Sanat ve İnsan

Bilge Gökçen

Yeni Üye
Üye
Yaratıcı birey; ürünü geniş kitlelere ne kadar iyi tanıtabilir, sergileyebilirse o kadar da etkileşim olur. Sonuçta sanatın çıkması bireydedir. Etkisi doğmasının yankısı da toplumdan gelir. Kitle iletişim araçlarıyla, büyük insan topluluklarına doğru istenen şekilde ulaşılması mümkündür.

İnsanlardaki düşünme olgusu, onun çevrelerindeki olayları keşfedip tanımlanmasını ve sınırlandırılmasını sağlamıştır. Bu depolanan bilgi birikimi; hemcinsleriyle de alışverişte bulunma gereksinimiyle artmıştır. İnsanı diğer yaratıklardan ayıran özelliklerin başında; düşünmenin doğal bir uzantısı olan iletişim gelir. Belirli bir tür insan ilişkisidir. İleti alışverişi, belirli bilgileri, düşünceleri, davranışları ve olayları kapsar.

İletişim “Bilgi”, düşünce ve tutumların aktarılmasıyla belirli bir insan topluluğu içinde benzeşme, birlik taşıyan bir ortaklık yaratılmasıdır.
İnsanın varolduğundan bu yana iletişim kurma çabası benliğinde vardır. Ancak iletişimin belirli bölgelerde kısıtlı imkanlarla yapılması, gruplaşması insan topluluklarının da birbirlerini tanımasını kısıtlamıştır. Şu anda ileri teknolojinin kitle iletişim araçlarına sahip olmasına karşın ülkeler örf, adet ve dil gibi kendi öz toplumsal belirtilerini şöyle ya da böyle sürdürebiliyorlarsa bunun tek nedeni eskiden gelen köklü iletişimlerdir.

Eğer insan varolduğundan bu yana ön yapısıyla, diğer yapıdaki sağlıklı başkalaşımlar içinde olan insanlarla iletişim kurabilseydi, tek bir toplum, tek bir geçmiş olacaktı.

Daha geniş kitlelere, çevrelere seslenebilmek için çaba sarf eden insan, çağımızdaki teknolojik olanaklarla bu isteğine kavuşabilmiştir. Günümüz toplumlarında genel iletişim; haber, bilgi aktarımı, bu amaç için yapılmış özel araçlarla gerçekleşmekte, bu araçların işleyişleri hemen tüm toplumlarda kurumsal bir mekanizma ile yönetilmektedir.
Böylesi kurumlarla toplum arasındaki, iletişim olgusuna, kitle iletişimi denilmektedir.

Kitle iletişimin oluşabilmesi belirli koşulların doğmasıyla olasıdır. Toplumun teknolojik düzeye gelmesi, basılı metinlerin varlığı ve bu metinleri tüketecek halk kitlesine bağlıdır. Sıralanan koşullar kitle iletişiminin toplumlardaki tarihsel gelişmesinin belirli bir evresinde ortaya çıktığını göstermektedir. Bu süreç içerisinde oluşan iletişim kurumlarında giderek toplumsal – siyasi bir güç öğesi niteliği kazanmaktadırlar.

Audio – visual araçlarla doğrudan doğruya basın, sanatların kendi kendilerini kitleye iletmek yolundaki imkan ve sınırlarını aşarak kitleyle sanatlar arasındaki yaygın bağlantıyı kurarlar. Bu da onların olguları kendi ifade kalıplarının sınırlarına zorlamaları sonucuna varır. Bunun yanı sıra olguları basitleştirdikleri de söylenebilir. Kitle yararına bir basitleştirme haklı görülebilir. Ancak insan duyarlığının karmaşık ürünleri olan ve daima insan özgürlüğünün hakkını arayan sanat eserleri bu kalıpları sürekli olarak zorlayıp aşar, giderek onların nitelikçe daha üstün ve yoğun, yeni seviyelere ulaşmasını sağlar. Dolayısıyla sanatla basın, radyo, TV gibi araçlara kendi seviyelerini yükseltmek imkanını da verirler.
Sanat eserleri müzeler ya da koleksiyonlarda, saklanmak için meydana getirilmemişlerdir. Sanat eserini yaratmakta böyle bir amaç yoktur. Gerçekte sanat eserlerinin korunma ve incelenme amacıyla emanet edildikleri bu çeşitten kurumlarda kendi teknik araçları ve imkanlarıyla sanat eserlerini kitleye tanıtmak ve ona derin bir bilinç kazandırmakla yükümlüdürler. Eserlerin doğrudan doğruya kendilerine sahip bulunmalarını, kurumlara hem bu imkanı verir, hem de onları bundan sorumlu kılar. Buna karşılık sanatı kitleye iletmek görevini yüklenen haberleşme araçları bu iletişimi dolaylı yaptıkları için yapaydırlar. Önemli olan bu yapaylığın giderilmesi ve sanatın somut niteliklerini kitleye doyurabilen tanıtıcı, eleştirici bir tekniğin ve üslûbun geliştirilmesidir. Haberleşme araçlarının kitlenin eğitimi yolunda sanatları konu edinmesi, kendi özel teknik yöntemleri ile insan varlığının kendi kendisi hakkında bir bilince kavuşmasını amaçlar.

Toplumsal düzenin tutarlı bütünlüğü de buna bağlıdır. Haberleşme araçlarının eğitici rolü budur. Oysa sözlüğün özel anlamı içinde bir sanat eğitimini okullar ve ilgili kurumlar yapar. Sanat dünyasında meydana gelen olayların, sorunların, önemli sanatçı kişilerin tanıtılıp duyurulma imkanı normal eğitim düzeyinin gelişmesi ve yaygınlaşmasına bağlıdır. Araçlar bu durumda bir bakıma ancak kitlenin isteklerini cevaplamaya hazırlanır, nasıl ki gazeteler dergiler yazma okuma öğreten araçlar değil, okuma yazma öğrenmiş kişileri ülke ve dünya gerçeklerinden haberdar eden, hatta bu gerçekler arasında ilişki kurmalarını sağlayan araçlarsa. Bu yoldan belli bir toplumsal realite olarak belli, özleşmiş bir sanat realitesinin de anlaşılmasını mümkün kılarlar.

alıntı
 
Üst