da Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'nden mezun olan Çiğdem Kağıtçıbaşı, Massachusetts’teki Wellesley College'de, psikoloji alanında lisans eğitimi almıştır. Doktora tezini ise Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi’nde sosyal psikoloji alanında vermiştir. Günümüzde 1.200'ün üzerinde atıf ile, en çok atıf yapılan psikologlardan ve Türk akademisyenlerden biridir.

Araştırmalarında, insan gelişimi ve aile arasındaki etkileşimi kültürlerarası bir bakış açısıyla incelemiştir. Geliştirdiği kültürlerarası benlik ve aile modeli ile, psikolojide ABD egemenliğine karşı çıkmış ve bu karşı duruşuna rağmen en büyük övgüyü gene ABD'de almıştır.

Anne Çocuk Eğitim Vakfı'nda pekçok çağdaş uygulamanın başlatıcısı olmuştur; geliştirdiği anne - çocuk eğitimi ve erken destek projesi 62 ilde uygulanmaktadır. Ayrıca bulunduğu onlarca uluslararası dernek yöneticiliklerinin en önemlisi, 2000 yılına kadar sürdürdüğü Dünya Psikoloji Derneği'nin yardımcı başkanlığıdır. Kağıtçıbaşı, uzun yıllar UNICEF danışmanlığı da yapmıştır.

Türkçe ve İngilizce olarak kaleme aldığı, çeşitli bilimsel dergi ve kitaplarda yayınlanan 200'e yakın makalesi vardır ve toplam 28 kitaba yazarlık yapmıştır. Çalışmaları, aile, ana-babalık, erken çocukluk dönemi ve kültürel bağlamda insan gelişimi üzerine kuramsal ve uygulamalı araştırmaları kapsamaktadır.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Alois Alzheimer(1864-1917)

Alman sinir hastalıkları uzmanı (Markbreit 1864, Breslau 1917) Münih sinir hastalıkları okulunu kurdu. Genel felcin, korenin, damar setliğine ve ihtiyarlığa bağlı akıl bozukluklarının patolojik anatomilerini inceleyen önemli çalışmalar yaptı. İhtiyarlık öncesi bunamanın kendi adını taşıyan dokusal lezyonlarını(alzheimer hastalığı) ilk kez o tanımladı.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Prof. Dr. Ahmet Zeki Yılmaz (1951 - .... )​




1951 yılında Denizli'de doğan Zeki Yılmaz, ilkokulu Denizli’de Kahramanlar İlkokulu’nda bitirdi. Ortaokulu ve liseyi Denizli Devlet Parasız Yatılı Lisesi'nde okuduktan sonra, 1976 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu.


1984 yılında Genel Cerrahi Uzmanı, 1988 yılında Genel Cerrahi Doçenti, 1994 yılında ise Genel Cerrahi Profesörü oldu.


1990-1991 yıllarında Kanada’da Western Ontorio Üniversitesi Transplantasyon Merkezi’nde ve 1992 yılında ABD’de, Cleveland Clinic Transplantasyon Merkezi'nde organ nakli konusunda eğitim aldı.


1992-1994 yılları arasında Başhekim Yardımcısı, 1994-2000 yılları arasında Tıp Fakültesi Dekanı, 2000-2001 yılları arasında ise Üniversiteler arası Kurul Başkanı olarak görev yapan Zeki Yılmaz, 2000 yılından itibaren Erciyes Üniversitesi Rektörü olarak görev yapmaktadır.


17 tanesi İngilizce olmak üzere toplam 78 bilimsel yayını, 26'sı uluslar arası kongrelerde sunulmuş toplam 94 bildirisi, 2 kitabı ve 4 kitapta bölüm yazarlığı vardır. tıbbî bir derginin editörü, 5 derginin de yayın kurulu üyesidir.


Türk Tabipler Birliği Üyesi, Ulusal Cerrahi Derneği üyesi, Kayseri Cerrahi Derneği kurucu üyesi, Erciyes Organ Nakli Vakfı kurucu üyesi ve Başkanıdır. Türkiye Organ Nakli Kuruluşları Koordinasyon Derneği kurucu üyesi, Kolon ve Rektum Hastalıkları Derneği üyesi, Endoskopik Laparoskopik Cerrahi Derneği üyesi, World Association of Hepato Pancreato Biliary Surgery Association üyesi, İnternational Society for Experimental Microsurgery üyesidir.


Ayrıca, Semiha Kibar Organ Nakli ve Diyaliz Hastanesi, Mehmet Kemal Dedeman Onkoloji Hastanesi, Yılmaz-Mehmet Öztaşkın Kalp Hastanesi, Hakan Çetinsaya Deneysel ve Klinik Araştırma Merkezi ile Sait Molu Acil Servisi’nin Üniversiteye kazandırılmasında aktif görev yapmıştır. Böylece Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin, ülkemizin en iyi sağlık merkezlerinden biri haline gelmesine önemli katkıda bulunmuştur.


Yabancı dili İngilizce olan Prof. Dr. Ahmet Zeki Yılmaz, evli ve iki çocuk babasıdır.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Nil Gün

1952 yılında Eskişehir'de doğdu. 1968-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda okudu. 1972 yılında gittiği Amerika'nın California eyaletinde on dört yıl sürekli, on iki yıl da aralıklarla yaşadı.

Bu süre içinde California'da alternatif sağlık, alternatif eğitim, insan potansiyeli ve humanistik psikoloji alanlarında eğitim gördü. Hipnoterapi, Reiki, Rebirthing ve NLP eğitimleri aldı.



Türkiye'de ilk kez -hipnoterapi yöntemiyle ağrısız ve ilaçsız- suda doğum yaptırdı.

Basın dünyasında birçok dergide ve Güneş Gazetesi'nde araştırmacı gazeteci ve köşe yazarı olarak çalıştı. Dört yıl Bilar ve Bilsak'ta haftalık konferanslar verdi. Değişik radyolarda (Enerji FM, Show Radyo ve Best FM) "Kuraldışı ve Ötesi" adlı psikoloji ve bireysel gelişim eksenli programlar hazırladı ve sundu. TGRT'de hafta içi her gün "Nil Gün ile Yeni Bir Gün" adıyla talk-show yaptı. Radikal gazetesinde psikoloji ağırlıklı dizi yazıları yayımlandı. Halen TRT 1'de bir radyo programı ve EY TV'de haftalık bir TV programı yapmaktadır.

Amerika'da 1981, Türkiye'de 1989 yılından beri, açık (bireylere) ve kapalı (kurumlara) "Kendin Olmak", "Özgüven Geliştirmek", "İletişim", "Kadın-Erkek İlişkileri", "Stresle Barışık Olmak" ve "Motivasyon" workshopları ile "NLP ve İnsan İlişkileri", "NLP ve İletişim", "NLP ve Özdeğişim", "NLP ve Özgüven Kazanmak", "Özgüven Psikolojisi", "Duyguların Dili, Duyguların Yönetimi", "NLP ile Düşünceni Değiştir Dünyan Değişsin" ve "Zor İnsanlarla Başa Çıkabilmek" başlıklı grup çalışmaları yaptırıyor.

Kitapları (Kuraldışı ve Ötesi, Geçmişin Gölgeleri, Yalanlar ve Gerçekler, Kilo Almadan Sigarayı Bırakmak, Eroin, Kilolarım, Diyetlerim ve Ben, NLP, Mutluluk Kitabı, NLP ile Satış ve Pazarlama), birçok çevirisi, hipnomeditasyon, zihin programlama, motivasyon ve NLP kasetleri (Stres, Çakra, Sağlıklı Zayıflamak, Sigarayı Bırakmak, Sınav Stresini Yenmek, Sağlıklı Hamilelik ve Doğum, Konsantrasyonunuzu Artırın Belleğinizi Güçlendirin, Mutlu Çift Olabilmek, İç Huzurunuza Ulaşın, Güne Güvenle Başlayın, Kendinizle Yüzleşin, Olumlu Düşüncenin Gücü, Reddedilme Korkunuzu Aşın, Yaşamı Ertelemeyin, Özgüveninizi Geliştirin, Cesaretsizliğinizi Yenin, Mutluluk İçinizde Başlar, Mutluluk Bir Seçimdir, Sağlıklı Beslenin - İncelin) var.

1995 yılında kurduğu Kuraldışı Yayınları'nda psikoloji ve bireysel gelişim, daha sonra kurduğu Ötesi Yayınları'nda felsefe, Aykırı Yayınları'nda ise sosyoloji alanında kitaplar yayınlamayı sürdürüyor.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Roger Wolcott Sperry
Nobel ödüllü Amerikalı nöropsikolog
Doğumu :20 Ağustos 1913 Hartford - Connecticut, ABD
Ölümü:17 Nisan 1994 - Pasadena, Kaliforniya, ABD


Roger Wolcott Sperry (20 Ağustos, 1913 - 17 Nisan, 1994), bölünmüş beyin (ing. split-brain) çalışmalarıyla ünlü bir nöropsikologtur. Bu çalışmalar sayesinde David Hunter Hubel ve Torsten Nils Wiesel ile birlikte 1981 Nobel Tıp Ödülü'nü kazanmıştır.



Hayatı


Sperry, Hartford - Connecticut'ta Francis Bushnell ve Florence Kraemer Sperry'nin oğlu olarak dünyaya geldi. Sadece bir erkek kardeşi (Russell Loomis) vardı. Babaları, Sperry 11 yaşındayken öldü. Sperry lisans eğitimini Oberlin College'da İngilizce üzerine (1935), master eğitimini de aynı okulda psikoloji (1937) üzerine yaptı. Doktorasını ise Chicago Üniversitesi'nden 1941'de aldı. Daha sonra Sperry, doktora sonrası (post doktora) çalışmalarına Karl Lashley ile birlikte Harvard Üniversitesi'nde devam etti.

1949 yılında, Norma Gay Deupree ile evlendi. Bir oğulları (Glenn Michael) ve bir kızları (Janet Hope) oldu.

Çalışmaları

Sperry'nin 10 yıldan fazla vaktini alan ilk önemli bilimsel çalışması, Chicago Üniversitesi'nde kendi hocası Paul Weiss tarafından geliştirilen ve yaygın şekilde kabul gören bir teoriyi çürütmek oldu. Bu teoriye göre, duyu organları ve kaslar arasındaki bağlantıyı sağlayan sinir ağı, başta birbirlerine rastgele bağlı sinir liflerinden oluşan, değişime uğramamış ve özelleşmemiş bir ağ iken, daha sonra deneyimlerin ve öğrenmenin etkisiyle yüksek derecede eşgüdümlü ve amaca özel hizmet eden bir sisteme dönüşüyordu. Uyarlanabilirlik (ing. plasticity) ve işlevlerin birbiri yerine kullanılabilirliği, bu teorinin anahtar fikirleriydi. Weiss bu teoriyi, son derece dikkatle yürüttüğü deneysel çalışmaların üzerine oluşturmuş, fakat elindeki verileri yanlış yorumlamıştı.

Daha sonraları ünlü olacak bir dizi deneyle Sperry, gerçekte olan bitenin Weiss'in teorisinde hayal edilenin tam tersi olduğunu gösterdi. Beyindeki devreler, birbiri yerine kullanılabilir benzer bölümlerden oluşmak yerine, kimyasal yapısı ve işlevi embriyonun gelişimi sırasında belirlenmiş (etiketlenmiş) sinir hücrelerinden oluşan, sınırları kesin olarak çizilmiş bir yapıya sahiptir. Bu etiketleme bir kere yapıldıktan sonra o hücrenin işlevi bellidir ve daha sonra değiştirilemez.

Nobel ödülü almasını sağlayan çalışmasında ise Sperry, epilepsi hastalarını tedavi etmek amacıyla, beyinin sağ ve sol yarımküreleri arasındaki iletişimi sağlayan yapı olan corpus callosumu kesti. Sperry ve çalışma arkadaşları daha sonra bu hastalardan, beynin sadece belli bir yarımküresi tarafından yapıldığı bilinen işleri yapmalarını istediler. Sonuçta, corpus callosumu kesilmiş bu hastaların beyinlerinin sağ ve sol yarımkürelerinin birbirinden bağımsız olarak bilinç sahibi olduğunu gördüler. Bu araştırma, beyin işlevlerinin yanallaştırılması (ing. later alization of brain function) anlayışının gelişmesini sağladı.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Behbud Cevanşir






Prof.Dr. Behbud Cevanşir, 6 Ekim 1926 yılında İstanbul’da doğmuştur. 1947'de Galatasaray Lisesi'ni, 1953 yılında da İstanbul Tıp Fakültesini bitirdi. 1955-1958 yıllarında Istanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde KBB İhtisası yapar. 1958-1961 yıllarında Berlin ve Hannover Üniversitelerinde çalıştı. 1963'de Doçent, 1971 yılında Profesör olur. Özellikle Larenks Kanserleri, Çocuk İşitme Kayıpları ve Foniatri üzerinde yoğun çalışmalar yapmıştır. 1994 yılında emekli olur.

Gençliğinde Galatasaray bünyesinde tenis şampiyonlukları kazanmış, daha Tenis Eskrim Dağcılık (TED) Spor Kulübü'ne büyük gelişim kaydettiren, adı kulüp ile özdeşleşmiş başkanı olmuştur.

29 Kasım 1999 tarihinde 73 yaşında vefat etmiştir.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Gökhan Hotamışlıgil


Türk doktor ve bilimadamı.

24 Haziran 1962 yılında doğdu. 1986 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu, 2003 yılında Harvard Üniversitesi'nden profesör unvanını aldı. Şişmanlık, tip 2 diyabet ve metabolik sendromun moleküler mekanizmaları üzerinde çalışan Hotamışlıgil, 2005 yılı itibarı ile Harvard Üniversitesi'nde görev yapıyor.

Hotamışlıgil, aynı zamanda TÜBA Asil Üyeliği ve Amerikan Obezite Vakfı Asil Üyeliği görevlerini de sürdürmektedir.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Pedagog Dr. Melda Alantar



İstanbul doğumludur. Lise eğitimini English High School (İngiliz Lisesi), lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü�nde, lisans üstü eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesinde, doktora derecesini Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümünde tamamlamıştır.

Yaklaşık 20 yıllık mesleki çalışmaları doğrultusunda bilgilerini geliştirerek yenilemek amacıyla yurt içinde ve dışında pek çok kurs, eğitim programı ve kongrelere katılmaktadır. Ulusal ve uluslar arası toplantılarda bildiriler sunmaktadır. Günlük gazete, dergilerde ve bazı internet sitelerinde aileleri çocuk psikolojisi, çocuk eğitimi, çocuk gelişimi, ergen psikolojisi hakkında aydınlatmayı hedefleyen makaleler yazmakta, anne-babaların sorularını yanıtlamaktadır. Öğrenme güçlükleri, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu gibi okul başarısızlığına neden olabilecek konularda eğitimci ve okul psikologlarına hizmet içi eğitim çalışmaları vermektedir.

Anaokulundan lise düzeyine kadar farklı öğretim kurumlarında görev almıştır. İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri'nde eğitim sistemlerini incelemiştir.

Aile terapisi yaklaşımını benimseyen Alantar, ailenin güçlü bir sistem olduğu ve aile üyelerinin birbirleriyle iletişimlerinin sorunun kaynağını oluşturduğu görüşünü benimsemektedir.

Halen Dr. Melda Alantar Psikolojik Danışmanlık Merkezi'nde psikolojik danışman ve pedagog (çocuk psikoloğu) olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Dr. Melda Alantar aynı zamanda İstanbul Memorial Hastanesinde görevlidir.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Reşat Doğru, 20 Temmuz 1955 yılında Tokat ili Erbaa ilçesinde doğdu; ilk ve orta öğrenimini Erbaa ilçesinde, Lise öğrenimini İstanbul Pertevniyal Lisesi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde tamamlayarak tıp doktoru olarak mezun oldu.

Mezuniyetten sonra Tokat ili Almus ilçesi Hükümet Tabipliğinde göreve başladı. Ankara SSK Dışkapı Eğitim Hastanesi Genel Cerrahi Bölümünde 1985 yılında ihtisasını tamamladı. Genel Cerrahi Uzmanı ünvanını aldıktan sonra Tokat ve Yozgat'ta çeşitli hastanelerde Genel Cerrahi Uzmanı, Başhekim Yardımcısı ve Başhekim olarak görev yaptı. 1994 yılında Tokat'ta Tabip Odası Başkanlığına seçildi ve bu görevi iki dönem yürüttü.

1995 yılında Milliyetçi Hareket Partisinden Tokat Milletvekili olarak 2. sıradan aday olarak seçime girdi, seçim sonrası tekrar görevine döndü. 1999 yılı Genel Seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisinden 21. dönem Tokat Milletvekili olarak TBMM'nde yer aldı. TBMM'nde Sağlık, Aile ve Sosyal İşler Komisyonunda görev yaptı.

DOĞRU, evli ve iki çocuk babası olup İngilizce bilmektedir.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Dr. Nursu MARMARA 12.03.1944 yılında İzmir'de doğmuştur. İstanbullu eski bir ailenin dört çocuğundan en büyüğüdür. Çocukluğu Bakırköy de ailesi ile birlikte geçmiştir. Liseyi İstanbul Kız Lisesi'nde tamamlamıştır.

İstanbul Üniversitesi'nde psikoloji bölümünden mezun olmuş daha sonra da konusunu yani psikolojiyi Türkiye için yeni bir bilim dalı olan grafoloji ile desteklemiştir. Yüksek Lisans Tezi ve Doktorası bu konu üzerinedir. Türkiyede Grafoloji dalında bilimsel yeterliliği olan ilk ve tek kişidir. Doktora tezinde anlattığı "Kişinin Yazısının Kendisine Ait Olup Olmadığı" konusu bilimselliğin dışında Türkiye için keşfedilmemiş bir konudur. Bu konuda yaptığı çalışmalarını klinik psikolog tecrübesiyle pekiştirmekte ve karşılaştırmaktadır.

Çeşitli yazı incelemelerine ve kitap çalışmalarına devam etmektedir.

Kendisi hala T.C. Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde klinik psikolog olarak 30 yılı aşkın bir süredir görev yapmaktadır. Bunun dışında mahkemelerde bilir kişilik ve yazı analizlerine de devam etmektedir.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Prof. Dr. Ferit Bernay, Türk bilimadamı, tıp doktoru.

2006 itibarı ile Samsun Ondokuzmayıs Üniversitesi'nde rektörlük görevini yürütmektedir.

Bernay, 1956'da Ankara'da doğdu. 1973'te Ankara Fen Lisesi'ni, 1979'da OMÜ Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Aynı üniversitede Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı'da doktora (1981) ve doçentlik (1991) aldı. 1998'de aynı üniversitede aynı anabilim dalında profesörlük ünvanı aldı.

Ondokuzmayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 1992-1995 arasında Başhekim Yardımcılığı, 1995 ve 1996'da Dekan Yardımcılığı yaptı. 1998'den beri aynı üniversitede Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanlığı, 2000'den beri de rektörlük görevini yürütmektedir.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak

1904 yılında Konya Seydişehir’de doğdu. İlk öğrenimini, Rüşdiyeyi ve Konya Sultanisi’ni birincilikle bitirip biyoloji öğretmeni oldu. Aynı yıl İstanbul Hukuk Fakültesi’ne girdi. 1925 yılında açılan devlet imtihanını kazanarak Berlin Üniversitesinde tıp ve biyoloji öğrenimi görüp 1929 yılında pekiyi derece ile tıp doktoru oldu. Hagen ve Düsseldorf hastanelerinde asistan olarak çalıştı.

Yurda dönünce Ankara Hükûmet Tabipliği ve Gazi Terbiye Enstitüsü biyoloji öğretmenliği görevlerinde bulundu. 1933 yılında İstanbul Tıp Fakültesi doçentliğini kazandı. 1940 yılında fizyoloji profesörü oldu.

1943 yılında Konya Milletvekili seçilip, aynı yıl Halkevleri Yüksek Danışma Kurulu Başkanlığı’na, sonra da Diyarbakır Bölge Müfettişliğine getirildi.

1950 yılında yeniden ilim ve meslek hayatına dönen Irmak, Münih, daha sonra İstanbul Tıp Fakültesi’nde akademik hayatını sürdürdü. 1974 yılında Kontenjan Senatörü seçildi.

17 Kasım 1974 – 31 Mart 1975 arasında Başbakanlık yaptı. 12 Eylül 1980 harekatından sonra Danışma Meclisi üyesi oldu ve bu meclisin başkanlığına seçildi. 11 Kasım 1990 tarihinde İstanbul’da vefat etti.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Prof. Dr. Necip Göksel Kalaycı


Necip Göksel Kalaycı İstanbul ’da doğdu. 1957’de Kabataş Erkek Lisesi ’ni, 1963’te İstanbul Tıp Fakültesi ’ni bitirdi. 1963-1964 arasında Çardak, Denizli’de hükümet tabipliği yaptı. 1967’de İstanbul Tıp Fakültesi 2. Cerrahi Kliniği’nde asistan olarak göreve başladı. 1972’de genel cerrahi uzmanı oldu. 1980 yılında Göğüs ve Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan ikinci uzmanlığını aldı ve aynı yıl doçent oldu. 1989’da da profesör oldu. Amerikalı tanınmış kalp cerrahı Prof. Dr. Michael De Bakey’in yanında ihtisas yaptı. 1998-2000 yılları arasında Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı. Türkiye’de ilk akciğer nakli ameliyatını gerçekleştiren Prof. Kalaycı, 2001’da kurulan Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı’nın başkanı oldu.

11 Kasım 2005 günü Çapa Hastanesi otoparkında kimliği bilinmeyen bir saldırganın saldırısına uğrayarak 10 kurşunla can verdi. Evli ve bir çocuk babası Prof. Dr. Kalaycı, İngilizce ve Fransızca biliyordu.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Pakize Tarzi (1910 Halep, 2004 İstanbul). Türkiye’nin ilk jinekoloğu, ilk özel kadın doğum kliniği kurucusu ve İstanbul Boğazı'nı yüzerek geçen ilk kadındır.

Osmanlı Döneminde Ziraat Bankası Suriye Genel Müdürü İzzet Saltık Bey’in kızı olan Pakize Tarzi, babasının görev yaptığı Halep’te dünyaya geldi. Ailesi 1918’de İngilizler'in Şam’ı işgal etmesi üzerine Adana’ya, Adana’nın Fransızlar tarafından işgali üzerine Konya’ya taşındı. Ortaokul diplomasını Konya’daki Sörler Okulu’ndan aldı. Delibaş İsyanı sırasında ablasının ölmesi, Konya Merkez Komutanı amcası Mustafa Tevfik Bey’in esir düşmesi üzerine Bursa’ya taşındılar. Bursa Amerikan Kız Koleji’nde lise öğrenimini tamamladıktan sonar tıp okumaya yöneldi. Ailesi, Pakize’nin okuması için İstanbul’a taşındı. Üniversiteye girebilmek içn yaşını büyüterek girdiği Tıbbiyeyi 1932’de bitirdi. Kadın Hastalıkları ve Doğum alanında uzmanlık eğitimi aldığı sırada Profesör Liepmann ile pek çok ameliyata girdi ve zor tedaviler uyguladı.

1935 yılında Afgan Kralı Amanullah Han’ın yeğeni Fettah Tarzi ile evlendi. Bir süre eşiyle birlikte yaşadıkları Roma’da doktorluk yaptıktan sonra ülkesinde doktorluk yapma isteği nedeniyle İstanbul’a yerleşti. Doçentlik sınavında tezi kabul edildiği halde, uygulamalı ders anlatımı sınavında 45 dakikayı tamamlamadığı için doçentliği kabul edilmeyen Pakize Tarzi, bunun üzerine üniversiteden ayrıldı. 21 Temmuz 1949’da Şişli’de Türkiye’nin ilk kadın doğum kliniğini açtı. 1998’e kadar klinikte aktif olarak çalıştı. Binlerce kişinin doğumunu gerçekleştirdi. Hayvanları Koruma Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. 19 Ekim 2004 tarihinde öldü.

Pakize Tarzi, Fatma, Zeynep ve Mahmut isimlerinde 3 çocuk annesiydi. Eşi kanalıyla Afgan hanedanına akraba olan Pakize Tarzi, kızı Zeynep Tarzi’nin Sultan II. Abdülhamit’in torunu Ertuğrul Osman Osmanoğlu ile evlenmesi nedeniyle Osmanlı hanedanına akraba olmuştur.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Feridun Nafiz Uzluk



Feridun Nafiz Uzluk Türk tıp tarihinin öncü isimlerindendir.

1902 yılında Konya Ereğli’de doğan Uzluk’un annesi, Mevlana soyundan Sıdıka Hanım, babası ise 28 yaşında Yemen cephesinde şehit düşmüş subay Ahmed Hamdi Bey’dir. Uzluk, İlk tahsilinden sonra Konya’daki İttihad ve Terakki İdadisi’ni bitirmiş, 1924’de Haydarpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Askerlik hizmetinden sonra, Ordu vilayetinin Mesudiye kazası hükümet tabipliğine atanmış ve burada üç yıl görev yapmıştır. 1928’de Konya Memleket Hastanesi iç hastalıkları asistanlığına tayin edilmiş, 1929’da da Konya Sıtma Savaş Merkez Tabipliğine geçmiş, aynı yılın Eylül ayında ise Aksaray Vilâyeti Merkezi Sıtma Savaş Heyeti Tabipliğine naklolmuş ve burada üç yıl çalışmıştır. 1932 yılında kendi imkânlarıyla ihtisas yapmak üzere Almanya’ya gitmiş, Münih ve Hamburg şehirlerinde tıp fakülteleri ve enstitülerinde araştırmalarda bulunmuş ve buralardan sertifikalar almıştır. 1935’te Türkiye’ye dönmüş ve Trakya Umum Müfettişliğine bağlı salgın hastalıklar uzmanı olarak vazife yapmış, bir yıl sonra da Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü çiçek hastalığı mütehassıslığına tayin edilmiştir. Bu unvanla Kırşehir, Mucur, Boğazlıyan, Aksaray ve Niğde’de çıkan salgın hastalıklarla mücadele için teşkilatlar kurmuştur. 1946’da Ankara Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Enstitüsü’ne profesör olarak ataması yapılmıştır.

Türk Tıp Tarihi Kurumu kurucu üyesi olan F. Nafiz Uzluk, Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda, Libya, İran ve Avusturya’da inceleme ve araştırmalarda bulunmuştur. Tıp tahsili sırasında kaldığı Galata Mevlevihanesi’nde öğrendiği Arapça ve Farsça dilleri ona Selçuklu ve İslam Tarihi ve Medeniyeti alanlarında, Mevlana araştırmaları ile ilgili pek çok eserin incelenmesi, yazılması veya tercüme edilmesi imkanını sağlamıştır. Ayrıca İngilizce, Almanca ve Fransızca da biliyordu. Araştırmacı kişiliği, Türk-İslam eserlerine hayranlığı, çeşitli doğu ve batı dillerine hakimiyeti dolayısıyla yurt içi ve dışındaki pek çok ilim adamı, edip ve sanatkarla irtibat kurmuş ve kongrelere katılmıştır. 27 Eylül 1974 yılında vefat eden Uzluk, hiç evlenmemiştir.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Dr. Fatma Şakir Memik

Türk doktor, eski milletvekili.

1903'te Safranbolu'da doğdu. İlköğrenimine Safranbolu'da başlayan Memik sekiz yaşında İstanbul'a geldi. Burada Beyazıt İnas numune Mektebi ile Bezm-iâlem Valide Sultan Mektebinde okuduktan sonra Tıbbiye'ye girdi.

Tıbbiye'den 1929'da birincilikle mezun oldu ve Gureba Hastanesinde çalıştı. Dahiliye uzmanı olan Memik seçilmeden önce Gureba Hastanesi Poliklinik Şefi idi. V., VI., VII., Dönem Edirne Milletvekilliği yapan Memik 1991'de vefat etti
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

ABDÜLHAMİT ADNAN ADIVAR

1882'de Gelibolu’da doğdu. 1955'te İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1905'te tıbbiye’yi bitirdi ve Avrupa’ya gitti. Berlin Tıp Fakültesi’nde iç hastalıkları asistanı oldu. 1908’den sonra İstanbul’a döndü, Tıp Fakültesi’ne profesörlük, mütareke yıllarında Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında İstanbul mebusluğu yaptı. İstanbul’un işgali üzerine eşi Halide Edip Adıvar ile Anadolu’ya geçti. Birinci Büyük Millet Meclisi hükümetinin sağlık bakanı oldu. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurucuları arasında yer aldı. Partisinin kapatılmasından sonra 1926’da tekrar Avrupa’ya gitti. İzmir’de Mustafa Kemal Atatürk’e karşı düzenlenen suikast girişiminden sorumlu tutuldu. Bu suçlamadan beraat etmesine karşın 1939’a kadar İngiltere’de kaldı. Yurda döndükten sonra 1940’ta İslam Ansiklopedisi yazı kurulu başkanlığına getirildi. Son yıllarında günlük gazetelerde yazılar yazdı.
 

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Ce: Sağlıkçılar ve Doktorlar

Dr. Umut Özcan


1977'de Tunceli'de doğan Dr. Umut Özcan, Tunceli Atatürk İlkokulu'nu bitirdikten sonra ortaokula Elazığ Anadolu Lisesi'nde devam etti. Özcan, buradan geçtiği Ankara Fen Lisesi'nde araştırma yapmaya başladı.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde İngilizce tıp eğitimi alan Özcan, ilk yılından itibaren Prof. Dr. Hüsrev Hatemi, Prof. Dr. Günnur Yiğit ve Prof. Dr. Selma Yılmazerile birlikte araştırma çalışmalarına devam etti.

Üniversitenin ilk yılında, kapalı olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Araştırma Kulübünü tekrar faaliyete geçiren gençbilim adamı, birçok araştırma grubu kurdu.

Genç Türk bilimadamı Dr. Umut Özcan (29), farelerde tip 2 diyabeti tedavi eden araştırmasıyla tıp dünyasında heyecan yarattı. Yeni

Harvard Üniversitesi'nde şişmanlık genini bulan Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil'in laboratuvarında çalışmalarını sürdüren Dr. Özcan, tip 2 diyabet gelişiminde önemli bir rol oynayan endoplazmik retikulumda artan stresi bir ilaç grubu ile azaltmayı başardı.

Özcan, şişman ve ileri derecede tip 2 diyabet geliştirmiş farelerde diyabeti tamamen iyileştirdi. Dünyanın en saygın bilim dergilerinden Sience'nin dünkü sayısında yer alan çalışma kısa bir süre sonra insanlarda da denenecek.

DİYABETLİLERİN UMUT'U

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin 3. sınıfına devam ederken Harvard Üniversitesi diyabet merkezi Joslin Diabetes Center'da dünyanin en ünlü diyabet profesörü olan C. Ronald Kahn'in laboratuvarına kabul edilen Umut Özcan, burada 2 yıl insülin salgılayan beta hücreleri üzerine araştırmalar yaptı.

Joslin Diabetes Center'da arastırmalarını tamamladıktan sonra şişmanlık genini bulan Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil'in laboratuvarında kendisinin oluşturduğu hipotez üzerine çalışmaya başlayan Özcan'ın bu araştırması, 2004yılında Science dergisinde yayınlandı.

Özcan, moleküler ve genetik tekniklerle gerçekleştirdiği çalışmasında hücre içerisinde bulunan ve 'EndoplazmikRetikulum' diye adlandırılan organelde gelişen aşırı yüklenmenin (stresin), şişmanlıkta tip 2 diyabetin gelişiminde merkezi bir rol oynadığını gösterdi.

DİYABET TEDAVİSİNDE DEVRİM

Dr. Özcan, bu çalışmasından yola çıkarak gerçekleştirdiği yeni çalışmasında tip 2 diyabet gelişiminde önemli birrol oynayan endoplazmikretikulumda artan stresi bir ilaç grubu ile azaltmayı başardı. Araştırmada, yapı olarak birbirinden farklı ama fonksiyon olarak kimyasal çaperon grubuna giren iki ilaç kullanan Özcan,şişman ve ileri derecede tip 2 diyabet geliştirmiş farelerde, diyabeti tamamen iyileştirdi. Farelerdeki yüksek kan şekeri değerleri tamamen normale döndü.

Özcan, bu ilaçların insülin direncini azaltarak insülinin çok daha etkin bir hale gelmesini sağladı. İlaçlardan ilkinin etken maddesinin 4-Phenyl Butyrate (4-PBA) diğerininkinin de Tauroursodeoxycholic Acid (TUDCA) olduğunu anlatan Özcan, AA muhabirine yaptığıaçıklamada, “Bu çalışma yeni bir grup ilacın diyabet tedavisinde kullanılabileceğini gösteriyor ve benim önceden bulduğum sistemin, tedavi için ciddi bir hedef olduğunu kanıtlıyor” dedi.

Araştırmayı insanlarda da deneyeceklerini belirten Özcan, her iki ilacın da başka hastalıkların tedavisi için insanlarda kullanılan güvenilirliği kanıtlanmış ilaçlar olduğunu vurguladı.

Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz da Tip 2 diyabetin insülin salgılamada bir yetersizlik ve hücrelerin bu hormona karşı duyarlılığının azalması sonucunda geliştiğini söyledi. Yılmaz, dünyada 180 milyon diyabetli bulunduğunu ve bunun yüzde 90'ını tip 2 diyabetlilerin oluşturduğunu kaydetti.

Türkiye'de etkin molekül bulma açısından hemen hemen bu konuyla ilgili hiç çalışma olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, Dr. Umut Özcan'ın araştırmasının hem Türkiye hem de dünyadaki diğer diyabetliler açısından sonderece önemli olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Yılmaz, çalışma boyunca Dr. Özcan ile istişare içinde bulunduklarını belirterek,”Diyabetin tedavisi açısından umut veren bir çalışma” olduğunu kaydetti. Yılmaz, “Dr. Umut Özcan'ın çalışması hastalığın tedavisi için yeni bir umut. Bu çalışmanın dünyanın en ciddi bilim dergisinde yayınlanması Umut ve ülkemiz açısından çok önemli bir olay” diye konuştu.
 
Üst